Author Archives: Berna Börekçi

Genç Yusuf Mısır’da Satılıyor

Mısır’da Yusufun satışı şöyle olmuştu. Kervanbaşı, doğruca köle pazarına develerini çekti. Pazardaki esir genç kızlar, genç kadınlar, çocuk ve delikanlılar vardı. Bu esir pazarında Afrika’dan, Asya’dan kaçırılmış bu türlü köleler satılırdı. Zavallı 17 yaşındaki genç Yusuf, kadere boyun eğmişti. Babasının Allah’ı tarafından mutlaka kurtulacağından ümitliydi. Çünkü Yüce Rabbinden gelen ses: — Ey Yusuf. Sen kardeşlerine… Read More »

Yusuf Kuyudan Kurtarılıyor

Öteyanda, akşam vakti on kardeş obaya dönmek üzere kuyudan ayrılırken bir kervan da develerinin çanları çalına çalına, kuyu başına doğru ilerlemekteydi. Kervan nihayet kuyunun başına geldi, durdu. Kervanbaşı: — Sakalar kırbaları indirsin! Kuyudan su doldursun! diye bağırdı. Sucular, develerden atladılar. Kuyu başına geldiler. Kuyuya bir kova sarkıtıldı. (1) Yûsuf sûresi, âj’et: 17 (2) Yûsuf sûresi,… Read More »

Hz. Yusuf’a Kurulan Tuzak

— Ne yapıyorsunuz kardeşlerim? diye haykırdı ise de sesini yine kardeşlerinden ve kendisinden başka duyan olmadı. Onu kolları bağlı olarak kör kuyulardan birisine bir iple sarkıttılar. İçinde bir damla su bile yoktu. Yusuf, şimdi bu kör ve karanlık kuyunun içindeydi: — Yarabbim, benim hâlim ne olacak? Beni buradan kurtar? diye dua ediyordu. İçinden bir ses:… Read More »

Büyük Kardeşlerin Kıskançlığı

Hazret-i Yakub’un Yusuf’la Bünyamin’i fazla sevmesi, büyük oğulların yüreğine kıskançlık korları atıyordu. Haset ateşiyle yanmaktaydılar. — Neden babamız Yusuf’u bu kadar çok seviyor? — Neden iki küçük kardeşimiz babamızın sevgisini bu kadar kendilerine çekiyorlar? On kardeşten biri bir gün dedi ki: «Yusuf’la kardeşi (Bünyamin) babaları yanında bizden daha çok seviliyor, biz ise daha çoğuz, daha… Read More »

Hz. Yusuf’un Rüyası

Hz. Yakub, evlâtları arasında en çok Yusuf’u seviyordu. Sonra I ünyamin’i de çok severdi. Onları kucağına alır, sever, okşar, kırlara çıkarırdı. Onlarla birlikte oynardı. Karısı, Lea’nın altı çocuğu ile cariyesinden olan dört çocuğu Yusuf  ile Bünyamin’i bunun için çok kıskanırlardı. Yusuf, on büyük kardeşi ile birlikte sürüleri de gütmeye giderdi. Onlar ne yaparsa, ne kötü… Read More »

İs’in Oğulları

Hazret-i İshak’ın büyük oğlu İs kardeşi Yakub ile birlikte babaları Ishak’ı toprağa verdikten sonra yine topraklarının başına döndü. Yakub’a olan yirmi sene önceki kin hiç de ateşlenmedi. Aksine, Yakub’a iyilikleri dokundu. Is bir gün amcası Hz. İsmail’in yanına, Hicaz’a da gitmişti. Orada İsmail’in kızı Beşme ile evlendi. İs’in bu kadından birçok çocuğu dunyaya geldi. Nesli… Read More »

Bünyamin’in Doğuşu

Göç, yeniden başladı. Güneye gidiyorlardı. Efrata mevkiine birkaç menzil kalmıştı ki, Yakub’a cariyeleri gelerek: — Ey efendimiz! dediler. Karınız Rahel’i doğum sancıları tuttu. Bu. birinci oğlunun sancılarına benzemiyor. Eşinize çok ıstırap veriyor. Yakub, kervanın başından hemen sevgili karısının, Yusufun anasının yanına koştu. Güzel eşi doğum ağrıları içindeydi. Deveyi durdurtup çadır kurdurdu. Rahel’i oraya aldırttı. Rahat… Read More »

Hâcer’in Çektiği Cefa

Artık Hâcer’in rahatı kaçmıştı. Bu sefer, kendisine hakaret eden, cariyeliğini yüzüne vuran: — Kocamdan bir çocuğa gebe olmakla ne oldum delisi olan kadın! diyerek dille iğnelenen, hattâ çok defa kolundan çekilip itilen, Haz ret i İbrahim’in çadırına girmesi yasak edilen ve aşk saatlerine hasret çektirilen zavallı Hâcer olmuştu. Dokuz ay sonra doğacak çocuğuna İsmail adı… Read More »

Sârâ’nın Kıskançlığı

Hâcer, Hazret i İbrahim’in çadırında yattığı ilk geceden bir evlâda gebe kaldı. Hâcer, mevkiinin yükseldiğini görmekle kalbinde hem bunun sevinci, hem de bir çocuğu doğacağı sevincini duydu. Bundan gururlandı. Şimdi ortağı Sârâ’ya, eski hanımına yukarıdan bakmaya başladı. Hakkı vardı. Hazret i İbrahim’e ilerlemiş yaşında bir çocuk  doğuracaktı. Hele bu çocuk erkek olursa bu Allah peygamberinin… Read More »

Sârâ, Cariyesi Hacer’i Hazret-i İbrahim’e Bağışlıyor

Hz. İbrahim günün son ışıkları yüzüne vururken karısı Sârâ’nın yanına doğru ilerledi. Aşağıdan, güneşin son kızıllığı vuran dereye baktı. Adamlardan biri, çocuklarını akşam ışıkları dolu sularda takdis ediyordu. Yavaş yavaş karısı Sârâ’nın çadırına geldi. Omuzunu çadıra dayadı. Çadırın kapısı açıktı. Akşam ışıkları çadırın içini doldurmuştu. Sârâ, bir pıtırtı duyunca yerinden fırladı. Sevgili kocası, Allah’ın peygamberi… Read More »