Hâcer’in Çektiği Cefa

By | 10 Mart 2015

hacerin-cektigi-cefaArtık Hâcer’in rahatı kaçmıştı. Bu sefer, kendisine hakaret eden, cariyeliğini yüzüne vuran:

— Kocamdan bir çocuğa gebe olmakla ne oldum delisi olan kadın! diyerek dille iğnelenen, hattâ çok defa kolundan çekilip itilen, Haz ret i İbrahim’in çadırına girmesi yasak edilen ve aşk saatlerine hasret çektirilen zavallı Hâcer olmuştu.

Dokuz ay sonra doğacak çocuğuna İsmail adı konulacak olan Hâcercik!..

Zavallı kız, büyük bir üzüntüye uğramıştı. Bütün emelleri sönecek miydi? Gece, yine bir çadır köşesine çekiliyor, hüngür hüngür ağlıyordu. Bu son peygamber olarak gelecek bir çocuğun en büyük en yüce mazlum anneler annesi…

Bir sabah bu hakaretlere, bu dayaklara dayanamadı:

— Kaçacağım! dedi, buradan! Kaçacağım!.. Kendimi çöllere atacağım artık bu kadın benden ne evlâd umsun, ne de soy sop! Ama Allah’ın yüce kulu İbrahim’e yazık olacak! Bana yazık olacak! Karnımdaki çocuğa yazık olacak!
Kendisini o sabah çadırdan dışarı attı.

Herkes uyuyordu. Çadır halkları derin uykularında idiler.Karnındaki yavruyu sevip okşadı.İşte, biricik sevinci buydu. Onu kaybetmemeliydi.
Hakaretlerle, dayaklarla onu düşürmemeli, karnını boşaltmamak idi…
Çadırın kenarından süzüldü ve kendisini engin çöllere attı…Gitti… Kumlar ayaklarını çize çize gitti…
Göklere tırmanan güneşin ışıkları kumları kavururken onun da ayakları kavrula kavrula gitti…
ŞÛR yoluna kadar ilerledi.

Susamıştı. Boğazı kurumuştu. Karnındaki çocuk da serinlik istiyordu.Birden bu yolda bir pınara rastladı. Hemen oraya doğru koşmaya başladı. Bir hurma ağacının serin gölgesine çöktü. Elini pınara uzatttı.Serin, billur sulardan avuç avuç içti Ahir Zaman Peygamberinin en büyük annesi!
Birden karşısında bir yolcu kılığında Allah’ın yüce meleği Cebrail görundü.
Ona doğru ilerledi bu yolcu!
Hâcer şaşırdı, korktu.
Yolcu:

— Korkma evlâd! dedi. Ben de bir babanım. Ben de bir yakınınım!
Hâcer ferahladı. Bu adam ona sordu:
— Sen Hâcer’sin, değil mi?
— Evet, Hâcer’im ben!
— Nereden gelip nereye gidiyorsun ey Hâcer?
— Hanımım Sârâ’nın yüzünden kaçıyorum. Bunun için çöllere attım kendimi!
Allah’ın meleği Cebrail:

— Olmadı işte bu kızım! dedi. Kendini kızgın çöllerde yırtıcı kuş  hayvanlara mı yem etmek istiyorsun? Susuzluktan ölmeğe mi geldin buralara!..
— Artık çektiğim eziyetler, cefalar canıma tak etti ey yabancı?
— Onları unut şimdi… Haydi bakayım, kalk! Çadırına dön. Hanımına git! Onun eli altında dik başını eğ, ona itaatli ol!
— Ben işte onun yanından kaçıyorum artık yabancı!
— Dön onun yanına diyorum sana ey kız! Bil ki, karnındaki çocuk doğduktan sonra senin neslin çoğaldıkça çoğalacak. Alemlerin Rabbi senin soyunu sopunu arttırdıkça arttıracak. Senin evlâdların sayılmıyacak kadar üreyecek, türeyecek…

Bu sözler HâceRe çok tatlı geldi. Yabancıya sordu:
— Sen kimsin? Bunları nereden biliyorsun! Yüce Melek ona şu cevabı verdi:
— Ben Allahü Teâlâ’nın sana gönderdiği yakın bir meleğim. Sen bir peygamberin karısı oldun. Kutlu bir çocuğu karnında taşıyorsun. Şimdi en kutsal bir gebesin sen!

Hâcer çıldıracak gibi bir sevinçle sordu:
— Ey Yüce Allah’ın Meleği! Söyle bana! Karnımdaki çocuğun doğduğunu, onun bana gülümsediğini görecek miyim ben.
Ulu Melek:
— Göreceksin! dedi. Hem sana bir oğul verecek Yüce Rabbimiz!
— Bir oğul mu?
— Bir oğul!
— Aman Yarabbi! Bu ne bahtlık!
— Onun adı da…
— Onun adı mı?.
— Evet onun adı da İSMAİL olacak! Sen onun adını İsmail koymalısın. Çünkü Yüce Allah sana yapılan cefaları gördü, senin şikâyetlerini işitti.
— Neler söylüyorsun ey yolcu sen!
— Şunu da bil ki, oğlun yâd illere düşecek, bura halkına yabancı kalacak. Onun eli herkese karşı koyacak, herkes de ona karşı olacaktır. Kendisi de öz kardeşlerinin doğusunda yaşayacaktır.
Allah’ın Meleği bu sözleri söyledikten sonra birdenbire gözden kayboldu. Hâcer, Yüce Rabbi’nin bir elçisi ile görüştüğüne şimdi iyice inanmıştı. Ellerini gökyüzüne kaldırdı:

— Allah’ım, Allah’ım! diyerek Yüce Yaratanının adını andı. Sonra:

— İşte beni görüyorsun ey Yüceler Yücesi! dedi. Beni görüyorsun işte! Burada gördüğün gibi daima beni gör.

Sonra, kendisine görünen meleğin sözlerine uyarak geldiği yollardan geri dönüp yürümeye başladı. Bu pınarın fışkırdığı bu kuyuya Bi’r-i  lüheyrui adı verildi. «Beni gören varlığın kuyusu» demekti anlamı. Bu kuyu Kadış ile Bâred arasındaydı.

Hâcer, yine çölde yürüdü… Fakat akşam serinliği başlamıştı. Meleğin verdiği bir oğula kavuşma müjdesi, ona bütün yol zahmetini unutturdu.
Güneş kızıl bir gün goncası gibi çölün ufkunda batarken Hazret i İbrahim’in obasına dönmüş, çadırına girmiş, tatlı bir sevinç içinde karnındaki çocuğunu okşayarak rüyalı bir uykuya dalmıştı.

Her cefa dokuz ay on gün içinde Hâcere sefa gibi geldi.
Günler günleri kovaladı. Aylar ayları takip etti. Ve nihayet bugün  câriye Hâcer beklediği evlâda kavuşmak için sancılandı.
Bu sancılara da dayandı, durdu:
— Allah’ım, sen benim doğurmamı kolaylaştır diye dua etti.