Monthly Archives: Aralık 2013

Hac ve Haccın Hikmetleri

Yüce Allah (cc) şöyle buyuruyor:

“Yoluna gücü yetenlerin o evi (Kâbe’yi) haccet­mesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkar ederse, bilmelidir ki Allah bütün alemlerden müstağnidir.”

Hac, İslam’ın beş şartından biridir. Hem malî, hem bedenî ibadettir. Yüce Allah şu ayet­lerle bu şartı, farzı bildirmektedir:

“Şüphesiz alemlere bereket ve hidayet kay­nağı olarak insanlar için kurulan ilk ev; (mabed) “Mekke’deki (Kâbe)dir. Orada apaçık nişaneler, (ayrıca) İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren emni­yette olur. Yol bakımından gidebilenlerin o evi hac­cetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkar ederse, bilmelidir ki Allah bütün alemlerden müstağnidir. (Yani Allah, hiçbir şeye muhtaç değil­dir).”

hac

 

 HACCIN HİKMETLERİ:

Haccın ferdî, İçtimaî birçok faydaları vardır.

Ancak her ibadetimizde olduğu gibi ibadet­lerimizi icra ederken tek gayemiz Allah rızasıdır. O’nun verdiği emirleri yerine getirmektir. Allah’ın verdiği emirleri yerine getirirken gördüğümüz faydalar yüce Allah’ın bir lütfudur.

“İnsanlar arasında haccı ilan et ki gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen yorgun argın develer üzerinde kendilerine ait bir takım yararlan yakinen görmeleri, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerinde belli günlerde Allah’ın ismini anmaları (kurban kesmeleri için) sana (Kâbe’ye) gelsinler. Artık ondan hem kendiniz yiyin, hem de yoksula, fakire yedirin.”

“Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve o eski evi (Kâbe’yi) tavaf etsinler.”

Bu ayetlerde Cenabı Hak haccın faydalarım bize bildirmektedir. Bilhassa 29. ayette “Men­faatlerini müşahede etmeleri için” buyurmakla dikkatimizi hacdaki ferdî, ictimaî faydalara çek­mektedir.

Tırnak Kesme Adabı

tırnak kesmek

Tırnak kesmenin belirli bir günü yoktur. Gerektiği her an (yani uzayınca) kesilmelidir. Önce ellerininkini, sonra ayaklarınınkini kesmek, ellere sağ elin işaret parmağından başlayıp, eller avuç içleri birbirine gelecek şekilde birbirine yapıştırıldığında parmakla­rın oluşturduğu daireyi sağa doğru giderek tamamlamak, sonra sağ ayağın küçük parmağından başlayıp sol ayağın küçük parmağında bitirmek müstehap görülmüştür. Gazalinin söylediği budur. Bu ko­nuda başka görüşler de vardır. Efdal/en iyi olan, tırnakların haftada bir kesilmesidir. Onbeş güne kadar bırakılmasında da bir mahzur yoktur. Kırk günü aşması ise, harama yakın (tahrimen) mekruhtur. Ama tırnakları çok uzayıp, sınırı aşmayacaksa, bekleyip cuma günü kesmek (özellikle camiye gidecek erkekler için) müstehaptır. Bu ko­nuda Fetavay-ı Kâdıhan’da şöyle denir: “Bir adam tırnak kesmek ya da saç tıraşı olmak için, cuma gününü belirlese; başka günlerde de bunun caiz olduğunu kabul etmekle beraber, cumaya kadar beklemesi tırnak kesmeyi çok geciktirmiş olacaksa, bu mekruh olur. Çünkü tırnakları uzun olanın rızkı kıt olur Eğer çok geciktirmiş olmayacaksa ve cumayı hadisin tavsiyesine uymak için bekliyorsa bu müstehaptır. Çünkü Aişe Validemizden nakledildiğine göre, Rasulüllah Efendimiz: “Kim cuma günü tırnaklarını keserse, Allah onu öbür cumaya kadar ve üç gün daha fazla belalardan korur”buyurmuşlardır.

İsraf Nedir

İsraf-etmeyin

Yüce Allah (cc) şöyle buyurur:

“Ey Ademoğlu! Her mescide gidişinizde zinetli elbiseleri giyin. Yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.”

İsraf nedir?

İsraf konusunda halkımız arasında yanlış veyahut eksik anlayış var. İsraf deyince birçok kimse ekmeğin, yemeğin artanının atılması zan­nederler.

Evet, ekmeğin, yemeğin artığını atmak israf olduğu gibi pek çok konular da israf kapsamın­dadır.

Esasen israf: Birşeyin haddinden fazla ya­kması; birşeyin ölçüden fazla yapılmasıdır. Bir kuvvetin, enerjinin yerinde harcanmaması yahut yerinde harcanırken ihtiyacından fazla sarfetrrıesi israftır.

Çöpe atılan ekmek ve yiyecekler israf oldu­ğu gibi lüzumundan fazla kullanılan su ve her tür­lü maddeler de israftır.

Zamanımızı boş yere harcamak da israftır. Müslüman, her saatini ya dünyası, ya da ahireti için sarfetmesi lazımdır.

Kahve köşelerinde sırf vakit geçirmek için parasız da olsa kağıt oynamak, onları seyretmek de israftır. Bunlara sorarsanız. Niçin oynuyor­sunuz? Niçin oynayanları seyrediyorsunuz? Vere­cekleri cevap:

“Zamanı geçirmek, zamanı öldürmek için.” Derler. Müslümanın ise boş yere geçireceği hiçbir boş vakti yoktur. Ya dünyası veya ahireti için sarfetmesi lazımdır.

Emekliyim, yaşlıyım, kahvede vakit öldür­mek için kahvede oturmaktan başka ne yapabilirim? Diyenlere cevabımız var: Kitap okusun, okuma bilmiyorsa okuyanları dinlesin veyahut Al­lah’ı zikretsin, ne kadar çok zikrederse o kadar fazla sevap kazanır. Kalbinde huzur, sükun, itminan meydana gelir.

Yine eline teşbihi alsın yüzlerce binlerce istiğfar çeksin. “Elhamdülillah”, “Sübhânellâh”, “Allahu Ekber” desin. Bildiği duaları okusun. Yüce Al­lah, Kur’an’da Allah’ı çok zikretmemizi emret­mektedir.

Allah’ı çok zikretmemiz, Allah’ın bize verdiği sayısız nimetlere karşı şükür ifadesidir, hatta az biledir.

Yüce Allah, helal yemeyi emretmiştir. Fakat haddi aşmayı, çok oburluğu da yasak etmiştir.

“Ey iman edenler! Allah’ın size kıldığı iyi ve temiz şeyleri (siz kendinize) haram kılmayın ve sınırı aşmayın, Allah sınırı aşanları sevmez.”

israf

Düğün Öncesi Nikah Yapılabilir Mi?

nikah1Bilindiği gibi İslam’da nikâh; “evlendim”, “kabul ettim”, gibi icap ve kabul ile, yani karşılıklı irade beyanıyla kolayca oluşan bir akittir. Akid oluştuktan sonra da her türlü hukukî sonucu sabit olur. Düğün öncesi nikâha bu açıdan baktığımızda şunları söyleyebiliriz: Önce­likle bu, İslamın ne tavsiye ettiği ne de saf dönemlerinde uyguladığı bir tatbikattır.

Böyle bir uygulamaya götüren sebeplerin ekonomik, sosyolojik ve psikolojik yönleri vardır. Söz ya da nişan yapıldığında kızın em­sali kadar çeyiz düzememiş olması ile, bunu tamamlamak için süre kazanmak istemesi ekonomik, çeyizi az olanları çevrenin kınama­sından çok, fazla olanları takdir etmesi sosyal, kızın çeyizde huzur arayıp emsalinden az çeyizle evlenmesi halinde aşağılık duyması da psikolojik etkendir.

Bu tür bir uygulamanın peşinden getireceği sonuçlara gelince: Kadın şer an erkeğin tam anlamıyla karısı olur ve daha önce de söy­lediğimiz gibi karşılıklı olarak, nikâh akdinden doğacak her türlü hakka sahip ve görev ile mükelleftirler. Erkeğin, yatağına davet et­mesi halinde kadının bunu, ebeveyninin izin vermemesi bahanesiy­le terketmesi mümkün değildir. Aksi halde kocalık hukukuna say­gısızlık (nüşûz) etmiş olacaktır. Çünkü ebeveyninin bunu artık red­detme yetkisi yoktur. Bu akitle birlikte kadının nafakası (yeme-içme, giyme ve mesken) erkeğin omuzlarındadır ve kadının bunu isteme hakkı doğar. Vermezse erkek, hukuku çiğnemiş, verirse bir yarara (istimtâ’a) sahip olmadan vermiş olur. Buluşmaları ve çok uzak ol­mayan ihtimalle zevciyet ilişkisinde bulunmaları halinde sonuç, çok daha kötü olabilir. Kadın şer’an erkeğin nikâhlısıdır. Bu durumda azımsanmayacak oranlarda vuku bulan ayrılma ihtimalinde, ayrılma isteği ya da sebebi erkekten ise, bugünkü kanunlara göre kadın hiçbir hak iddia edemeyecek ve bu durum onun, hayatı boyunca sürecek bir mağduriyetine sebep olacaktır. İslâmî müeyyidelerin bulunma­masından yararlanan (!) erkek ise, bir yönden hukuku çiğnemiş ve büyük bir günah işlemiş olacak, diğer yönden, yaptığı yanına kar kaLtacaktır. Ayrıca “duhulle/zifafla” kanunî bir hak halini alan mihrinide, zorlayıcı bir kanun bulunmadığından, kadına vermemekle, onu ikinci bir mağduriyete uğratacaktır. Aslında imanı tam bir erkek, bu şartlar altında da bunları yapamaz, ancak dinî gayreti bu konularda kendisine engel olabilecek erkek henüz çok azdır.

Ayrılma isteği ya da sebebi kadından gelmişse ve erkek de bunu istemiyorsa, bu defa da yürürlükteki kanunlardan yararlanma yolu­na kadın gidecek ve henüz resmen nikâhsız olduklarından, erkekle hayatlarını birleştirmeyi kabul etmeyebilecek ve bir yönüyle bu defa da erkek gadre uğrayacak, diğer yönüyle de kadını cezalandırma yo­luna gidecek, onu boşamayacak ve kadın buna rağmen başkası ile evlenmesi halinde, şer’an ömür boyu zina hayatı yaşamış olacaktır.

Konunun bir başka yönü, bu uygulama ile; belirli gayelere hiz­met eden yayın organları ve çevreler tarafından ısrarla propagandası yapılıp teşvik edilen, evlilik öncesi flörte, şer’î bir kılıf uydurulmuş olacağıdır.

Peki ne yapmak gerekir? Önce bu uygulamanın sebeplerine inilmeli ve bunların İslâmî olmadığı görülmelidir. Rasulüllah Efendimiz tarafından “En hayırlı evlilik” diye nitelendirilen, külfeti en az ev­lilik gündeme getirilmeli ve özellikle Doğuda ve çevresinde uygulanan ve damadın artık ömür boyu belini doğrultamamasına sebep olan ağırlıklı düğünlerin gayr-ı İslâmî ve ilkel olduğu vurgulanarak anlatılmalıdır. Bu, meselenin ekonomik sebebinin çaresidir. Bu şekilde, külfetli düğün yapan aileler kınan­mak ve kızları için de, damatları için de, veliler için de hayırlı bir iş yapmadıkları vurgu ile kendilerine duyurulmalıdır. Bu da sosyolojik sebebin çarelerindendir. Müslümanca yaşamak isteyen aileler kızla­rını İslami kültürle yetiştirmeli ve tam bir şahsiyet kazandırarak on­ları çeyizi ve mobilyası çok olan hemcinslerine karşı aşağılık duyacak seviyeden kurtarmalı, tığla atılan milyonlarca ilmek ve buna dökülen göz nuru yerine, bu yolda harcanan yüzbinlerce parayla yapabilecek­leri ve bu ilmeklere verilen zamanın onda biri ile iki dünyalarına yetecek kadar bilgi elde edebilecekleri, yani kitap okuyabilecekleri, kalan zamanlarını da daha hayırlı işlerde kullanabilecekleri kendilerine anlatılmalıdır. Oğlan velileri böyle kızlar aramalı, kız velileri de bu şuur düzeyinde oğlanlar bulmalıdırlar. Bu ise, meselenin psikolojik sebebinin çaresidir.

Ancak çevre faktörünün bunda tesirli olduğu ve köylerde ya da muhafazakar çevrelerde bu uygulamanın sonuçlarının, böyle ol­mayan yerlerde ve şehirlerdeki kadar menfî olmayacağı da kabul edilmelidir. Her şeye rağmen böyle bir uygulamaya gidiliyorsa, şer’î nikâhla beraber, hatta ondan önce resmî nikâhın yaptırılması tavsi­ye edilebilir. Böylece şer’î müeyyidelerin bulunmadığı bir ortamda, şer’î olmayan yollarla da olsa güç dengesi sağlanmış olacaktır.

Bu marazi belirti için kısmî tesir gösterecek bir çareden daha söz edilebilir. Eskiden olduğu gibi evlenemeyecek çiftlere maddi yardım sağlayan vakıflar kurmalı ve evlilik için çeyiz gibi bir problemin ka­falarda artık problem olmaktan çıkmasını sağlama yoluna gidilme­lidir, gidilebilir.

Aslan Burcu

Güneş bu burca 24 Temmuz tarihinde girer ve 23 Ağustos tarihine kadar kalır.

aslan burcu

Arslan burcunun dostu İkizler burcudur. Bu burcun yıldızı Güneş’tir. Güneş’in madeni altındır.

Arslan burcunun tesiri altında doğanlar bu burcun cömertliğini, parlaklığını ve iyiliğini nefislerinde taşırlar. Güneşin tesiri altında olanlar münakaşa kabul etmezler. Mağrurdurlar. Şeref, haysiyet, izzet-i nefs ve insanlık duyguları pek yüksektir.

En büyük bir menfaat karşısında bile, benliklerinden, gururlarından en küçük bir fedakârlıkta bulunmazlar, kimseye boyun eğmedikleri gibi ona buna dalkavukluk etmekten, yaltaklanmaktan da nefret ederler. Kendilerine düşmanlık yapmak isteyenleri ve hasımlarmı gururları ve azametleri ile eritirler. Her ne pahasına olursa olsun küçüklüğe düşmezler. Hayatları çok sade geçer. Herkese iyilik etmek isterler. Kendilerinden küçüklere karşı merhametli, büyüklere karşı saygılıdırlar. Ekseriyetle içlerine kapalı insanlardır.

 

Hislerini açığa vurmaktan çekinirler. Teşkilatçı bir ruha maliktirler. Gerek memuriyet ve gerekse iş hayatında kısa zamanda parlayarak ilerleyebilirler. Cesur ve atılgandırlar.

Bilhassa medenî cesaretleri çok yüksektir. Politika sahasına atıldıkları zaman kendilerine iyi bir mevki yapabilirler. İçlerinden yüksek kumandanlar ve büyük edipler çıkar.

Aşkta sadık, vefakar ve dürüsttürler. Karşılarındakinden de aynı sadakat ve dürüstlüğü beklerler. Bu mukabeleyi görmezlerse çok bedbaht olurlar. Eşlerinin en ufak bir ihanetine tahammül edemezler ve derhal boşanıp ayrılırlar. Evlilik hayatında gerek karı olarak, gerek koca olarak kusursuzdurlar. Kendileriyle evlenenleri muhakkak surette bahtiyar ederler. Sonra da çok şanslıdırlar. Talih oyunlarında ekseriya kazanırlar.

Güneş Yıldızının insanlar üzerindeki etkileri ve bunların evsaf-ı mümevvizesi

Şemsi tip; bademi yüz hattı müstakimlerden mürekkep bir çehre. Hafif ve kıvrımlı köşeler, kemik ve adalelerin keskinliklerim izale eden hafif ve yumuşak etler. Hafif limon rengine çalan bir beniz, yüz sakin ve necip, ağırbaşlı, alın yüksek ve kemerimsi, gözler tatlı ve aynı zamanda ciddi, göz bebekleri benekli, kirpikler uzun, burun zayıf ve kemerli, çene ince, ağız orta, dudaklar az kalınca ve renkli, çene yuvarlak ve ileri, boy orta, vücut kılsız, mütenasibülendam ve güzel, böğürleri içeri doğru, kemikli, erkeklerde az çıkmış güzel bir sakal, yüzde az çizgi, mutedil ve ölçülü adımlar, saç kıvırcık, ince ve ipek gibi yumuşak, ses berrak ve şehvetli, gözler açık, kestane rengi, biçimli, mütebessim ve nemnaktır. Mütenasip bir surette mukavves kaslıdırlar.

Ahlakları:

Güneş yıldızının başlıca vasıfları: Kuvvet, şiddet, gazab, his ve rikkat, haya, iffet, servet ve zekadır. Bu yıldızın tesiri altında bulunanlar, baş olmaya, emir ve tahakküme mail olurlar. Büyük aşklara müsait değillerdir. Kendileri için yaşarlar.

Onun için hayatlarında, dostluklarında, ailede, hayli bedbaht olurlar. Kıskançtırlar. Yüksek bir zeka sahibidirler. Her şeyi anlarlar. Fakat hiçbir şeyde ihtisas edinmeye kabiliyetleri yoktur, İzdivaçta da mesut edemezler ve mesut da olamazlar. Derin merbutiyetler edinemezler. Kıskançlık ve şüphelerini sık sık izhar ederler. Bu histen kurtulamazlar.

Taksitli Alış-Veriş Caizmidir ?

taksitli alış verişTaksitle eşya almanın faiz olduğunu söyleyen yoktur. Faiz, tak­sitli satışlardaki vade farkında söz konusu olabilir. Yalnız her vade farkının faiz olmadığı da bilinmelidir. Buna göre vadeli satışlardaki muhtemel durumları şöylece maddeleyebiliriz:

  1.  Fiyat farkı olmadan, ödeme süresi belli taksitli satış: Bu herkese göre caizdir.
  2.  Peşin, mesela bin liraya satılırken, müşteriye peşin mi, vadeli mi istiyorsun diye sorduktan sonra, vadeli istediğini öğrenince, bin ikiyüz lira diyerek yapılan ve ödeme süresi bilinen vadeli satış: Bu da herkese göre caizdir.
  3.  Peşin, mesela bin lira, altı ay vadeli bin ikiyüz lira deyip, söz­leşme sırasında birinde karara varılan, böylece ödenecek miktar da, zaman da belli olan vadeli satış: Çoğunluğa göre caizdir.
  4.  Peşin bin lira, vadeli bin ikiyüz lira, deyip, hangisine karar veril­diği belirtilmeden kabul edilen vadeli satış: Herkese göre haramdır.

Geciktiğin her ay için, yüzde, mesela beş ödersin, şeklinde, sü­resi ve dolayısıyla fiyatın tamamı bilinmeyen vadeli satış: Herkese göre haramdır

Borçlarda Enflasyon Farkı Alınmalımıdır?

Verilen borcun üzerinden bir yıl gibi bir zaman geçmekle enf­lasyonun sebep olduğu değer farkını almak caiz midir?

İmam Ebu Yusuf’a göre caizdir, diğerlerine göre caiz değildir.

Günümüzde olduğu gibi enflasyonun her yıl, hatta hergün paranın reel değerinin/satmalma gücünün büyük ölçüde aşındırdığını he­saba katarsak, selim vicdanlar, bu konuda Ebu Yusuf’un görüşüne katılırlar.

Bazı alimler de Hanefî mezhebine göre fetvanın sadece bu­nunla verilmesi gerektiğini söylerler.

Bunu belirlemede en sıhhatli ölçü ise altındır. Ancak en iyisi, meselenin çözümünü sona bırakma­dan, borç verirken altın olarak verip yine altın olarak alacağını söy­lemektir. Bu, herkese göre caizdir.

Ancak son zamanlarda altın dahi enflasyona yenilir olmuştur. Bu yüzden verilen değer başka yollarla hesaplanmalıdır.

Mesela DİE nin tespitlerine itibar edilebilir.

borç

Çok Konuşmak

çok konuşmak

Allah Teala (cc) şöyle buyuruyor:

“Hakkında bilgin olmayan şeyin üzerine dur­ma. Çünkü kulak, göz ve gönül bunların hepsi yap­tığından sorumludur.”

Bazı kardeşlerimiz çok konuşmayı bir ma­rifet sanıyorlar. İyi meziyetmiş gibi çok konuşma­yı alışkanlık haline getiriyorlar.

Hatta çok konuşmayı alışkanlık haline ge­tiren kimseler, “konuşma” diye ihtar edince ko­nuşanların sözlerini tekrar ediyorlar.

Çok konuşma düşkünü bir kardeşimiz şöyle dedi:

“Yarım saatten fazla konuşmadan dura­mam. Hiç olmazsa konuşmak için bir sebep bulurum” demişti.

Yukarıda zikrettiğimiz ayette Yüce Yaratan lüzumsuz konuşma, ilgisi, bilgisi olmayan şeyler üzerinde durulmasının sorumluluğu gerektirdiğini beyan ediyor.

Yüce Peygamberimiz (sav) ise şöyle bu­yurdu:

“Allah’ı zikir dışında çok konuşmayın, çünkü çok konuşmak kasvet verir.” (Allah zikri hariç.)

Müslüman boş vaktini Allah’ı zikir, dua, Kur’an okumakla geçirmelidir.

Allah Rasulü (sav) hayatının her zaman ve ânında Allah’ı zikrederdi.

“Hz. Aişe (ra) der ki, Allah Rasulü (sav) her za­man ve anında Allah’ı zikrederdi.”

Ayrıca şu kâinata bakarak Allah’ın kudret ve azametini düşünmelidir.

 

Kıyametin Ne Zaman Kopacağını Bilsek Ne Yapardık ?

kıyametKıyâmetin ne zaman kopa­cağını bilsek hatta kıyâmet koparken hazır bulun­sak ne yapmamız lazım? İşte bu soruyu, bir müslüman Allah Rasulü (sav)’e sordu:

“Ey Allah’ın Rasulü, kıyâmet koparken bir müslüman bulunsa ne yapsın?” O şöyle cevap verdi:

“Kıyâmet koparken hazır bulunan müslüman elinde fidan varsa, dikmeye devam etsin.”

Allah Rasulü’nün bu hadisinde çok derin mana var. Müslüman fidanı nereye dikecek?

Diktiği arazi ova, dağ hallaç pamuğu atıl­makta, fidanın dikildiği arazi ters dönmektedir, öyle bir yere fidan dikilse bile ters döneceğini bilmiyor mu?

“O Karia (kıyâmet) gününde insanlar, ateş etrafında uçuşan kelebekler gibi olacak ve hallaç pamuğu gibi atılan dağlar gibi olacak.”

Hallaç pamuğu gibi atılan dağlarda, arazim dikilen fidan tutar mı?

Ama Allah Rasulü, bize mesaj vermektedir: Kıyamet kopmuş, kopmamış sizi ilgilendirmesin. Sanki daha 5-10 sene yaşayacak gibi yolunuza devam ediniz. Kıyâmetin kopması sizi normal hayatınızı yaşamaktan alıkoymasın.

 

Kıyametin Alametleri

kıyamet gün.Ancak kıyâmetin kopmasına yakın kıyâmet alametleri vardır. Bunların meydana gelmesin­den sonra da kaç sene sonra kıyâmet kopaca­ğını yine ancak Allah bilir.

Kıyâmetin büyük, küçük alametler kopma­sına yakın alametler var.

Büyük Alametler:

Duhanın zuhuru, Deccal’ın çıkması, Dabbetü’l Arzın meydana çıkması, güneşin batıdan doğması, Ye’cüc Me’cüc’ün dünyaya yayılması, İsa’nın Nüzulu (İslam esaslarını tatbik etmesi, ümmeti muhammed bir fert olarak) Hicaz’dan kuvvetli bir ateşin zuhuru, üç hasef hadisesi, Kıyamet kopmadan önce biri doğuda, biri batıda ve diğeri Cezîretü’l Arab’da olmak üzere üç ha­set batması meydana gelecektir, vesaire.

Küçük Alametler:

Zina, bina, fuhuş, zulüm, ahlaksızlık gibi bir­çok kötülüklerin artması. Ancak bunlar bazı yer­lerde meydana gelmişse her yerde öyle olduğu­nu ifade etmez.

Ancak şunu ifade edelim: Büyük alametler zuhur etmişse bile kaç sene sonra kopacağını yine kimse bilemez.

Bazı kimseler, kendilerinin başkalarının kor­ku içinde olmalarını dini duygu zannederler: “Ya­kında kıyâmet kopacak” diye korkutmaya çalışır­lar ve buna uygun senaryo meydana getirirler.