Uhud Gazası Nasıl Başladı?

By | 16 Mart 2015

uhud-gazasi-nasil-basladi     Hazret-i Muhammed (S.A.V.)’in hayatım yazan ashab şöyle rivayet ederler:
Vaktâ ki Kureyş’in BediFden sağ kalan gençleri geriye dönüp Mekke’ye gelmişlerdi, Ebû Süfyan’m Şam Ticaret kafilesinden 1000 deve de Mekke’ye gelmişti. Ve bunları emanet olarak Darün Nedveye koymuşlardı. Sahipleri kaybolmuştu. (Bedir’de öldürülmüştü.) Develerin değeri hesap edildi. Ana para çıkarıldı. Sağ kalanlara verildi. Kazanç da 50.000 altındı. Kureyş ileri gelenlerinden Esved bin Muttalib bin Esed, Huvaytül bin Abdül Uzzâ ve Safvan bin Ümeyye ve İkrime bin Ebû Cehil ve başka Kureyşliler bir araya geldiler. Ebû Süfyan’a:
— «Yâ Ebû Süfyan! Bu mal ki Mekke halkınındır. Bedir’de onlara ne musibet ettiği hepimizce bilinmektedir. Şimdi kazançtan elde edilenin asker toplamaya harcanmasını dileriz. Yararlı kimseleri toplamalı ve düşmandan öç almalı. Sen bu yolda ne dersin?» dediler.
Ebû Süfyan dedi ki:
— «Herkes bu sözü söylüyor mu?»
Onlar da: — «Evet, söylüyor!» dediler. Ebû Süfyan da:
— Bu işe candan katılacak olan kişi benim! Çünkü kabilelerin şereflileri ve oğlum Hanzale orada öldürüldü. Ben de can ile, baş ile bu işe katılırım. Tâ ki ben de Kureyş’in intikamını onlardan alayım.
Bundan sonra konuşması güzel, dili tesirli dört kişiyi seçtiler. Bunlar Arap kabileleri arasına gönderilecek ve asker toplayacaklardı. Bu dört kişiden biri Amr ibnil As, biri Zübeyr bin Dehl, üçüncüsü Abdullah bin Zeb’anî, dördüncüsü de Ebû Uzzâ şair Cemhiydi. Ebû Uzza bu ödevi kabul etmedi. Çünkü onu Bedir’de tutsak alan Hazret- i Resulullah (S.A.V.) azat etmiş, serbest bırakmıştı. O da:
— Hiç bir kişiyi cenge kızıştırmayacağım! diye ant içmişti.
En sonunda Safvan bin Ümeyye, Zübeyr bin Mut’im, onu kandırıp kabileler arasına gitmeğe razı ettiler. Bu dört kişi Arap kabilelerini dolaştılar. Asker topladılar. Kureyşliler el ele verip cenge başlamağa ve gitmeğe karar verdiler. Safvan dedi ki: — «Kadınlarımızı da yanımıza alalım. Bedir’de ölenlerimiz için ağlasınlar, nevha koparsınlar, vâveylâ etsinler. Çünkü, açılan yaralar hâlâ kapanmamıştır!» diyerek yapacakları cenge hazırlanıyorlardı.
Kimi Kureyşliler Safvan’a alkış tuttular. Ama Nevfel bin Muâviye bunu çirkin gördü. Ve:
— «Eğer inhizama uğrar dağılırsak kadınlarımız rezil olurlar!» dedi. Ebû Süfyan da bu sözleri kabul etti. Fakat Ebû Süfyan’ın karısı ve Rebia bin Utbe’nin kızı olan HİND kadınların cenge götürülmesinde direndi. Ebû Süfyan da iki karısının -ki biri Hind, birisi de Saad bin Vehbi kızı Ümeyme idi- ikisini de cenge götürmeği kararlaştırdı. Kadınlar için deve üstünde iki Mahfe hazırlandı. Fasıklığı ile ün salan Ebû Amir Râhib, kendi adamlarından elli kişiyle onlara yoldaş oldu. Bütün toplanan asker 3.000 kişiydi. Yüzü demir zırh giyinmişti. 200 kişi atlıydı. Ayrıca 3.000 deveyle on beş kadın Mahferi sayılmıştı. Bu cenkleşme için Kureyş’te ileri gelenler arasında geriye kimse kalmadı. Şarkıcı kadınlar, câriye kızlar her ne konakta durulsa -Bedir’de ölenler için- ağıtlar okurlar, kâfir askerlerini cenge hırslandırırlar idi.
Nakledildiğine göre Abbas bu zamanda Mekke’de kalmış, Gıfâr oğullarından bir kişiyi para karşılığında tutmuş, Medine’ye göndermişti. Eline mühürlü bir mektup verdi:
— «Bunu 3 gün içinde Medine’ye ilet!» dedi. Ve bu mektupta Kureyşli kâfirlerin maksadını, ordunun sayısını, keyfiyetini tamamiyle yazdı. O kişi de, Hazreti Peygamberi Kubâ mahallesinde buldu. Mektubu kendisine teslim etti. Peygamber (S.A.V.) mektubu açtı, Übey bin Kâ’b’a verdi. O da mektubu okuyup, yazılanları öğrendi. Resulullah (S.A.V.) Ubeyy’e:
— «Sakın bu sırrı kimseye yayma!» diye buyurdu. Sonra Saad Îbni Rebî’nin evine gitti. Bu sırrı ona söyledi:
— «Sakın bunları kimseye bildirme!» diyerek tenbihte bulundu. Sonra Medine’ye gittiler. Fakat, Saad’m karısı bu konuşulanları duy-muştu. Hiç bir sır gizli kalmaz! denildiği gibi bu haber Medine’ye yayıldı. Yahudiler ve münafıklar haberci Gıtarûn geldiğini öğrendiler:
— «Bu kişinin getirdiği haberden Muhammed ve ashabı kasavete, düştü, sevinçleri söndü!» dediler.
Müşrikler Medineye yönelip Zülhuleyfe adındaki yere geldiler. Orada üç gün oturak ettiler. Peygamber (S.A.V.), iki kardeş olan Enes ve Mûsâ -ki Fadâle oğullarmdandılar- onları müşriklerden haber almak üzere gönderdi. Onlar da geri dönüp şu haberi verdiler:
— Yâ Resûlâllah! Kâfirler develerini ve atlarını ovaya salmışlar.
Resulullah (S.A.V.) sonra da Habbab bin el MünziFi gözcülük için
yolladı. O da vardı. Müşrikleri baştan başa yakından gördü. Geri döndü, neler gördü ise bildirdi. Bütün bu haber Abbas’m gönderdiği kâğıtta yazılı olanlara uygun geldi. Peygamber (S.A.V.):
«Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillahissalihiyn.» diye buyurdu.
Vâkıdî der ki:
— Müşrikler EBVA durağına gelince — «Muhammed’in anasının kabri buradadır. Mezarı açalım. Onun kemiklerini yanımıza alalım. Eğer, kadınlarımız onların elinde tutsak olursa o kemikleri verip kadınlarımızı kurtarırız! Eğer bu olmazsa, çok mal alarak onları teslim ederiz!» dediler. Bu düşünmeyi Ebû Süfyân’a bildirdiler. O, bunu kabul etmedi ve:
— «Bekiroğulları ve Huzaalılar Muhammed’in hûlefası ve dostlarıdır. Bunu duyunca hiç ölülerimizi yerlerinde bırakmazlar, hep kabirlerinden çıkarırlar!» dedi.
Sonra Cuma gecesi, yâni Perşembe günü iki askeri birliğin karşılaşması gerekti. Ashabın (Allah onlardan razı olsun) seçkinleri ve ünlüleri olan Saad ibni Muâz, Esad bin Ubade ve Üseyd bin Hudayr bin cemaatle Peygamber (S.A.V.)’i korumak için o gece silâhlarını kuşandılar. Ona sabah oluncaya kadar bekçilik yaptılar.
O gece Peygamber (S.A.V.) uykusunda bir rüya gördü. O rüya şuydu: Kendisi sağlam bir zırh giyinmişti. Elindeki iki çatallı Zülfikâr kılıcının bir yüzü nice yerinden kırılmış ve düşmanlar bir sığırımızı boğazlamışlardı. Bundan sonra da bir koç boğazlanmıştı.
Ertesi sabah, bu rüyayı ashabına anlattı. Onlar:
— «Yâ Resûlâllah! Bu rüyanın tâbiri nedir?» dediler. O da şöyle buyurdu:
— Üstündeki zırh Medine’nin hisarıdır. Kırılan kılıç ise ba-na bir musibetin bir felâketin erişmesidir. Sığırın boğazlanması ise ashabıma, ümmetime öldürülme felâketi geleceğine işarettir. Koç boğazlanması ise düşmanlarımdan büyük birisinin ölmesidir.
Bir rivayete göre Ashab-ı Kiram Zülfikârm kırıldığım işitince bunu Ehl-i Beyt’ten bir kişinin ölümüne yordular. Bundan sonra Peygamber (S.A.V.) ile birçok ünlü sahabenin fikirleri Medine’den dışarı çıkmamakta birleşti. Bu yolda Ashab-ı Kiram ile konuşuldu. Birçok ileri gelen kişi:
— «Medine’den dışarı çıkmayalım!» dediler.
Peygamber (S.A.V.), Abdullah oğlu Selûl’e:
— «Nice edelim?» diye sordu. O da: «Medine dışına çıkmayalım! Şehirde duralım! Çünkü Câhiliyet çağında her ne zaman düşman gelse biz dışarı çıkıp cengi kabul etsek mağlûp olurduk. Ne zaman yerimizi beklesek üstün gelirdik! Yapılacak iş, çoluk – çocuğumuzu hisarlara dağıtmak ve kendimiz merkezde dimdik kalmaktır.»
Hazret-i Muhammed (S.A.V.) Abdullah Bin Selûl’ün bu sözlerini uygun buldu. Gönlü bu fikre yattı. Fakat Hazret-i Hamza (Allah ondan razı olsun) ile Saad bin Ubeyde ve Numan bin Mâlik ve Evs ve Hazreçlilerden bir topluluk da:
— «Yâ Resûlâllah! dediler. Eğer biz Medine’den çıkmayacak olursak müşrikler bizim zayıflığımıza yorar, gücümüz olmadığını anlarlar. Düşmanlar cesaretlenirler! Hak Teâlâ sana Bedir Günü az kişiyle mesut ve zafer verdi. Şimdi hamdolsun, askerimiz, cenk araçlarımız çoktur. Nice vakittir ki böyle bir günü bekliyorduk.»
Ebû Saad’in babası Mâlik bin Sinan da:
— «Ey Allah’ın Resulü! Bence iki fikir de yerindedir ve sevgilidir. Zafer ve şehadetten her hangisi nasip ve müyesser olursa, canıma minnettir!» dedi.
Hazret-i Hamza (Allah ondan razı olsun) da:
— «O Allah hakkı için ki, Ey Muhammed, sana KuFan gönderdi, ben kâfirleri kılıçlamayınca orucumu açmam!» dedi. Numan bin Mâlik de:
— «Yâ Resûlâllah! Rüyanda kurban edilen öküz işi, ashaptan benim öldürülmemdir. Hazret-i Allah ki BIR’dir. Onun hakkı için ben Cennet’e gitsem gerektir!» dedi.
O zaman Allah’ın Resulü:
— «Ne sebeple?» diye sordu. O da: — «Çünkü Allahü Teâlâ’yı ve Onun Peygamberini severim. Müşriklerle de cenk edeceğim! Geriye yüz çevirmeyeceğim!» dedi.
— Resulullah (S.A.V.) Hazretleri:
— «Doğru söylüyorsun!» dedi. (Ve gerçekten Uhud Çenginde Mâlik (Allah ondan razı olsun) şehitlik şerbetini içmişti.)
Yine naklolunur ki, Peygamber (S.A.V.) Cuma namazını kıldırdıktan sonra beliğ bir hutbe okudu. Müminleri, kâfirlerle çarpışmaya, ölüp öldürmeye inandırdı. Ve şöyle buyurdu:
— Eğer sabreder ve savaşta direnirseniz, fırsat size yâr olur. Kazanan siz olursunuz.
Sonra ikindi vakti namazını kılıp Hücre’yi Nebi’ye girdiler. Ebû Bekiri’s Sıddık ve Ömer Faruk (Allah ikisinden de razı olsun) Onun mübarek sarığını, mübarek başına giydirdiler. Sırtına da zırhlarını geçirdiler. Bir çok ashap hücre kapısında kendisini bekliyordu. Saad ibni Muâz, Usayd bin Hudayr gelerek onlara:
— «Bu halinizle mübalağa gösteriyorsunuz. Resulullah (S.A.V.) bu hali çirkin görür. Kendileri vahiy ile iş görür. Sizin yapacağınız iş, onun yapacağı işi seçmesini kendisine bırakmaktır. Ona itaat ediniz!» dedi. Seyyidler Seyyidi Hazret-i Resûlullah da izzetle silâhlanıp evinden dışarı çıktı. Sahtiyandan bir kuşak kuşandı. Kılıcını hamâyil edip takındı. Mızrağını eline aldı. Arkasına kalkanını koydu. Ve ashab-ı kiram onu bu hal içinde görünce Mediııeden dışarı çıkalım! dediklerine pişman oldular:
— «Yâ Resûlâllah! Sizin çirkin ve kötü gördüğünüz birşeyi dilemek ne haddimizedir ki biz onu uygun görelim? Mübarek dileğiniz ne ise biz onunla amel ederiz.» dediler.
Peygamber (S.A.V.) de onlara şu cevabı verdi:
— Size önceden rüyamı bildirdim. Siz kendi şeyinizle amel ettiniz. Mübalâğada bulundunuz. Şimdi bir Peygamberin de silâhlanıp da onu savaş yapmadan çıkarması lâyık değildir. Allahü Teâlâ’mn hükmü ne ise o olur. Şimdi size öğüdüm şudur: Sözümü dinleyin. Sabredip biribirinizden ayrılmayın. Fırsat sizindir!
Sonra üç mızrak istedi. Üç sancak çekti. 1) Evs sancağını Saad İbni Ubâde’ye verdi. 2) Hazret sancağını Habbab bin El MünziFe verdi. 3) Mucular sancağını Hazret-i Ali’ye (Allah onun yüzünü Kerim kılsın) verdi. (Bir başka rivayete göre de Mus’ab bin Umeyr’e teslim etti.) Ve Abdullah bin Ümmü Mektusu’u da Medine’de yerine bıraktı. Halefi kıldı. Sonra ashâb-ı kiram ile UHUD’a yüz tuttu. Yüz kişinin sırtında zırhları vardı. Bütün askerî birlik (1000) kişiydi. İki at vardı. Birisine Server-i Kâinat (Aleyhi efdalis salâvat ve ekmelit tahiy- yat) bindi. Birisine de Ebû Bürde bin Ettebâr binmişti. Önünde iki Saad (yani, Saad bin Ubade ve Saad bin Muâz, ilerliyorlardı. Mesceyn durağına gelince Hazret-i Muhammed (S.A.V.)’in kulağına çirkin bir ses geldi.
Bir toplu ses de bu avaza katıldı. Resulullah (S.A.V.) Hazretleri:
— «Bunlar kimdir?» diye sordu. Kendisine:
— «Bunlar Abdullah bin İndaz Yahudinin akrabasıdır!» diye cevap verdiler. O durakta kendisine İslâm birliği birer birer gösterildi. Çok küçük yaşta olanlara:
— «Geri dönün siz!» diye buyruk verdi. Abdullah bin Amr ve Zeyd bin Sabit ve Üsâme bin Zeyd ve Zeyd bin Erkam, Barâ bin Azib, Es- ’ad bin Zubeyr, İvane bin Evs, Ebû Saidil Hudrî ve Semere bin Cündeb ve Râfî bin Medih bu küçük yaştaki mücahitler arasındaydı.
Es’ad bin Zubeyr:
— «Yâ Resûlâllah! Râfi güzel ok atıcıdır. Savaşta kendisine çeki düzen verir, büyük yararlık gösterir. Onu gazaya götür.» dedi. Resûlullah (S.A.V.) de yalnız ona Cenge katılma izni verdi. Semere de Râfia’ya izin verildiğini görünce babalığı Mera’ya yalvardı. Mera, onun anasını almıştı. Mera da onu Resulullah (S.A.V.)’e gösterdi.
— Oğulluğum Râfia’yı yener! O da Cihat istiyor! dedi. Hazret-i Muhammed (S.A.V.) de:
— «İkisi güreşsin, görelim!» diye buyurdu. İki genç bir güreş çıkardılar. Semere, Rafia’i yendi! Resul (S.A.V.) ona da:
— «Sen de bizimle gel!» diye buyurdu.
O gece Mesceyn menzilinde geceyi geçirdiler, Muhammed bin Seleme 50 kişi ile İslâm birliğini muhafaza altına aldı. Bekçilik yaptı. Gözcülük etti. Müşriklerinse o gece gözcüsü Ebû Cehil’in oğlu İkrime’ydi.
Hazret-i Muhammed (S.A.V.) o gece yatsı namazını kıldıktan sonra:
— «Bizi bu gece koruyacak olan kimdir?» diye sordu. Bir kişi ayağa kalkıp:
— «Benim Yâ Resûlâllah!» dedi.
— «Sen kimsin?»
— «Zekvâmin Yâ Resûlâllah!» Resulullah (S.A.V.) Ona:
— «Otur!» diye buyurdu.
— «Bize kim bekçilik eder?» diye buyurdu. Ebû Seb’i:
— «Ben ederim, Yâ Resûlâllah!» dedi. Ona da: — «Otur!» diye buyurdu. Yeniden:
— «Bizi kim bu gece bekler?» dedi. İbni Kays ayağa kalktı:
— «Ben beklerim!» dedi. Resul (S.A.V.) ona da:
— «Otur!» diye buyurdu. Bir lâhza düşündükten sonra:
— «Üçünüz kalkın!» diye buyurdu. Bunlar da silâhlanıp kalkanlarını omuzlarına aldılar. Sabaha kadar askerin çevresini dolandılar ve Nebi (A.S.)’ı beklediler. O da gönlü rahat uyku uyudu.
Sabah olunca Peygamber (S.A.V.):
— «Bize bir kılavuz gerektir. Ama yolu güzel bilmeli ve bizi buradan dışarı çıkarmalı!» diye buyurdu. Ebû Hayseme:
— «Yâ Resûlâllah! Bu hizmeti ben yaparım!» dedi. Bu ödevi yüklendi. Askerin önüne düştü. Yolda giderken Haris oğullarından bir münafikın tarlasına yolu zaruretle uğradı geçti. Bu kişi Râfi bin Kıptiydi.
Hem gözleri kör, hem de kalbi kör (müşrik) bir kimseydi. İslâm birliğinin oraya yolunun düştüğünü duyunca üstlerine toprak saçtı. Hemde Peygamber (S.A.V.)’e: .
— «Eğer sen Allah’ın Resulü olsaydın obama uğramazdın!» dedi. Saad bin Eşhel elinde yayını tutuyordu. Kör Kıptinin başına onunla vurdu. Kafasını yardı. Peygamber (S.A.V.) kendisine;
— «Bırak onu! Bunun yüreği de kördür!» dedi.
Haris oğullarından o âmânın renginde olan münafıklar o kör kişiyi korumaya kalktılar. Saad bin Zeyd:
— «Onun bu hareketi Abdül Eşhel oğullariyle Haris oğulları arasında olan düşmanlıktandır. Bunu unutmamış!»
Üseyd bin Hudeyr (Allah ondan razı olsun):
— «Lâvallahi, dedi, o düşmanlıktan ötürü değildir. Lâkin sizin nifakınızdan, münafık kişiliğinizdendir. Allah hakkı için eğer Resulullah (S.A.V.) emir buyursaydı senin ve senin gibi düşünenlerin boynunu vururdum!»
Bu tartışma üzerine Resulullah (S.A.V.) ona:
— «Susun!» diye buyurdu. Sonra da sabahın ilk fecrinde UHUD durağına erişildi. O mevzide cemaatle sabah namazı kılındı. Sonra Hazret-i Peygamber (S.A.V.) önceki zırhının üstüne bir zırh daha giydi. Mübarek başına tolga giydi. Ubeyy oğlu Abdullah münafıklık göstererek kendisine uyan 300 kişi ile oradan gerisin geriye döndüler. Abdullah bin Amr onların ardından gitti. Kendilerine erişti. O kadar nasihat etti ise de fayda vermedi. İbni Übeyy:
— «Biz öğüdümüzü verdik. Bizim sözümüz dinlenilmedi. Delikanlıların ve genç çocukların reyi ile amel edildi. Biz Peygambere şehirde olduğu zaman yardım ederiz!» dedi.
O münafık öteki münafık kişilerle geriye dönünce Abdullah bin Amr (Allah ondan razı olsun):
— «Allah seni helâk etsin! Yakında Hak Teâlâ iman eden kullarını sizden temizler. Resulünü de sizden pâk kılar! Sizin de yardımımzdan uzaklaşırız!» diye haykırdı ve geriye döndü, İslâm askerleri arasına erişti.