İsa Aleyhisselam’ın Göğe Kaldırılması

By | 14 Mart 2015

isa-aleyhisselamin-goge-kaldirilmasi     Allahü Teâlâ şöyle buyurur:
«Kâfirler hileye saptılar. Allah da onlara mukabele etti. Allahü Teâlâ hile yapanlara karşı ceza verenlerin en kudretlisidir.» (Ali İmrân sûresi, âyet: 54)
Yâni Yahudiler, hile edip dediler ki:
— Hazret-i İsa’nın ölüleri dirilttiğinin ve başka şeyleri işlemesinin hepsi sihirdir, hem de kendi cadılığıdır!
Hazret-i İsâ, bunların sözlerini işitince çok üzüldü, ve:
— Yâ İlâhî, Sen bilirsin! dedi ve o sözleri söyleyenlere lanet etti:
— Yarabbi, bunları maymum ve hınzıra çevir! dedi. Yahudiler Hazret-i İsa’nın sözünü padişahlarına bildirdiler. O padişah da korktu. Hazreti İsa’yı öldürmeye kasdetti.
Yahudiler bir yere toplandılar. Hazret-i İsa’nın üzerine geldiler. Hazret-i İsâ Kudüs’te idi. Bunları görüp bir eve girdi. Cebrail (A.S.) Allah’ın izniyle Hazret-i İsa’nın yanma geldi. Nitekim Hak Teâlâ Hazretleri buyurur:
«Ve kendisini (Ruhül Kudüs) Cebrail ile kuvvetlendirdik.»
Cebrail (A.S.), Hazret-i İsa’yı kapıp, ikinci gök’e çıkardığı zaman Yahudilerin birisi Hazret-i İsa’nın arkasından gitti. Adı Eşbû idi. Bazıları Taytus’tu derler. Hak Teâlâ on kişinin yüzünü Hazreti İsâ yüzüne döndürdü. On kişi Hazret-i İsa’yı bulamadı. Yine çıktı, dışarıda olan arkadaşları onu görünce Hazret-i İsâ sandılar, tutup öldürdüler. Ağaca astılar. Ondan sonra Eşbû’u arayıp bulamadılar. Kendi kendilerine:
— Bu kişinin yüzü Hazret-i İsâ’nın yüzüne benzer, ama vücudu bizim yoldaşımıza benziyor, eğer bu Hazret-i İsâ ise bizim yoldaşımız nerede? Eğer yoldaşımız ise Hazret-i İsâ nerede? deyip birbirine girdiler. Aralarında cenk oldu. Hayli kişi birbirlerini vurup öldürdüler.
Tefsir ehli şöyle der:
— Eşbû’u ağaca astıkları zaman Hazret-i Meryem’le Eşbû’un karısı ağlayıp durdular. Hazret-i İsa geldi, anasına göründü:
— Niçin ağlarsın? Hak Teâlâ Hazretleri Eşbû’u benim suretime koydu. Onlara gösterdi. Ben ölmedim, diriyim! dedi.
Nitekim, Hak Teâlâ Hazretleri şöyle buyurur:
Onlar İsa’yı ne öldürdüler, ne de astılar. Fakat İsa, asılan bir adama benzetildi.» (Nisa sûresi, âyet: 157)
Naklederler ki, Hazret-i İsâ, göğe kaldırılmadan önce kavmi üç tolük oldular. Bir bölüğü Nasturiye, bir bölüğü Yakubiye, ve bir bölüğü de Melkâiye idi.
Nasturiye:
— Hazret-i İsâ, Allah’ın oğludur! der.
Yakubiye bölüğündekiler:
— Hazret-i İsâ Allah’tır. Gökten inip Hazret-i Meryem’in karnına girdi. Ondan sonra yeryüzüne çıktı! derler.
Melkâiyedekiler de:
— Allah, Üç’ün üçüncüsüdür ki, biri Hazret-i İsa’dır, biri Hazret-i Meryem’dir, biri de Allah’tır.
Fakat Allahü Teâlâ hepsinin sözlerini bâtıl etti. Şu âyet-i gönderdi:
«İşte Meryem oğlu İsâ budur. Onların şüpheye ve aykırılığa düştükleri sözün aslı budur.» (Meryem sûresi, âyet: 34)
«Oysa, bir tek ilâhtan başka ilâh yoktur.» (Mâide sûresi, âyet: 73)
Naklederler ki: «Hazret-i İsâ Ahir zamanda Deccal’ı öldürmek için kökten DIMIŞK’ta (Şam’da,) ak minareye inecektir. İki meleğin ımuzlarına konacaktır. Ondan sonra dünyayı gezecek; Kudüs taraflarında LED kapısında Deccal’ı bulacak, harbedip öldürecek ve Deccal’ın kanı Mağrip tarafına akacaktır. Amma Deccal’ın çıkması Mehdi’den sonra olacak. Hak Teâlâ Hazretleri Muhammed ümmetine ikram etmek için Hazret-i İsa’yı âleme padişah edecektir. Ve Mehdi halka imam olacaktır. Ondan sonra Hazret-i İsâ Mekke’ye gelecek ve ıradan Medine’ye gelecektir. Araptan bir kız alacak, ondan kızları doğacak, kırk yıldan sonra Hazret-i İsâ da ölecektir.»
Oysa, Hazret-i İsâ, Hak Teâlâ Hazretlerinden Muhammed Ümmetinden olmasını dilemişti. Hak Teâlâ da duasını kabul etmiş, O’na ömür vermiştir. «Muradı tamam olunca da Ahiret’te teşrif eyleye» diye buyurmuştu.
Abdullah bin Selâm (R. Ahh) şöyle der:
— Tevrat’ta yazılmıştır ki, Hazret-i İsâ, Muhammed Mustafa (S.A.V.) ile bir yerde defnolalar.
Tarih ehli der ki: .
— Hazret-i Meryem, İsâ Peygambere gebeydi ve on üç yaşında bulunuyordu. Yine o vakitler, Filkos(1) oğlu İskender, İsfendiyar oğlu Dârâ’ya Bâbil diyarında üstün gelmişti, o zamanlar Hak Celle ve Alâ Hazretleri İsâ Peygamberi otuz üç yaşında Kudüs’ten göğe itip kaldırdı. Ramazan ayının Kadir gecesiydi.
Dahhak (R. Anh) da:
— Hazret-i İsâ göğe reffedildiği, itildiği vakit Aşûra günü, ikindi namazı zamanıydı! demiştir.
Ebülleys (Rahmetullahi Aleyh) der ki:
— Hazret-i Musa’dan İsâ Peygambere kadar geçen zaman bin yıllık zamandır. Hazret-i Meryem de oğlu İsâ (A.S.) göğe kaldırıldıktan sonra altı yıl ömür sürdü.
Bilinmeli ki, incelemelere ve gerçeklere göre Hazret-i İsa’nın kaziyesi şudur:
Hak Teâlâ Hazretleri, Cebrail (A.S.)’ı Hazret-i Meryem’e insan şeklinde gönderdi. O da ona ruh üfledi. Böylece, İsa’nın ömrü uzun olacak, makamı da gök olacak, ölüleri diriltici olacak, ne yere basarsa o nesne olacaktı. Bu kadar hayat içinde gezip dolaştığı yere Lâhut derler^. Dünya yerine Nasût derler. Bu şehadet âlemi göze görünen âlem demektir.
Cebrail (A.S.), insan şekline büründüğü zaman, Hazret-i Meryem de onu beşer sandı (korktu). Allah’a sığındı. Tam bir huzura kavuştu. Cebrail (A.S.)’dan KELİMETULLAH’ı nakletti. Nitekim Resûlüllah da Allah’ın kelâmını kendi ümmetine nakletmiştir.
Bundan sonra, Hazret-i Meryem’de şehvet dolaştı, İsa’nın cismi iki sudan bir araya geldi. Biri gerçek su idi ki Hazret-i Meryem’de bulunuyordu. Biri de MÜTEVEHHEM denilen duyguda, fikirde, hayalde olan, öyle sanılan su idi ki bu da Cebrail (A.S.) da idi. Hazret-ı İsâ doğunca konuştu, söz söyledi. Ölüleri diriltti. Çünkü (RuhullahAllah’ın Ruhu) idi
Nitekim üfürmek Cebrail (A.S.)’dan KELİME (yâni İsa) Allahü Teâlâ’dandır.
Bunun gibi Hazret-i İsa’nın ölü diriltmesi mütevehhemdir, şanıdır. gerçekte böyle bir şey yoktur. Hayalen öyle sanılmaktadır. Çünku ölüyü gerçekten dirilten ancak Allahü Teâlâ Hazretleri’dir. Gerze  yaratma Hak Teâlâ’dandır.
Isa (A.S.) Cebrail (A.S.)’ın nefesinin oğlu olduğu için ölüleri diriltmekte, semalara, yüce katlara gitmekte, uzun, upuzun bir ömre sarıp olmakta, gözsüzleri gözlü etmekte, abraşlara şifa vermekte ve zaha nice mucizelerde de Cebrail (A.S.)’a benzerdi.
Ey İlâhî sırları öğrenmek isteyen! Bilmek gerektir ki, ben Enbiyâ hussalarını anlattım. Bunlar, tefsir ve hadislerden gelmedir. Hem de Tevrat’ta, Zebur’da, İncil’de ve Furkan’da en güzel ibarelerle, en açık işaretlerle yazılmış ve gelmiştir. Nebileri sona erdiren, (Hatemünne- biyyin) ve gönderilen peygamberlerin seyyidi olan (Seyyidül Mürseiın) MUHAMMED MUSTAFA’dır. Bu, yüce âyetlerden parlak ve açık delillerden ve mucizelerden belli olmuştur.
Bundan sonra Enbiyâ’nın şeriat hükümlerini ve anlattıkları ahkâmı beyan edelim. Ondan sonra da Seyyiclül Kâinat ve Hülâsatül- Mevcudat (Kâinatın Efendisi ve varlıkların en has’ı özü, ruhu) MUHAMMED MUSTAFA (S.A.V.)’in şeriatını, inşaallahü Teâlâ bildirelim.
Ama ilk önce şunu bilmek gerekir ki: Adem (A.S.)’ın şeriatı şöyleydi: Kurbanlarını ilk önce od’a, ateşe atarlardı. Kimin kurbanı yanarsa:
— O, sözünde haklıdır! derler. Kimin kurbanı yanmazsa:
— Bu, sözünde doğrucu değildir, haksızdır! derlerdi.
Nûh (A.S.)’ın şeriatı da şöyleydi: Ne zaman iki davacı gelse, onları ateşe koyarlardı. Eğer kim yanmazsa onu haklı bilirlerdi. Eğer yanarsa bâtıl sayarlar, öyle hüküm verirlerdi.
Dâvûd (A.S.)’ın da şeriatı şöyleydi: Bir zincir asılmış, dururdu. Eğer davacı o zincire erişirse o haklı, erişmeyen de haksız sayılırdı.
Süleyman (A.S.)’ın da şeriatı şöyleydi: Tapınağında, mabedinde bir çukur bulunuyordu. İki davacı geldiği zaman kimin ayağı o çukura batarsa HAKLI olduğu sanılırdı. Ayağı o çukura batmayan haksız diye hüküm giyerdi.
Zekeriyya (A.S.)’ın şeriatı şöyleydi: İki kalemi vardı. Ne zaman iki davacı gelse, adlarını o kalemlere yazarlardı. Sonra iki kalem de
suya bırakılırdı. Eğer su kimin kalemini alıp giderse o kimse haklı, öteki haksız sayılırdı.
Mûsâ (A.S.)’ın şeriatı Tevrat ileydi. Ne türlü uygunsa Tevrat ile o türlü hüküm verirdi.
Îsâ (A.S.)’ın şeriatı ise İncil ile nasıl münasip ise o türlü hüküm vermekti.
Bunlardan sonra varlıkların en faziletlisi, yaratıkların en mükemmeline sıra gelmiş bulunuyor. Peygamberimiz (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurur:
«El Beyyinetü Lil Müddeî Vel Yeminü Alâ Men Enker  Davacıya vesika göstermesi ve inkarcıya da yemin etmesi düşer.»
Böyle olunca, bize, Peygamberimiz Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Hazretlerinin şeriatı en güzel ve en doğru geldi.
«Velhamdü Lillâhillezi Cealna Ümmeti Nebiyyin Dinihi Hayrül Edyân, İnnehu Hüvelberrür Rahîmür Rahman Bizleri, dini bütün dinlerin en hayırlısı olan Peygamberin ümmetinden kıldığı için Allahü Teâlâ’ya hamd olsun. O, Rahman ve Rahimdir.»