Hz. Âişe, Peygamberimizin (a.s.m.) hayatı boyunca hiçbir hizmetçiyi dövmediğini, hiçbir hanımına tokat atmadığını, hatta hiçbir şeye eliyle vurmadığını söyler. Kadın dövmek bir yana, kocasının ona küsmesini bile doğru bulmayan Peygamberimiz, “İnsan hanımının bir huyunu beğenmezse, bir başka huyundan memnun olur” derdi.
Bir erkek karısını dövme hakkını nereden alır? Bu yetkiyi kendisine kim vermiş?
Yöresinden ve çevresinden gördüğü kötü bir alışkanlıksa, bu bir çevre problemidir, bir yetişme sorunudur, bir eğitim eksikliğidir, bir şefkat ve bir sevgi yoksunluğudur.
Fakat mesele dinî boyuta taşınır da, “Kadını dövme meselesi dinde de var, Kur’ân’da da geçiyor” denirse, bu alışkanlık bir emir gibi anlaşılır ki, o zaman iş farklı bir mecraya taşınmış olur.Dini bize getiren, Kur’ân’ı tebliğ eden ve onu harfi harfine yaşayarak anlatan Sevgili Peygamberimizdir.Kur’ân’da “Namaz kılın, zekât verin” gibi emirler var, ama namazı nasıl kılacağımızı, zekâtı nasıl ve ne kadar vereceğimizi Peygamberimizden (a.s.m.) görerek öğrendik ve uyguluyoruz. Eşlerin birbirlerine nasıl davranmaları gerektiğini ve kadının aile içinde ve kocasına karşı durumunu da yine Peygamberimizden (a.s.m.) öğreniyoruz.Ve onun hanımlarından ve kendisine yakın olan sahabilerinden öğreniyoruz.
“En hayırlınız, eşlerine karşı en hayırlı olanmızdır. Ben, aranızda eşine karşı en iyi davrananmızım.”
“Müslümanların iman yönünden en üstünü, ahlâkı en güzel olanı, hanımına, en iyi, en lütufkâr davranandır.”
Hz. Âişe, Peygamberimizin (a.s.m.) hayatı boyunca hiçbir hizmetçiyi dövmediğini, hiçbir hanımına tokat atmadığını, hatta hiçbir şeye eliyle vurmadığım söyler. Kadın dövmek bir yana, kocasının ona küsmesini bile doğru bulmayan Peygamberimiz, “insan hanımının bir huyunu beğenmezse, bir başka huyundan memnun olur” derdi.
Karı koca arasındaki İnsanî yönü de öne çıkaran Peygamberimiz, karısına şiddet gösteren erkeğin tezatlarını, davranışlarındaki çelişkiyi de dile getirerek şu hususa dikkat çeker:
“Herhangi biriniz hanımım tıpkı köleyi döver gibi dövmeye kalkı-şıyor. Belki de o akşam onunla aynı yatakta yatacaktır!”
Bir şefkat ve merhamet timsali olan, bütün davramşları lütuf, iyilik ve anlayış üzerine kurulu olan Peygamberimiz, “Kadınlarınıza eziyet etmeyin! Onlar, Allah’ın sizlere emanetidir. Onlara yumuşak olun, iyilik edin” derken, asıl olarak onun hayatım şu Kur’ân âyeti belirliyordu:
“Onların haklarını gözeterek ve güzellikle geçinin. Eğer siz on-lardan hoşlanmayacak olsanız bile, olur ki sizin hoşunuza gitmeyen bir şeyde Allah pek çok hayır yaratır.”Uygulamayı sahabilerin hayatında da görüyoruz.
Peygamberimizin (a.s.m.) çocuklarının ebesi ve dadısı olan Hz. Selmâ, bir gün Peygamber Efendimizin huzuruna girerek kocası Ebû Râfi’nin kendisini dövdüğünü söyleyerek şikayet eder.
Peygamber Efendimiz hemen Ebû Râfî’yi çağırtır, “Hayrola Ebû Râfî, Selmâ ile aranızda ne var? Niçin dövdün onu?” diye sorar.
Ebû Râfî de, “Beni küçük düşürüyor, yâ Resulallah!” der.
Bu defa Peygamberimiz Selmâ’ya, “Ne yaptın da onu üzdün, Selmâ?” diye sorar.
Selmâ da, “Ben onu üzecek bir şey yapmadım yâ Resulallah. Namaz kılarken yellenmişti. Ben de ona, ‘Ebû Râfi! Abdestli iken bir adamdan yel çıkarsa, abdest almasının gerektiğini Resulullah Müslümanlara emretti’ dedim. Bunun üzerine, gelip beni dövdü.”Bu sözleri duyan Peygamberimiz gülmeye başladı. Bir taraftan gülüyor, bir taraftan da Ebû Râfi’e şöyle diyordu:
“Ebû Râfi! O sana kötü bir şey söylememiş ki, doğru olanı söylemiş. Bir daha Selmâ’yı dövme.”
