Allahü Teâlâ’nın Davûd Aleyhisselâm’a Olan Vahiyleri

By | 10 Mart 2015

allahu-tealanin-davud-aleyhisselama-olan-vahiyleri    Allahü Teâlâ şöyle buyurmuştur:
«Davud’a Zebur’u verdik.» (Nisa sûresi, âyet: 163)
Ey İlâhî sırları öğrenmek isteyen! Şunu bil ki Zebur Hak Teâlânın kitabıdır. Onu Dâvûd (A.S.)’a indirdi. Vakit olunca îsrailoğulları sahraya çıkar, onu okurdu. İsrailoğullarmın bilginleri Dâvûd (A.S.)’ın ardında dururlardı. Geri kalan halk da o bilginlerin ardında dururlardı. Cinniler de insanların ardında yer alırdı. Kuşlar gelir, Dâvûd (A.S.)’m başı üstünde uçarlardı ve onu dinlerlerdi. Yeller esmez, durur, onlar da dinlerdi. Sular akmaz, yine onu dinlerdi.
Nakledilmiştir ki Veheb Ibnil Yemanî Hazretleri şöyle demiştir:
— Hak Teâlâ Hazretleri Dâvûd (A.S.)’a vahyedip: «İsrailoğullarına de ki: — Gerçekten ben onların ibâdetlerine ve oruçlarına göz süzerim. Lâkin bir şüpheye düşseler ve benim için o şeyi terketseler ben de onlara yardım ederim. Onlara rahmet eylerim» diye buyurdu.
Yine Hak Teâlâ Hazretleri buyurdu ki:
— Ey Dâvûd! Beni isteyen bir kişiyi görürsen ona hizmetkâr gibi ol. Ey Dâvûd! Dünya ile sarhoş olan âlimleri, benden isteme ki onlar benim sevgimden uzaklaşmışlar, çıkmışlardır. Ve benim özbeöz hâli; kullarımı benden kesmişler, ayırmışlardır. Yol kesici onlardır.
Yine Hak Teâlâ Hazretleri Davûd (A.S.)’a buyurdu ki:
— Ey Dâvûd! Beni sev ve seveni de sev. Beni halka sevdir!
Dâvûd (A.S.)
— “İlâhi! Ben seni severim. Seni seveni de severim. Fakat Ser halka nasıl sevdireyim?” diye sordu.
Allahü Teâlâ Hazretleri:
— Beni onların yanında anlat, vasfeyle! Benim nimetlerimi, ihsanlarımı onlara bildir ki beni çok cömert, rahmet eder, lâtif bilsinler. Ey Dâvûd! Fıkara benim ayâlimdir. Eğer zengin olan baylar benim izzetim için ayâlime ihsanda bulunurlarsa onların malını arttrırım. Onları benim Cennetimde, Uçmağımda oturturum. Eğer baylar benim fakir kullanma tamahkârlık ederlerse onların mallarını arttırmam  ve onları Uçmağımda oturtmam. Yâ Dâvûd! Böyleleri, fasıkların yaptıkları işleri işlerler. Doğru sözlülerin, hayır sahibi olanın ve salihlerin de makamını isterler.
Heyhat! Size vâdolunan ne kadar uzak» (Mü’minûn sûresi, ayet: 36)
Ey Dâvûd! Benim velîlerim dünya için asla kaygı çekmediler. Çünkü her kim dünya için gussa etse, ben onun gönlünde münâratımın helâvetini gideririm. Yâ Dâvûd! Benim velîlerim ruhanîlerdir. Dünya için gâm yemezler.
Ve yine Hak Teâlâ Hazretleri buyurdu ki:
— Benim kapıma kim geldi ki ben ona kapımı açmadım. Kim benden nesne diledi ki ben ona vermedim. Kim beni andı ki ben onu anmadım?..
Nakledilmiştir ki Dâvûd (A.S.):
— İlâhi! dedi. Dünyayı yaratmazdan önce ne yarattın? Hak Teâlâ Hazretleri:
— Kırk bin şehir yarattım. Her şehirde kırk bin kasır yarattım. Her kasırda kırk bin avlu yarattım. Her avluda kırk bin ev yarattım. Her evin içinde onsekiz bin hardal^ ? hâzinesi yarattım. Ondan sonra bir kuş yarattım. Ona oniki bin yılda bir hardal tanesi nzık verdim. Hattâ o kuş hepsini yedi, ondan sonra o kuşa ölümü takdir ettim. O kuş bana:
— İlâhî, dedi, bu dünya bana iki kapılı bir ev gibi geldi. Bir kârım, onları rahmetim ile anmam.
Ka’bul Ahbâr (R. Anh) dedi ki: Hak Teâlâ Hazretleri:
— Yâ Dâvûd! Günahkârlara müjde ver, doğru yoldan gidenlere de korku ver! diye buyurdu. Dâvûd (A.S.):
— İlâhî nice müjde vereyim? Nasıl korku vereyim? dedi. Hak Teâlâ:
— Günahkârlara de ki: «Tevbe etsinler ve benden ümidlerini kesmesinler.» Salih olan kişilere de de ki: «İbadetlerine mağrur olmasınlar.»
— Ey Dâvûd! Zalim olan kişilere beni andırma, zikrettirme. O beni seçerse ben de onu seçerim. Kim ki bana itaat ederse ben de onu anarım. Zâlimler ne zaman beni ansalar ben onlara lanet ederim. Onları rahmetim ile anmam.
— Ey Dâvûd! Bana her kim itaatli olursa ben onu kabul ederim.
— Ey Dâvûd! O kişi ne bahtlıdır ki benim için şehvet arzusunu terkeder. Her kim Uçmağım ve ateşim için bana taparsa gerçektir kı o kişi kendi nefsine zulüm eylemiştir. Çünkü onun ibâdeti benim için olmamıştır:
— Yâ Dâvûd! Her kim beni severse ben de onu severim. Benim ile beraber olanla ben de beraberim. Kim benim zikrimle ülfet eder, ün; tutarsa ben de onunla ülfet eder, üns tutarım. Kim ki beni seçerse ben de onu seçerim. Kim ki bana itaat ederse ben de ona itaat ederim. Her kim beni talep eder, isterse, ben de onu talep eder, isterim. Her kim benden başkasını istemişse o beni asla bulamamıştır.
— Yâ Dâvûd! Dervişlerimin toprağını İbrahim, Mûsâ ve Mulıammed Mustafa’nın toprağından yarattım. Bana müştak olanların gönlünü benim nurumdan yarattım.
— Yâ Dâvûd! Sen sanırsın ki benim için gayriden kesildin, ayrıldın. Benim aşkımı dâva kılmaktasın. Eğer gerçek isen benim muhabbetimi ön gör, seç! Çünkü benim muhabbetim kullarıma ruhanîdir.
— Yâ Dâvûd! Eğer benim muhabbetimi dâva edersen dünyayı gönlünden çıkar. Benim muhabbetim ile dünya muhabbeti hiç bir zaman bir gönülde toplanamaz.
— Yâ Dâvûd! Benim zikrim, zikredenler, zâkirler içindir. Uçmağım bana itaat edenler içindir. Ben de beni sevenler içinim.
— Yâ Dâvûd! Ben benim müştaklarımın nurunu benim nurumdan yarattım. Her kim benim Habîbimin işinden razı oldu ise, Habîbim ile ülfet tuttu ise, her kim Habîbime müştak oldu ise onun ardınca gitsin.