Medine’ye gelen herkes heyecanla etrafını gözler. Artık Efendimiz’in(sas), ismini Yesrib’den Medine’ye çevirdiği o güzel beldeye gelinmiştir. Az sonra Efendimiz’in(sas) şereflendirdiği o mübarek mekânlar ve Yeşil Kubbe görünecektir. Havalimanından çıkıp otobüsle şehre doğru ilerleyen her bir kişi büyük bir heyecanla 0’nun(sas) türbesini görecekleri ânı beklemektedirler.
Peki ya eskiler, uçak ya da otobüsün olmadığı zamanlarda aylarca süren bir yolculukla Medine’ye gelenler, acaba şehre nasıl girmekte idiler? Eskilerin anlattığına göre, Medine’ye yaklaşan kervanlardaki yolcular şehre birkaç kilometre kala atlarından, develerinden iner ve yaya olarak şehre girerlermiş. Şehre girerken Kâinatın Efendisi’ne(sas) duyulan saygıdan dolayı ayakkabılarını çıkarıp yalınayak yürüyenler bile olurmuş. Tekbirlerle, salavatlar ve dualarla adım adım ilerleyerek büyük bir tazim içerisinde Efendimiz’in(sas) mescidine ve türbesine varırlarmış. Tabii İbrahim Edhem(ra) Hazretleri gibi Medine’ye yaklaştıkça her bir adımda durup iki rekât namaz kılarak ilerleyenleri de unutmamak lazım. O en güzele yaklaşmak için eskiler nice güzel davranışta bulunmuşlar fakat günümüz şartlarında arabayla yanma gitmekten başka çaremiz yok.
Araba içinde de olsak herkesin akimda aynı soru var: Efendimiz’inlsas) mescidindeki Yeşil Kubbe’yi önce kim görecek? Birden beton binaların arasından o güzeller güzelinin türbesine ait mübarek kubbe görünüverdi. Dudaklardan salavat-ı şerifeler yükselirken kendimizi arabadan dışarıya atmamak için büyük bir gayret sarf ediyorduk.
