Bir defasında, Osmanlı padişahı II. Abdülhamid Han’ın yaptırdığı Hamidiye Mescidi’nin ayakta olduğunu ve hâlâ hizmet vermeye devam ettiğini duyunca arkadaşlarımız çok etkilendiler. Hiç olmazsa bir vakit namazı orada kılalım dediler. O gün öğle namazı sonrasında hava sıcaklığının biraz azalmasıyla birlikte dışarıya çıkıp Anberiye’ye doğru ilerledik. Sokaklar gayet tenha, çünkü insanların bir kısmı mescitte ibadet ederken diğer kısmı ise uykuda. Dükkânlarınsa çoğu kapalı. Buralarda hayat ikindi namazından sonra başlıyor ve gece geç saatlere kadar sürüyor. İnsanlar genelde öğleye kadar istirahat ediyorlar.Halife mescitleri olarak adlandırılan Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali mescitlerini geçerek üst caddeye doğru ilerliyoruz. Anberiye’de Sultan II. Abdülhamid Han’ın yaptırdığı tren istasyonunun yanından karşıya geçerek Hamidiye Camii’nin yanma geliyoruz. Yapı, gayet gösterişli ve kara kesme taşlarla örülerek inşa edilmiş. Bu taşlar bizim Ahlat civarından çıkan Ahlat taşma benziyor.
Giriş kapısının kavsarasındaki mukarnaslar bana İstanbul camilerini hatırlatıyor. Osmanlı genelde gittiği yerlere inşa ettiği yapılarda oraların yerel mimarilerine de bağlı kalmaya çalışmış. Birçok sahabe camisinde Arap mimarisine has özellikleri devam ettirmiş. Ama bu yapı her şeyiyle tam bir Osmanlı camisi… Burada durarak Osmanlı padişahlarına, ama özellikle de bu camiyi yaptıran Sultan II. Abdülhamid Han’a uzun uzun dua ediyoruz.
