Yalan Söylememenin Sünneti

By | 11 Şubat 2015

Yalan Söylememenin SünnetiYalan Söylememenin Sünneti

“Bilmediğin şeyin ardına düşme, çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi tüm yaptıklarından sorumludurlar. Kıyamette sorguya çekilecektir.” (İsra, 36)

“İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında onu gözetleyen, dediklerini kayda geçiren bir melek hazır bulunmasın.” (Kaf, 18)

Abdullah ibni Mesud -Allah ondan razı olsun-’dan riva­yet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöy­le buyurmuştur:

“Şüphesiz ki sözde ve işte doğruluk, üstün iyiliğe, iyilik de cennete götürür. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katın­da doğrulardandır diye kaydedilir. Yalancılık, yoldan çıkmaya götürür. Yoldan çıkma ise kişiyi cehenneme götürür. İnsan ya­lancılık yapa yapa Allah katında yalancılar defterine yazılır.” (Buhari, Edeb, 29; Müslim, Birr, 103)

Abdullah ibni amr ibni’l-Âs (Allah Onlardan razı olsun) rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdular:

“Dört huy vardır ki bunlar kimde bulunursa o kişi tam münafık olur. Kimde bu huylardan biri bulunursa onu terk edinceye kadar o kişide münafıklıktan bir parça bulunmuş olur:

  1.  Kendisine bir şey emanet edilince ihanet eder,
  2.  Konuştuğunda yalan söyler,
  3.  Söz verince sözünden döner,
  4.  Dava ve duruşma esnasında haktan ayrılır, düşman­lıkta haddi aşıp haksızlık yapar.” (Buhari, İman, 24; Müslim, İman 106)

İbni Abbas -Allah Onlardan razı olsun-‘dan rivayet edil­diğine göre Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle bu­yurmuştur:

“Her kim görmediği bir rüyayı gördüm diye anlatırsa ahirette hiçbir zaman yapamayacağı iki arpa danesini birbiri­ne düğümleme cezasına çarptırılır.

Her kim de bir topluluğun duyulmasını istemedikleri bir sözü ve haberi işitmeye, öğrenmeye çalışıp kulak hırsızlığı yaparsa kıyamet günü kulaklarına eritilmiş kurşun dökülür.

Kim de herhangi bir canlının resim ve heykelini yaparsa, o da kıyamette bu yaptığına can ver diye teklif olunarak azap olunur. Halbuki ona can vermesi mümkün değildir.” (Buhari, Ta’bir, 45)

İbn-i Ömer -Allah onlardan razı olsun-’den bize aktarıl­dığına göre, Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle bu­yurdu: “Yalanların en büyüğü rüyasında görmediği bir şeyi gördüm diye kişinin gözlerine iftira etmesidir.” (Buhari, Ta’bir 45).

Semure ibni Cündeb -Allah ondan razı olsun- şöyle de­miştir: Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem çok defa ashabı­na rüya göreniniz var mıdır? diye sorardı.

Gördüm diyenin rüyasını da Allah’ın istediği şekilde yo­rumlardı. Bir sabah bize şöyle buyurdu: “Dün gece rüyamda bana iki kişi gelerek haydi yürü dediler. Ben de onlarla be­raber yürüdüm. Yolda yere uzanmış bir adam ile karşılaştık. Elinde bir kaya parçası bulunan bir başka adam onun başı ucunda ayakta duruyor, elindeki kayayı uzanmış adamın te­pesine indiriyor, başını yarıyordu. Taş da yuvarlanıp gidiyor­du. Adam taşı arkasından koşup alıyor, o geri gelinceye kadar ötekinin başı iyileşiyor, eski haline geliyordu. Adam böylece ilk yaptığı hareketi aynen tekrarlayıp duruyordu. Ben yanlın­dakilere Sübhanallah bu nedir? dedim.

“Yürü yürü” dediler. Yürüdük, derken sırtüstü yatmış bir adamın yanma vardık. Başucunda bir adam elinde demir kancası ile duruyor, yatan adamın yüzünün bir tarafına gelip kancasıyla ağzının burnunun ve gözünün bir kısmını enseni- ne kadar yaralıyor, sonra öbür tarafına geçip orasını da aynı şekilde parçalıyordu. Bir taraf parçalanırken diğer taraf eski halini alıyordu. Adam da sürekli olarak aynı işi yapmaya de­vam ediyordu.

“Sübhanallah, bunlar nedir?” dedim.

“Yürü, yürü” dediler. Yürüdük, fırın gibi bir binaya vardık. Orada ne söylendiği anlaşılmayan çığlıklar, gürültüler birbiri­ne karışıyordu. İçeride çıplak erkekler ve kadınlar olduğunu gördük. Aşağıdan yükselen alevler vücutlarını sarıyor ve hep birlikte çığlıklar koparıyorlardı. Yanımdakilere bunlara ne oluyor?” dedim.

“Yürü, yürü” dediler. Yürüdük, nihayet bir nehre vardık ki suları kan renginde idi. Nehrin içinde bir adam yüzüyor, kıyısında da yanma birçok taş yığmış başka bir kimse duru­yordu. Nehirde yüzen adam bir süre yüzdükten sonra kıyıya gelip ağzını açıyordu. Kıyıda duran adam da ağzının içine bir taş atıyor, o da geri dönerek yüzmeye devam ediyordu. Son­ra dönüp yine kenara geliyor, ağzını açıyor, öteki de ağzına bir taş daha atıyor, o da atılan taşı yutarak geri gidiyordu. Ya­nlındakilere: “Bunlar nedir böyle” dedim. Bana: “Yürü, yürü” dediler. Yürüdük, gayet çirkin bir adamla karşılaştık. Ya da hayatımda gördüğüm en çirkin yüzlü gibiydi, durmadan ateş yakıyor ve etrafında dolanıp duruyordu.

“Bu nedir?” dedim, “Yürü, yürü” dediler. Yürüdük, bir sü­re yürüdükten sonra içinde her türlü bahar çiçekleri bulunan geniş yemyeşil bir bahçeye vardık. Bahçenin ortasında uzun boylu bir adam vardı, o kadar ki, göğe uzanan başını neredey­se göremeyecektim. Adamın etrafında daha önce hiç görme­diğim kadar çok çocuk vardı. Yanımdakilere, bu adam ve bu çocuklar nedir? Dedim.

“Yürü, yürü” dediler. Gide gide büyük bir ağaçlığa vardık. Ben onun kadar güzel ve geniş bir ağaçlık görmemiştim. Ya­nlındakiler bana bu ağaca çık dediler. Birlikte bu ağaca çıktık ve ilerledik ve böylece binalarının tuğlaları altın ve gümüş­ten olan bir şehre yükseldik. Şehrin kapısına varıp açılması­nı istedik. Kapı açıldı, içeri girdik. Bizi karşılayan adamların vücutlarının yarısı bugüne kadar gördüklerinizin en güzeli, diğer yarısı ise en çirkini olan bir takım adamlardı. Yanımda­ki iki kişi onlara:

“Gidin şu nehre dalın.” dediler. Baktım ki suları pırıl pırıl parlayan enine doğru akan bir nehir saf süt gibiydi, hepsi bu nehre girip çıktılar. Çirkinlikleri tamamen kaybolmuş hepsi de son derece güzelleşmişlerdi.

Rasûlullah sözlerine şöyle devam etti: “Yanımdakiler bana burası Adn cennetidir ve senin konağın da şurasıdır” dediler. Başımı kaldırıp baktım. Beyaz buluta benzeyen bir köşk gördüm. “İşte burası şenindir” dediler. Ben o iki kişiye, “Allah iyiliğinizi versin, bırakınız da ben oraya gireyim.” de­dim. “Hayır, şimdi değil, nasıl olsa ileride oraya gireceksin.” dediler. Bunun üzerine ben, “Bu gece hayret verici çok şeyler gördüm, bunlar ne idi?” diye sordum. Onlar da anlatalım de­diler ve anlattılar.

“İlk önce gördüğün kafası taşla ezilen adam yok mu, o Kur’an’ı öğrendiği halde terk eden ve uykuyu farz namaza ter­cih eden kimsedir. Şakakları burnu ve gözleri demir çengelle yarılıp yüzülen adam evinden çıkıp her tarafa yalanlar yayan kimsedir. Fırın içindeki çıplak erkek ve kadınlar ise zina eden kimselerdir. Nehirde yüzüp yüzüp de taş yutan adam ise faiz yiyen kimsedir. Yanındaki ateşi sürekli yakıp etrafında dola­şıp duran çirkin görünüşlü kişi cehennem görevlisi Malik’tir. Bahçedeki uzun boylu adam İbrahim (a.s.)’dir. Etrafındaki çocuklar ise İslam fıtratı üzere ölen veya fıtrat üzere doğan çocuklardır. Peygamberimizden bunları dinleyen Müslümanlardan biri, “Müşrik çocukları da bunlara dahil midir? diye sordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, “Müşrik çocuk­ları da bunlara dahildir” buyurdu.

“Vücutlarının yarısı güzel, yarısı çirkin adamlara gelince, bunlar hem kötü hem de iyi amel işleyen kimselerdir. Allah onların kötülüklerini bağışlamıştır.” (Buhari, Ta’bir 48}