Denilmiştir ki:
— Peygamber . (S.A.V.) UHUD günü eline bir kılıç alıp:
— «Bunun hakkını kim verir?» dedi. Bir bölük kişi ashab arasından çıktı:
— «Bu vazifeyi biz eda edeceğiz!» dediler Resulullah (S.A.V.) de kabuletti. En sonra Ebû Dücane geldi:
— «Bunun hakkı nedir?» diye sordu. Resulullah (S.A.V.) de:
— «Bu kılıçla bir kâfire vurup, başını dağıtmak, canını Cehennem’e ve sonra başka bir düşmana doğru yüz tutmaktır!» diye buyurdu. Ebû Dücane:
— «İşte bu benim işimdir!» dedi. O kılıcı eline aldı. Salma salma cenk meydanına girdi. Peygamber (S.A.V.):
— «Böyle yürümek Allahü Teâlâ’yı kızdırır. Fakat yeri bu mahalde değildir!» dedi. Ebû Dücane, her ne yöne yüz tutsa ona, hiçbir kâfir karşı duramıyordu. Yine bu cenkte Hazret-i Hamza, Hazret-i Ali ve Ebû Dücâne’nin (Allah hepsinden razı olsun) kâfirlere karşı yaptıkları işler çok meşhurdu ve ondan daha ziyadesi düşünülemez idi.
Hatta Ebû Dücane, dağ kenarında şarkı söyleyen Kureyşli kadınlara rastlamıştı. Ebû Süfyan’ın karısı -ki Muâviye’nin anasıdır- Şiir okumaktaydı. Ebû Dücane bu kadınlara, ve Muâviye’nin annesi HİND’e kılıç çalmak istedi. Lâkin Peygamberin kılıcını onun kani ile bulaştırmak istemedi. Oradan geri döndü. Sonra da müminler bir yerden saldırıya geçip kâfirlerin üzerine yürüdüler. Müşrikleri yerlerinden kopardılar. Kadınlar şarkılar söylerken ağlamaya, gözyaşları dökmeye başladılar. Kâfir askerleri de kaçmağa başladılar. İslâm askerleri artlarından geriye dönüp yağmaya koyuldular. Kureyşli kadınları tutsak almaya kalktılar.
