Nakledilmiştir ki, Sübhünehu ve Teâlâ Hazretleri bizim seyyidimiz Muhammed Mustafa’yı Tevrat’ın ilk ve ön satırında vasıf eyledi ve:
— «Muhammed Allah’ın Resûlü’dür ve sevgili kuludur. Doğacağı yer, Mekke’dir, oradan Medine’ye hicret edecek ve orada kalacaktır!» buyurdu.
Tevrat, bin sûredir. Her sûre bin âyettir. Yolculuğa çıkıldığı vakit onu yüz deve götürürdü. Abdullah oğlu Câbir; Peygamberimiz (S.A.V.)’den şöyle nakletmiştir:
— Peygamberimiz (S.A.V.) dedi ki: «Hak Celle ve Alâ Hazretleri. Musa (A.S.)’a LEVH’i verdi. O Levh’e şöyle yazılmıştı: «Yâ Musa! Kimseyi bana ortak tutma. Çünkü ben sana ortak tutanları, müşrikleri Cehennem’de yakarım. Bana her halinde şükür eyle. Benim adıma yalan yere ant içme. Kimseye hased eyleme, kıskançlık duyma. Kıskançlar benim düşmanlarımdır. Pay ettiğim, kısmet ettiğim nimete razı ol. Her kim benim verdiğim kısmete razı olmazsa o benim kulum değildir. Ve gönlünü benden başkasına verme. Kendini süsleme, hırsızlık, uğruluk etme. Halkı, kendi nefsini sevdiğin gibi sev. Benim için Cumartesi günleri işi bırak, işten uzaklaş.»
Câbir bin Abdullâh devamla dedi ki:
— İşte bundan ötürüdür ki Peygamberimiz (S.A.V.): «Cumartesi Musa (A.S.)’ın bayramıdır. Cuma günü de benim için seçildi!» buyurdu.
İbni Abbas der ki:
«Ben Tevrat’ta, Hak Celle ve Alâ Hazretlerinin şöyle dediğini buldum:
— «Fakir olup da doğru yolda giden kimse, zengin, gani olup da doğru yoldan giden kimseden yektir. Sabreden fakir, şükreden zenginden yektir.»
Selâm oğlu Abdullah dedi ki:
— Hak Celle ve Alâ Hazretleri Tevrat’da şöyle buyurdu: «İsmail Peygamberin evlâtlarından bir peygamber yaratacağım. Adı AHMED’dir, her kim ona tâbi olursa, imân getirirse doğru yolu bulmuş ; kar hidâyete erer. Her kim imân getirmezse o mel’ûn olacak, lanete uğrayacaktır.»
Yine nakledilmiştir ki Ebudderdâ, Ka’bul Ahbâr’a dedi ki:
— Bana Tevrat’tan hâs âyetten haber ver.
Kâ’bul Ahbâr:
— Hak Celle ve Alâ Hazretleri buyurmuştur ki: «Hak yolunda banların şavkının, benim yüzüme kadar uzadığını bilin. Ben de onarın yüzlerine çok müştâkım. Her kim beni diledi ise buldu. Her
sam benden gayriyi istedi ise bulmadı.»
Kalellahu Teâlâ: «Men talebeni vecedenî ve men talebe gayri lem yecidnî».
Ebudderdâ der ki:
— Ben bu sözü peygamberden de işittim ve kitaplarda ve Tevrat’ta da yazılmıştı ki Muhammed ümmeti Allah’ın safvetidir. Musa A.S.), Muhammed (S.A.V.)’in sıfatını Tevrat’ta gördüğü vakit:
— Yâ İlâhî! Onların, Muhammed ümmetinin halini bana bildir, beyan eyle! dedi. Hak Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri:
— «Yâ Musa! Benim rahmetim onlarmdır. Öldükleri vakit kabirde de benim nurum onlarındır. Kabirden dirilseler beşaretim onla nndır. Durağıma geldikleri vakit da cemâlim onlarmdır.» buyurdu.
Nakledilmiştir ki Firavun, suda boğulduğu vakit Musa halka çok dokunaklı bir vaazda bulundu. Ümmeti ağlaştı. Bir kişi, Musa A.S.)’a sordu:
— Yâ Musa! Halkın ulu bilgini kimdir? Musa (A.S.):
— Halk içinde benden daha bilgin kimse yoktur! dedi. O vakit Hak Celle ve Alâ Hazretleri: «Bunu Allah bilir!» demediği için Musa A.S.)’ı azarladı ve:
— Mecmael Bahreyn’de, o iki denizin birleştiği yerde, bir kulum vardır ki o senden daha bilgindir, daha âlimdir! diye buyurdu. Musa A.S.) da:
— Yârabbi, ben onunla nasıl buluşayım? diye sordu. Hak Teâlâ Hazretleri ona:
— Bir balık al, zenbiline koy. O balık nerede kaybolursa o bilgin kulum oradadır! dedi. Musa (A.S.) balığı aldı. Nün oğlu Yûşâ (A. S.) :1e birlikte iki denizin birleştiği yere geldiler. Bir kaya dibine vardılar. O kayanın dibinde Hayat Suyu = Ab ı Hayat vardı. O su neye dokunsa o şey diri olurdu. Musa ve Yûşâ Peygamberler o taşın dibinde uyudular. O Hayat Suyu zenbildeki balığa erişti. Balık dirildi. Denize atlayıp gitti. Denizde onun gittiği yerde su, kemer gibi yol oluyordu. İki peygamber uyandıkları vakit oradan bir gün, bir gece uzaklaşıp gittiler. Musa (A.S.)’ın yoldaşı ona balığın halini haber vermedi. Unuttu. Ertesi sabah olduğu vakit Musa (A.S.):
— Bize hiç meşakkat ermedi. Herhalde Hak Teâlâ’nın buyurduğu yerden geçmiş olduğumuzdan olacak! dedi. O vakit yoldaşı Yuşa (A.S.):
— O taş dibinde yatmıştık ya, balık oradan denize gitti. Bana bunu sana söylemeği Şeytan unutturdu. Sana söylemedim! dedi. Musa (A.S.):
— İstediğimiz kişi oradadır. Gel, geri dönelim! dedi. Sonra birlikte geri döndüler. O taşın yanma geldiler. Bir kişiyi elbiselerine bürünmüş halde gördüler. Musa (A.S.), o kişiye selâm verdi.
Nebi Hızır sordu:
— Sen kimsin?
— Ben Musa’yım.
— İsrail oğullarının Musa’sı sen misin?
— Evet benim. Sana verilen ilimden, bilgiden bana öğretesin! diye geldim.
O vakit Hızır (A.S.):
— Benimle birlikte olmana, işime sabretmene senin gücün yetmez! dedi. Ey Musa, ben ilim üzerineyim. Bu Hak Teâlâ Hazretlerinin öğrettiği ilimdendir ki sen onu bilmezsin. Sen de bir ilim üzeri nesin. Bunu da sana Hak Teâlâ Öğretti. Ama ben de onu bilmem.
Musa (A.S.):
— İnşaallah, beni sabredenlerden bulursun. Ve sana hiç bir yerde âsi olmayayım! dedi. Hızır (A.S.):
— İnşaallahü Teâlâ! Eğer bana uyarsan, bana hiç bir nesne sorma! Hattâ ben haber vermeyince bile! dedi.
Bundan sonra bunlar deniz kıyısında gittiler, bir gemiye rastladılar. Gemi halkına:
— Gelin, bizi de birlikte götürün! dediler. Onlar, Hızır (A.S.)’ı doğru, sâlih bir kişi bilerek gemi kirasını almadılar. Musa (A.S.) ile Hızır (A.S.) birlikte gemiye bindiler, gittiler. Yolda Hızır (A.S.), geminin bir tahta parçasını kopardı. Musa (A.S.) ona:
— Bir kavim ki bizi, bir nesne almadan gemisine koydu. Sense onların gemilerini deliyorsun! Gemiyi batırmak istiyorsun. Ne kadav da büyük bir iş işliyorsun! dedi. Hızır (A.S.):
— Sana sabretmiyorsun, demedim mi? Söylenip duruyorsun.
Musa (A.S.):
— Unuttum! Söyledim işte! dedi. Bağışla, mazur tut!
Az sonra bir serçe kuşu geldi. Geminin kenarına kondu. Gagasını denize batırdı. Hızır (A.S.):
— Senin ilminle benim ilmim, Allah’ın ilmi yanında serçenin denizden aldığı su kadardır! dedi. Ondan sonra gemiden çıktılar. Deniz kıvısında ilerleyip gittiler. Hızır (A.S.) bir erkek çocuğu gördü, başka u çuklarla oyun oynuyordu. Onu tuttu, başını kesti. Musa (A.S.):
— Bir masumu günahı olmadan öldürdün. Redde ve inkâra uğrayan bir kişinin yaptığı işi yaptın! dedi. Hızır (A.S.):
— Sana ben demedim mi ki sabredemiyorsun diye? Eğer bir daha sorarsan sen bana yol arkadaşı olamazsın! dedi. Yine ilerlediler. Antakya’ya geldiler. Şehir halkı bunları içeri konukluğa almadı. Orada bir duvar gördüler, yıkılmağa yüz tutmuş bir duvardı bu. Hızır (A.S.) bu duvara elini sürdü, duvar doğruldu, yerine geldi.
O vakit Musa (A.S.) yine:
— Bir kavim ki bize yemek vermedi. Konukluğa almadı. Sen onların duvarını onarıyorsun. Eğer isteyecek olsan sana gündelik de verirler, dedi. Hızır (A.S.):
— Seninle şart ettik ki bir soru sormayacaktın. Üçüncü kere bir soru sordun, ben de senden ayrılırım! dedi. Şimdi, sabredemediğin su şeyleri sana söyleyeyim. Birincisi: Gemiyi şunun için deldim ki emiciler fakir kimselerdi. Gemiyi işletip hayatlarını kazanıyorlardı. Madem ki bizden para almamışlardı, onlara yardım etmek borcum du. İleride bir Bey vardı ki kusurlu olmayan gemileri zorla ele geçirirdi. Ben de geminin tahtalarının bir kısmını kopardım. Onu noksan malzemeli hale koydum. Böylece o zorlu Bey onu almasın ve yaptıkları iyilikler yerine gelsin istedim.
Öldürdüğüm çocuğa gelince: Onun anası ve babası müminlerdendi. Onları günaha ve küfre sokardı, yine korktum, anne ve babasını vıne küfre sokar diye onu öldürdüm. Diledim ki Hak Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri onlara daha hayırlı evlât versin.
(Rivayetlere göre bu ana, babanın bir kızları doğmuş ve onun da soyundan yetmiş peygamber gelmiş.)
Hızır (A.S.) sözüne devamla Musa (A.S.)’a dedi ki:
— O onardığım yıkık duvara gelince, o öksüzlerin duvarı idi. Duvarın altında hazine vardı. Babaları özü, sözü doğru, Hakkı tanır bir kimseydi; Hak Teâlâ, bu çocukların akıl yaşına gelince o hâzineyi çıkarmalarım ve onlara rahmeti ile kuvvet vermesini diledi. Ben o duvarı kendi dileğimle işlemedim. İşte sabretmediğin o işlerin yorumu budur!
Hızır (A.S.) ile Musa (A.S.) sonra birbirlerinden ayrıldılar. Musa (A.S.) geri, ülkesine geldi. Olanları, bitenleri halkına haber verdi, onlar da öğrendiler, bildiler.
Tefsir ehli derler ki:
— O duvar altında olan hazine bir levhaydı, üstünde şu yazı yazılıydı:
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
«Şaşarım o kimseye ki ölümün yakınlaştığını bildiği halde nasıl şâd olur, sevinir?»
«Şaşarım o kimseye ki alınyazısı, kaderi ona yaklaştığı halde, nasıl kaygı, gam çeker?»
«Şaşarım o kimseye ki rızkının yakın olduğunu bilir de niçin zahmet çeker?»
«Şaşarım o kimseye ki hesaba uyarak imân getirdi, niçin gaflet içindedir?»
«Şaşarım o kimseye ki dünyanın zevalini bildiği ve ehlinin gideceğini bildiği halde gönlü yine de dünya ile avunur, ona inanır.»
«LA İLAHE İLLALLAH, MUHAMMEDÜN RESÛLULLAH!»
Levhanın bir yanında da şu yazı yazılıydı:
«Ben o Allah’ım ki yalnızım, ortağım, şerikim yoktur. Hayrı ve şerri yarattım. Ne saadet o kişinin başına ki ben onu hayırla yaratmış olayım ve eliyle hayırlı işler işleteyim.»
«Yazıklar olsun o kişiye ki onu şer için yaratmış olayım ve onun eliyle şer işleteyim.»
Birçok tefsirciler bu söz üzerinedir.
Yine Musa (A.S)’ın haberlerine gelelim, siz de dinleyiniz:
Nakledilmiştir ki, Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri:
— Yâ Musa! dedi. Hiç benim için bir amel işledin mi?
Musa (A.S.):
— Yârabbi, dedi, namaz kıldım, oruç tuttum zikredip seni andım Sadaka verdim.
Hak Teâlâ Hazretleri:
— «Ey Musa! Namaz sana burhandır, oruç sana Cennet’tir, sadaka sana gölgedir, zikir sana nurdur» diye buyurdu. Sonra yine sordu:
— Hangi ameli benim için işledin?..
Musa (A.S.):
— İlâhi, beni bir amele, bir işe kılavuzla ki senin için olsun! dedi. Hak Teâlâ Hazretleri de:
— Kimi seversen benim için sev, kimi ki sevmezsen benim içinsev me! buyurdu.
Mekhul Şamî, Musa Peygamberden şöyle bahseder:
— Hak Teâlâ Hazretleri, Musa (A.S.)’a:
— Her kim namaz sonunda Ayetülkürsî’yi okusa ona ben rahmet ederim ve şükredenlerin sevabını veririm. Sıddıklar amelini veririm.Rahmetimin gölgesini onun üzerinden kaldırmam! dedi.
Musa (A.S.):
— İlâhî, kim ona devamla sabır gösterir, onda ısrar eder? diye sordu. Hak Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri:
— Nebiler, sıddıklar ve şehitler devamlı, ısrarlı kalırlar! dedi.
Hak Celle ve Alâ Hazretleri Musa (A.S.)’a dedi ki:
— Yâ Musa, benim kullarıma beni sevdir. Ve benim nimetlerimi kullanma bildir. Öyle olunca onlar da beni severler! dedi.
Musa (A.S.):
— İlâhi, bir kişi, uykuda iken namaz kılsa onun sevabı nedir?diye sordu.
Hak Teâlâ Hazretleri:
— Rahmetimi onun üzerine saçarım. Gönlünü parıl parıl parlatır, nurlandırırım. Duasını kabul ederim. Kıldığı namazın bir rekâtını gündüz kıldığı namazın yüz rekâtına yazarım. Uçmak için de onun için bir saray kurarım buyurdu.
Nakledilmiştir ki Hak Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri Musa (A. S.)’a:
— Yâ Musa! dedi. Gerçekten ben Muhammed ümmetini üç isimle mükerrem kıldım. Başka hiç bir kimseyi onlar gibi mükerrem kılmadım, dedi.
Musa (A.S.):
— Yârabbi, o isimler nelerdir? diye sordu.
Hak Teâlâ Hazretleri:
— Bismillahir Rahmânir Rahîm’dir ki üç isimdir, buyurdu.
Musa (A.S.)’m yanında bir kişi vardı ki gözsüzdü. O bu sözü işitince:
— Yârabbi, dedi, şu isimler hakkı için benim gözümü bağışla! Hak Celle ve Alâ Hazretleri de hemen onun gözünü bağışladı. Tefsir ehli derler ki:
— Hak Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri Musa (A.S.)’a Tih Sahrasında kırk yıl kudret helvası ve bıldırcın (menn ve selvâ) verdi. Halk gelir, ağaçların yanı başında otururlardı. Sabah olduğu vakit kuşlar gelirdi, ağaçların üstünde ötüşürlerdi. Güneş doğması yaklaştır, vakit bir yel gelir, kuşların tüylerini dökerdi. Güneş doğduğu vakit ise Hak Teâlâ’nm kudreti ile o çıplak kuşlar pişerler, bu halkı: önüne pişmiş olarak düşerdi. Onlar da kuşları yerlerdi.
Yine nakledilmiştir ki, Musa (A.S.):
— Yârabbi, dedi, beni Kelim eyledin sözlerini dinleyen ettin, Mu hamed (S.A.V.)’i Habib ettin. Öyle ise Kelim ile Habib arasında fark nedir?..
Hak Teâlâ Hazretleri:
— Yâ Musa, Kelim odur ki onun bütün işi, Allah rızası için ola Habib odur ki Hak Teâlâ’nm bütün işi onun rızası için ola! buyurdu
Sonra: — Ama, Ey Musa! dedi, Kelim odur ki Allah’ı seve ve Habib odur ki Allah onu seve.
Nakledilmiştir ki bir gün Musa (A.S.) sahraya çıktı. Bir kişinin koyun güttüğünü gördü. Musa (A.S.) ona:
— Bana yiyecek olan bir nesnen var mı? diye sordu. O kişi: Allah kerîm ve ganîdir! dedi. Elindeki asâ ile yere vurdu. Yer ikiye ayrıldı.Birinden su ve birinden süt çıktı. Musa (A.S.) suyu ve sütü içti. Yüzünü göğe tuttu:
— Yârabbi, dedi, bu kerameti bu kişi nasıl ve neden, buldu?.
Hak Teâlâ Hazretleri:
— Yâ Musa! Onun gönlünde beş fazilet, beş iyi huy vardı. O bu sebepten bu kerametleri elde etti. Birisi budur ki gönlü, hiç bir vakit beni zikretmekten geri kalmaz. İkincisi budur ki gönlünde kimseye hased, kıskançlık yoktur. Üçüncüsü budur ki hiç bir vakit günah üzerine değildir. Dördüncüsü budur ki rızık için kaygı çekmedi, gussa yemedi. Beşincisi budur ki bütün hallerde benden korkardı! Ben de bu kerameti ona verdim! buyurdu.
Nakledilmiştir ki, Musa (A.S.):
— Yârabbi, dedi, hiç bir kimseye bana ikram ettiğin gibi ikram ettin ve konuştun mu, ona söz söyledin mi?..
Hak Teâlâ Hazretleri:
—Yâ Musa! dedi. Benim kullarım vardır ki âhir vakitda onlar Ramazan ile ikramda bulunacağım. Ben onlara senden daha yakınım.
Çünkü seninle yetmiş bin perdenin ardından konuştum, yetmiş bin perde ardından sana söyledim. Ama Muhammed ümmeti oruç tuttukları vakit benizleri sararsa o perdeleri aradan gideririm benNe bahtlıdır o kimse yüreğini açlıkla ve susuzlukla yakar. Dosdoğrusu şudur ki ben cemâlimi onlara göstereceğim. Onların ağızlarının kokusu bana misk kokusundan yektir, daha güzeldir.
Musa (A.S.):
— Yâ İlâhî! dedi. Bana da Ramazan ayı ile ikram eyle.
Allahü Zülcelâl Hazretleri:
— Yâ Musa, diye buyurdu, Ramazan Muhammed ümmetinindir.
Nakledilmiştir ki, Musa (A.S.):
— Yâ İlâhî, dedi, kardeşim Harun öldü. Onu yarlığa, bağışla.
Sonra Hak Teâlâ, Musa (A.S.)’a şöyle buyurdu:
— Yâ Musa! Benim kapımda sabit ol, ben lütfederim. Benden iste, vereyim, ben ganîyim, bana dua et ki ben yakınım. Benim ile sabahla ki ben kerîmim!
Hz. Muaz İbn i Cebel (R. Anh) dedi ki:
— Hak Teâlâ Hazretleri, Musa (A.S.)’a üç yüz beş bin kelime soyadı Musa (A.S.) son sözlerinde:
— Yâ İlâhî! dedi. Bana vasiyet eyle!
Hak Teâlâ Hazretleri:
— Benim söylediğim hak budur ki eğer bir kişi babasına, anasına iyilik etse dünyada onun adını velîlerimden yazarım. Kabirde ona munis,yakın olup, Mahşerde ona rahim olurum. Sırat üzerinde ona davuz olup Uçmak’ta onunla aracısız konuşurum. Yâ Musa Onların sası benim rızamdır. Onların gazabı, benim gazabımdır. Eğer bir kişi peygamberlerin ameli gibi amel işlese, ama dönüp babasına ve anasına isyancı olsa ben onun ibâdetini kabul etmem. Belki onu Cehenneme korum! diye buyurdu.
Nakledilmiştir ki, Musa (A.S.):
— İlâhî, ben garibim, hastayım ve fakirim! dedi.
Hak Teâlâ Hazretleri:
— Yâ Musa! dedi. Garip o kimsedir ki benim gibi habibi olmaz. Hasta o kimsedir ki onun benim gibi tabibi, hekimi olmaz. Fakir kimsede de odur ki benim nimetlerimden nasibi olmaz.
Yehb Ibn i Münebbih dedi ki:
— Tevrat ı Şerifte ben on dört kelime buldum. Bunlar, bütün İsrâiloğullarının salih kimseleri bir araya toplandılar, okudular ve halka bildirdiler. Bu kelimelerin mânâsı, anlamı şunlardır:
Birincisi: Amelden yek hazine yoktur.
İkincisi: Bilgisizlikten kötü, yaramaz bir yoldaş yoktur.
Üçüncüsü: ibâdetten, takvâ’dan aziz ve şerefli şey yoktur.
Dördüncüsü: Fikirden iyi amel yoktur.
Beşincisi: Arzu ve istekleri terketmekten yek ve daha faziletli kerem yoktur.
Altıncısı: Kibirden ulu horluk yoktur.
Yedincisi: Sabırdan daha faziletli iyilik yoktur.
Sekizincisi: Gerçekten yek irşad edici yoktur.
Dokuzuncusu: Tamâh’dan, aç gözlülükten daha çok yoksulluk yoktur.
Onuncusu: Sağlıktan yek nimet yoktur.
Onbirincisi: Allah’tan korkmadan yek ibadet yoktur.
Onikincisi: Kanaat etmekten yek ibadet ve zühd yoktur.
Onüçüncüsü: Dili korumaktan yek, seni saklayıcı yoktur.
Ondördüncüsü: Dünya’ya, ırak durmaktan yek yakınlık yoktur.
Nakledilmiştir ki, Haşan Basri (R. Anh) şöyle demiştir:
— Tevrât ı Şerifte şu beş kelime yazılmıştır:
Biri budur ki ganilik, zenginlik kanaat etmektir. İkincisi, selâmet (kurtuluş) izzetle, ululuktadır. Üçüncüsü, azadlık, istekleri terket mektedir. Dördüncüsü, hoş kazanç çok günler içindedir. Beşincisi sabretmek, az günlerdedir.
Hak Tebârek ve Teâlâ Hazretleri dedi ki:
— Yâ Musa! Bütün hataların ulusu dokuz nesnedir. Onlar da kibirlilik, haramdır, haseddir, çok söylemektir, çok yemektir, çok uyumaktır ve mal sevmektir, kendisini övülmesini sevmektir.
Dokuzuncusu da Allah’a şükredişi olmamaktır. Nakledilmiştir ki İbn i Mes’ud (R. Anh) şöyle demiştir:
— TEBÂREKE sûresi Tevrat’ta gelmiştir. Hak Teâlâ Hazretleri «Ya Musa, her kim Tebâreke sûresini geceleri okursa kabir azabından kurtulur!» buyurmuştur.
Nakledilmiştir ki, Hak Teâlâ Hazretleri dedi ki:
— Yâ Musa! Sana mal verildiği vakit hesabını düşün. Sana dünya verilse, ölümü düşün. Sana belâ geldiği vakit dua et. Yemek yer.eğe otursan aç olanları düşün. Bir günah işlemeye kalksan, Cehennemi an. Hasta olduğun vakit sadaka ver, ilâcım bul. Zengingani olduğun vakit sen de halkı zengin, gani et.
Tevrat’ın sonunda şöyledir:
— Hak Tebârek Hazretleri dedi ki: «Yâ Musa! Mademki benim hazinelerimi bildin, tamahını halktan kes. Benim meleğimi gördün kapımdan kesilme. Mademki düşmanları ölü görmedin, gönlün güvenli olmasın. Mademki kendi kusurundan ve ayıbından uzaklaştın, halkın ayıbı, kusuru ile uğraşma, Uçmağa girmeden benden emin olma.
Azrail (A.S.), Musa (A.S.)’in ruhunu almaya geldiği vakit Musa (A.S) onun gözünü çıkardı. Hak Teâlâ hemen onun gözüne yine göz verdi.
Musa (A.S.) yüzyirmi yıl ömür sürdü, sonunda dünyadan teşrif eyledi.
Bilinmeli ki Musa (A.S.)’ın haberleri çoktur. Fakat biz kısa tuttuk. Su yazdığımız haberler Hak Teâlâ Hazretlerinin onunla söyleştiğidir.Kitapta çok yer tutmasın diye onların da bazısını yazdık.
