Talût’un Öldürülmesi

By | 10 Mart 2015

talutun-oldurulmesiAradan biraz vakit geçince Talût, yine bir gece Hazret-i Davud’u öldürmeye niyetlendi. Bu haberi Davûd (A.S.) haber aldı. Karısına:
— Bana bir tulum şarap getir! dedi. Karısı da emredileni yaptı. Davûd (A.S.) tulumu yattığı sedirin üstüne koydu. Üstünü de yorganla örttü. Talût gece yarısı geldi yorgan altında Davûd (A.S.)’ın uyuduğunu sanarak kılıcını çekti. Hızla tuluma vurdu. Etrafa kan rengi şarap saçıldı. Kokusu, yatak odasını doldurdu. Talût:
— Onu öldürdüm! diyerek çıkıp gitti. Acaba çok mu şarap içmişti. Allah ona rahmet eylesin! dedi. Ama ertesi gün Talût meramına ermediğini anlayınca yüreğine Davûd (A.S.)’m korkusu düştü. Gece yatacağı zaman kapıları sağlamlaştırır, dayaklar, kilitletir ve kendisini nöbetçilere bekletirdi.

Bir geceydi. Herkes uyuduktan sonra Davûd (A.S.) Talût’un çadırına vardı. Nöbetçilerin derin bir uykuya daldıklarını gördü. Kapıların hepsi de açıktı. Hemen içeriye girerek Talût’u buldu. O da derin uykudaydı. Başucu ile iki ayak ucuna, sağ ve sol yanlarına birer ok dikti. Sonra geri döndü. Sabahleyin Talût uyandığı zaman o okları görünce dilinden şu sözler döküldü:
— Hak Teâlâ Davud’a rahmetini bol kılsın! Ben elime fırsat geçince onu öldürmek istedim, o ise beni öldürmek fırsatı eline geçtiği haine bana bir zarar vermedi!

İkinci bir gecede de Davûd (A.S.) yine bir fırsatım bularak Talût’un yatağı yanma vardı. Onun abdest ibriğini ve su bardağını aldı Sakalından birkaç tane kıl yoldu. Giysisinden bir parçayı kesti. Hepsini aldı, götürdü. Kaçtı, kayboldu. Talût da onu bulmak için bir gur. atıyla çöllere çıktı. Davûd (A.S.)’ı sahrada yaya yürürken gördü. Onu öldürmek için o yana at sürdü. Üstüne saldırdı. Davûd (A. S.) çok çevik bir kimseydi. Hemen koştu, bir mağaranın içine girdi. Bir örümcek de o anda o mağaranın ağzına yuva yaptı. Talût da oraya kadar geldi. Mağaranın kapısını örümcek ağı ile kaplı görünce:

— “Eğer Davûd buraya girmiş olsaydı bu örümceğin yuvası bozulurdu!” dedi. Döndü ve oradan ayrıldı.

Davûd (A.S.) burada Allah’a ibadet edenlerin arasına katılarak ibadete yüz tuttu. Herkes Talût’un Davud’u öldürme istediğini duydu. Bilgini, cahili ona kötü dualarda bulundular. Talût’un Davud’u öldürmesine mani oldular. Talût o zaman, bu engellemeye çalışanlar: öldürtmeye başladı. Alimlerden yalnız bir ihtiyar kadın din ulu olarak kaldı. Cellâdını çağırdı:
— “Şu kadını da öldür!” diye emirde bulundu. Cellât onu da öldüreceği zaman Hak Teâlâ onun kalbine bir merhamet indirdi:
— “Bir din bilginine ihtiyaç hasıl olursa bari bu yaşlı kadın sağkalsın” dedi. Talût’a gelerek:
— “Buyruğunuzu yerine getirdim efendim!” dedi.
Aradan günler geçti. Talût’un kalbine tevbe etmek ve günah, işlemekten çekinmek duyguları sindi. Yaptıklarından nedamet, pişmanlık duydu. Geceyi gündüze katarak ağlayıp gözyaşları dökmeye başladı. Her gece müminlerin kabrine varıyor:
— “Bana tevbenin kabul edildiğini bilen, Allah hakkı için ban. haber versin!” diye yalvarıyordu. Kabirlerden o zaman bir ses gelip ona dedi ki:
— Ey Talût! Bizim dünyada diri kalmamıza razı olmadın. Hatta bizi haksız yere öldürttün. Şimdi de kabirlerimize geliyorsun. Burada da bizi incitip duruyorsun. Hâlâ bize ezâ etmektesin.
Bu sesi işitince Talût’un üzüntüsü, hüznü daha da çok arttı. Cellâdı bile ona acıdı. Ona şu hikâyeyi anlattı:
— Ey padişahım! Senin benzerin şu padişahtır ki bir gün öğleden sonra bir köye gelmişti. O sırada bir horoz öttü. O horozun vakits.a ötüşünü uğursuzluk sayarak:
— “Köyün bütün horozları kesilsin!” diye emir verdi. Hemen bütün horozlar boğazlandı. Padişah akşam inip gece olunca uykuya yattı. Adamlarına:
— “Sabah horoz ötünce bizi uyandırın ki erkenden yola çıkalım!” Onlar da:
— “Ey melik! Sen köyde hiçbir sağ horoz bırakmadın ki öttüğünü sıtelim!” dediler. İşte o padişah gibi siz de hiçbir din alimini sağ bırakmadınız. Oysa ondan din işlerini sorabilirdik!
Bu hikâyeyi dinleyince Talût’un hüznü ve melâli daha çok arttı, rellâdı onun bu halini görünce yine şöyle dedi:
— Ey yüce melik! Ben sana bir din bilgininden haber veririm ama nu da öldürmenden korkarım.
Talût:
— “Allah esirgesin! Bundan sonra haksız yere kimseyi öldürtmem!” dedi. O zaman cellât o bilgin din kadınından haber verdi. İkisi birlikte o din âlimi kadına vardılar;.
Talût dışarıda kaldı. Cellât o gizli yere girdi. Kadın âlime:
— “Seni ölümden kurtarıp gizlediğim için senin üstünde büyük hakkım olmadı mı?” diye sordu. O da:
— “Evet oldu!” dedi. Cellât:
— Şimdi senden bir dileğim var. Talût kapıya geldi. Senden:
— “Tevbeye çare var mıdır?” diye soruyor. Kendisine bildirir misin?
Din bilgini kadın:
— “Ona çare nedir bilmem. Ama, İşmoil (A.S.)’in kabrini bilirseniz. Oraya varalım. Belki o bizi muradımıza erdirir!” dedi.
Cellât Talût’a bunu söyledi. O da:
— Peki! dedi. Üçü birlikte İşmoil (A.S.)’ın mezarına vardılar. Din ilimi kadın el açtı, dua etti. Onlar da:
— Amin! dediler ve Allahü Teâlâ’ya yalvardılar. Birden İşmoil A.S.)’ın topraktan başını silkip kalktığını gördüler, din bilgini kadın ona:
Ey nebi! dedi. Talût kendisi için “Tevbeye çare var mıdır?” diye soruyor. Bunu sana sormaya buraya geldi. İşmoil (A.S.) da Talût’a şu soruyu sordu:
— Ey Talût! Benden sonra sen ne işler işledin?
Talût da:
— “İşlediğim şeylerden bir şey geride kalmadı ki! Şimdi tevbeye çare istemeye sana geldim!” diye cevap verdi. O zaman İşmoil (A.S.):
— “Tevben şudur: Oğullarınla gazaya git! Onları cenkte ileri gönder. Hatta hepsi gözlerinin önünde can versinler. Sonra kendin gaza meydanına çık. En sonunda sen de canını teslim et.” dedi
Bu sözleri söyledikten sonra İşmoil (A.S.), yeniden kabrine gird; Ve yeniden eski ölü haline geldi. Bundan sonra Talût, daha büyük bir üzüntü denizine battı. Hele oğulları ona itaat etmezlerse diye çok hüzün duyuyordu. Bu korkusundan ötürü yüreği parçalanıyordu.
Oğullarını çağırttı. Onlar gelince babalarının kederinin daha çok arttığını gördüler. Talût onlara dedi ki:
— Ey oğullarım! Ben ateşe atılsam siz ne yaparsınız? Beni kurtarmak için canınızı feda eder misiniz?
Çocukları:
— Evet, ederiz! dediler. Buyur ey babamız! Ne emredersen onu yapalım. Senin mihnet içinde olmanla bize rahat gerekmez. Bizt buyruğunu bildir!
Talût, oğullarından bu cevabı alınca İşmoil peygamberin söylediklerini onlara bildirdi. Onlar da:
— Sen mademki ölümü seçtin, biz sen gittikten sonra hayatı neyleriz? Sen nereye gidersen senden, senin yanından ayrılmayız. Seninle birlikte gideriz! dediler.
Onlar böyle bir antta bulununca Talût da oğullarını, on sevgili çocuğunu aldı. Gazalara koştu. On oğul da birer birer ölüm, şerbetır. içtiler. Talût da:
— “Allahım dinimiz uğruna rahmetini benden esirgeme” diye duyuruda bulundu. En sonunda o da canını feda etti.
Talût, kırk yıl padişahlık etmişti. Ondan sonra hükümdarlık çağı sona erdi. İsrailoğullarınm hepsi Davûd (A.S.)’a yöneldiler. O hem hükümdar, hem peygamber olarak İsrailoğullarınm başına geçti. Ondan önce ise nebilik ve padişahlık ayrı ayrı kimselerde bulunmaktaydı.