Sadaka Vermenin Fazileti
Peygamber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: *Bir hurma bile olsa sadaka veriniz. Çünkü fakiri canlandırır ve suyun ateşi söndürüp yok ettiği gibi günahları yok eder» (’). Ve yine buyurdu: «Bir hurmanın yansıyle bile olsa Cehennem ateşinden korunun, onu da bulamazsanız tatlı dilli olunuz» (2). Ve yine buyurdu: «Helalden sadaka veren bir Müslüman yoktur ki, Allahü Teâlâ o sadakayı kendi lütuf eline aimasın ve sizin dört ayaklı hayvanlan büyüttüğünüz gibi, Allahü Teâlâ onu birkaç Uhud dağı kadar büyütmesin». Ve yine buyurdu: «Yann, kıyamet günü insanlar arasında hüküm olununcaya kadar, herkes kendi sadakasının gölgesinde bulunur». Ve yine buyurdu: «Sadaka, şer kapılarından yetmiş kapıyı bağlar». «Hangi sadaka daha faziletlidir?» diye sorduk- lannda, «Vücudun sağlam olup yaşama ümidin olduğu ve fakirlikten korkmadığın zaman verdiğin sadakadır. Can boğazına gelinceye kadar bekleyip, sonra: Bu filânın, şu filânın dediğin değildir. Sadaka Vermenin Fazileti Çünkü, o zaten filâmn olmuştur. Söylesen de bir, söylemesen de!» buyurdu.
Isâ aleyhisselâm buyurdu: «Dilenciyi ümidsiz eden, yahut kapısından kovanın evine, melekler yedi gün uğramaz». Peygamber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) iki işi kimseye bırakmaz, kendi eliyle yapardı. Fakire sadakayı kendi eliyle verirdi. Gece ab- dest suyunu kendi koyardı ve üzerini örterdi. Buyurdu ki (sallâlla-hü aleyhi ve sellem): «Bir Müslümana elbise yapan, o elbise onun sırtında durduğu müddetçe, Allahü Teâlâ’nın hıfzında (korumasında) olur». Hazret-i Âişe (radıyallahü anhâ) elli bin altın sadaka verdi ve eski gömleği yamalayıp giydi. Kendisine bir gömlek yapmadı. îbn Mes’ûd (radıyallahü anh) buyuruyor ki: «Bir kimse yetmiş sene ibadet etti. Sonra öyle bir günah işledi ki, ibadetleri yok oldu. Sonra bir fakire uğradı ve ona bir dilim ekmek verdi. Onun o günahı afvedildi ve yetmiş senelik ameli de kendisine verildi». Lokman Hekim oğluna, «Her ne zaman bir günah işlersen, arkasından sadaka ver ve tevbe et», derdi. Sadaka Vermenin Fazileti Abdullah bin Ömer (radıyalla- hü anhümâ) sadaka olarak şeker verirdi ve derdi ki: «Allahü Teâlâ buyuruyor: «Sevdiğiniz (mal) den infak etmedikçe iyilerden olamazsınız» (3). Allahü Teâlâ biliyor ki, ben şekeri çok seviyorum». Ebû Süfyan (radıyallahü anh) diyor ki: «Kendinin sevaba ihtiyacını, fakirin sadakaya ihtiyacından daha çok görmeyenin sadakası kabul olmaz». Hasan-ı Basri (rahmetullahi aleyh) bir köle satıcısını güzel bir câriye ile gördü. Buyurdu ki: «İki dirheme satar mısın?». Satıcı, «Hayır», dedi. Buyurdu ki: «Allahü Teâlâ, bu câriyeden çok daha güzel olan Cennet hûrilerini iki hurma tanesine satıyor». Yâni sadaka verene veriyor.

