Müjdelenmiş Bir Mekân! Vadi-yi Akîk

By | 1 Ağustos 2019

Medine ziyaretçilerinin genelde varlığından haberdar olmadığı, bazı grupların nadiren ziyaret ettikleri bir vadi bulunmakta Medine’de: Vadi-yi Akîk. Normalde Medine’nin bir hayli dışında bulunan bu vadi, Medine halkının sayfiye yeri sayılıyor. Ama Medine şehrinin büyümesi ile burası da artık şehrin içinde kalmış gibi.
Aslında burası Medine’nin önemli yerlerinden, çünkü Efendimiz’in (sas) Medine’de en çok ziyaret ettiği mekânlardan birisi. Akîk Vadisi, Medine’ye dört mil kadar uzaklıkta, Zü’l-Huleyfe Vadisi içerisinde bulunan, içinden akarsu geçen yeşili bol bir mevkidir. Kâinatın Efendisi(sas) buradan çok hoşlanır ve zaman zaman buraya gelerek ibadetlerini burada gerçekleştirirmiş. Bazı geceler burada kaldığı da olurmuş. Abdullah bin Ömer(ra) Hazretlerinin, buradaki bir semure ağacını sırf Efendimiz(sas) defalarca altında konakladı diye bir ömür boyu suladığını biliyoruz.
Akik Vadisi aynı zamanda Efendimiz’in (sas) hicret yolu üzerindeki duraklanndan biridir. Sevr’deki mağarayı terk ettikten tam on iki gün sonra buraya gelmiş ve Küba’ya buradan gitmiştir. Hz. ÖmerUa), Efendimiz’in(sas) Vadi-yi Akik’te bir gün şöyle buyur- Urve bin zübeyr’in duğunu rivayet eder, “Allahu Teâlâ’dan bir melek mescidinin yemlenmiş han gelerek bana dedi ki, ‘Bu mübarek vadide namaz kıl.’”11
Akik Vadisi; Irak, Necid ve bu bölgeler üzerinden gelen insanların tarih boyunca mikat yeri olarak kabul edilmiştir. Bu yönlerden gelenler hep bu vadide ihrama girmişlerdir. Vadi içinde OsmanlIlardan kalma tarihî bir köprü de vardır. Bu vadinin Osmanlı ile ilgili bir hatırası da Efendimiz’in(sas) mescidi olan Mescid-i Nebevî’nin Sultan Abdülmecid Han’ın emri ile başlatılan son inşaatıyla ilgilidir. 1849-1861 yıllan arasında süren bu inşaatta İstanbul’dan işinin ehli nice mimar, mühendis ve usta Medine’ye gönderilmiştir. Medine’ye gelen bu uzmanlar da mescidin tamiratında kullanılacak malzemenin tetkikinde bu vadideki taşları beğenerek Akik Vadisi’nin Hedab denilen kayalık mevkiinden kestikleri sütun ve taşlarla mescidi inşa etmişlerdir.
Vadinin içinde derin bir akarsu yatağı var. Yılın belli zamanlarında bollaşan, bazen de iyice azalan suyu ile bu mübarek mekâna bereket  olan akarsuyun kenanna oturup, Efendimiz’in(sas) buradaki hatıralarını yâd ediyoruz. Az ileride kerpiç bir kasır var. Burası bir Osmanlı eseri. Fakat bu kasrın biraz arkasındaki toprak evler çok daha öncesinden kalma. Rivayetlere göre buradaki toprak evlerden bir tanesi Zübeyr bin Awam(ra) Hazretleri ile Hz. Ebubekir’in(ra) kızı Hz. Esma’mn oğlu Urve bin Zübeyr’e aitmiş. Burada sonradan yenilenmiş beyaz badanalı bir mescit de var ki adı “Urve Mescidi”. Aslında bu mescidin orijinalini de Hz. Urve yaptırmış. Hz. Urve’nin annesi Hz. Esma, teyzesi de Hz. Âişe’dir.
Hz. Urve, Efendimiz’in(sas) vefatından belki de yıllar sonra teyzesi Hz. Âişe’yi buradaki evine yemeğe çağırır. Sofraya otururlar. Hemen her akşam önümüze konan gibi birkaç tabak yemek getirilir. Hz. Âişe bunun üzerine ağlamaya başlar. Hz. Urve, “Bir kusurumuz mu oldu teyzeciğim neden ağlıyorsunuz?” diye sorar. Hz. Âişe, “Hayır, bu yemek sahanlarını gördüm de Efendimizin üç gün üst üste geçip de bir tek hurma tanesi ile iktifa etmek zorunda kaldığım hatırladım,” diye cevap verir.