Mekke’deki Osmanlı

By | 1 Ağustos 2019

Mekke ve Medine civarında OsmanlI’nın tamir ettiği nice yapı Imlundtığu gibi, bizzat kendileri tarafından yapılan hayır eserleri ile bir hayli fazladır. Her bir paşa ya da hanımefendi, imkânlarının bir kısmının bu mukaddes topraklara nasip olmasını isterdi. Osmanlı’da hiçbir padişah yoktur ki burada bir yerleri tamir ya da ihya etmiş olmasın. Şu an bulunduğumuz bu yerde İcâbe Mescidi gibi Osmanlı’mn tamir ettirdiği yapıların yanında bizzat temelden kendilerinin yaptırdıkları eserler de vardı.
Mukaddes yolculuğa çıkan misafirlerin ağırlandığı Seyyid konakları Mescid-i İcâbe’nin arka sokaklarında bulunan bir Osmanlı yapısı bulunuyor. Burası son Osmanlı Valisi Osman Nuri Paşa’nm kaldığı vilayet konağı. Hâlâ o orijinal mimarisiyle yerinde duran bu yapı, cumbaları, kepenkli pencereleriyle, görenlere kimliğini hemen aktarmaktadır. Bu yapıya insanlığın faydasına kurulmuş bir hayır eseri gözüyle bakmak gerekir. Çünkü Osmanlılar buraya hükmetmek, yönetmek için değil, hâdimlik için gelmişlerdi. Tepedeki en yetkili kişi olan padişahtan Mekke valisine kadar hepsi Hâdimü’l-Haremeyn olmayı en büyük pâye sayıyorlardı. Bugün Topkapı Sarayının  Hazine-i Âmire Bölümünde sergilenen padişah sorguçları bile bu anlayışın en güzel örneklerinden biridir. Dikkatle bakıldığında bu sorguçların üzerinde birtakım tüyler görülmektedir ki izahı şudur: Mekke ve Medine’de mukaddes mabetler tavus kuşu tüyünden yapılan süpürgelerle süpürülürmüş. Sonra bu süpürgeden birkaç telek İstanbul’a gönderilir ve padişahlar da bu tüyleri sorguçlarına takarak, “Bizler senin evinin hadimleriyiz ya Rabbi!” der ve öyle dolaşırlarmış.

Konağın tam karşısında yine bir Osmanlı sebili bize göz kırpıyor. Bugün her ne kadar suyu akmasa da güzel bir restorasyon geçirmiş olan sebili böyle temiz ve sağlam bir halde görmek bizi mutlu ediyor.
Sebilin az ilerisinde de yine bir başka Osmanlı yapısı ile, Seyyid konaklarıyla karşılaşıyoruz. İki katlı revaklı ön cepheye sahip olan, yüksekçe taçlı ana girişten içeriye geçilen bu yapı da son derece görkemli bir şekilde inşa edilmiş. Yapılma gayesi yine çevreye hayırhah olma çabasının bir neticesidir. Hacca, umreye gelenlerin ücretsiz barmabilmeleri için düşünülmüş. Kral Abdülaziz burayı bir süre ikâmet yeri olarak kullanmış. Mekke’deki Osmanlı eserleri elbette sadece bunlardan ibaret değil. Eyüp Sabri Paşa’nm Miratü’l-Haremeyn’ine ya da Sinan Paşa’nm eserlerine şöyle bir bakarsak daha neler neler göreceğiz. Mescid-i Haram’m hemen yanındaki 4 kubbeli Kanun! Sultan Süleyman eseri Süleymaniye Medreselerinden, II. Mahmud’un hanımı Bezmiâlem Valide Sultan’m yaptırdığı Guraba Hastanelerine kadar birçok eser

Bugün bu hizmet eserlerinden pek azı ayaktadır. Aynen ülkemizde olduğu gibi hızlı ve düzensiz gelişen şehirlerde ne yazık ki tarih ikinci plana atıldığı için bir türlü korunamıyor. Ayakta kalan eserlerin geleceği meçhul. Bugün ayakta kalan eserlerden bazıları Osmanlı Devleti’nin son dönemlerine ait. Mekke’nin Meydan-ı Kışla (Kışla Meydanı) denilen yerinde Sultan II. Abdülhamid Han’ın yaptırdığı kışla binaları varmış. Bugün fotoğraflardan görebildiğimiz bu yapıların bir kısmı hac döneminde misafirhane olarak da kullanılıyormuş. 2005 yılı itibariyle bu binalardan, yol yapım çalışmaları sonrasında sadece 2 küçük parça ayakta kalabilmişti. Onları fotoğraflamayı başarmıştım. Ne var ki sonrasında bu yapılar da ortadan kaldırıldı. Ancak II. Abdülhamid Han’ın yaptırdığı ve misafir ağırlamak için düşünülmüş Haseki evlerinden birkaç tanesi hâlâ ayaktadır.