Mağlûbiyet Haberi Mekke’ye Nasıl Erişti?

By | 13 Mart 2015

Kaaba and Great Mosque   Müşrikler Mekke’den çıkıp Bedir yerine yüz tutunca Mekke’de kalan gençler her gece Zitomvâ denilen yere çıkarlar, bir araya gelirler, toplanırlardı. Şiirler okurlar, masal anlatırlardı. Çok geceleri böyle geçirirlerdi. Son gece Kureyş’in musibeti yolunda birkaç beyit işittiler. Kim söylemişti? Söyleyen kimdi? O kimseyi çok aradılar. Bulamadılar. Kureyşli gençlere bir korku düştü. Bu korkuyla hasta düştüler. Aradan iki veya üç gece geçti. Hasman bin Abdullah Huzâi Mekke’ye geldi. Ve Müşriklerin akıbetini bildirdi. Ölenleri birer birer saydı. Safvan bin Ümeyye Hacer’de oturmuştu. Bu haberi işitince yanında olanlara:
— Vallahi, dedi, Hasman’m aklı gitmiş olacak. Ne söylediğini bilmiyor. Görüneni görünmeyenden ayıramıyor. Benim halimden ona sorun!
Kureyşliler:
— «Ya Safvan’ın hali nice oldu?» dediler. O da:
— «Safvan, şu önümüzde duran değil midir? Ama babasını ve kardeşini gördüm, öldürülmüşlerdi. Hem de Süheyl bin Amr ile Nadr bin El Haris esir oldular. İkisini bir ipe bağlamışlar!» dedi.
Oradakiler bu haberi öğrenince şaşırıp kaldılar. Onlar bu halde iken Ebû Süfyan bin Harb, cenkten kaçıp Mekke’ye gelmişti. Ebû Leheb:
— «Ey kardeşim oğlu! Gerçek haberi sen bize verirdin. Hal nice oldu?» dedi.
Harb oğlu Ebû Süfyan:
— «Muhammed’e ve ashabına eriştiğimizde bir kuru derede vuruşmaya tutuştuk. Silâhlarımızın olmadığını ve ellerimizin önümüzde bağlandığını gördüm. Yerle gök arasında da beyazlar giyinmiş adamlar, yuvarlak yüzlü atlara binmişlerdi. Hiç kimse onlara el sürmedi!» dedi.
Bu sözler için Abbas’ın kölesi şöyle demiştir:
— Ben bu sözleri duyduğum zaman, Hacer’de oturmuş, ok hazırlardım. Efendim olan Abbas’ın hatunu Ümmü Fadl yanımda oturuyordu. Ebû Süfyan «Ablak yüzlü atlar gördüm» deyince ben:
— «Allah hakkı için onlar meleklerdi!» dedim. Ebû Leheb, kızgınlıktan yüzüme bir yumruk attı. Beni yere serdi. Beni dövmeğe başladı. Benim vücudum zayıftı. Ona karşı koyamadım. Ümmül Fadl kalktı. Ebû Leheb’in başına bir değnek indirdi. Başını yardı.
— «Efendisi kaybolmakla kölesini böyle döver misin?» dedi.
Aradan yedi gün geçmişti. Ebû Leheb de canını Cehenneme ısmarladı. Öteki kâfirlere karıştı. Arapların Akase dedikleri bir korkunç hastalığa tutuldu. Hem ondan, taun hastalığından kaçar gibi kaçarlardı. Bu sebeple en yakınları bile yanına yaklaşmadılar. O da bu hal ile öldü, gitti. Çok kerih bir koku peyda oldu. Kureyşten de bir kişi ölüsüne gelmeyince en sonunda parayla bir hamal tutuldu. Onu bir çukura bıraktılar. Üstüne toprak döktüler.
Bir rivayete göre o kadar murdar bir şekilde kokmuştu ki kimse evinin yanına yaklaşamadı. Çocukları evini başının üstüne yıkarak o kerih rayihadan kurtuldular.
Kureyşlilerin Bedir’den kaçanları Mekke’ye gelip toplanmıştı. Ebû Süfyan onların ortalarında durdu. Oğullarından Hanzala öldürülenler arasındaydı.
— Ey Kureyş halkı, dedi, öldürülen evlât ve akrabanız için yas ve matem tutmayın. Ağıt söyletmeyin ve musibet göstermeyin yeter ki Muhammed’e düşmanlığınız eksilmesin. Bu mateminiz ona varıp da sevinmesin.
Sonra da yemin ederek şöyle dedi:
— Ben artık kadınlarımla eğlenmeyeceğim. Başımı yağlamayacağım. Koku sürmeyeceğim. Saçlarımı süslemeyeceğim. Bu halim ta o Muhammed’le cenk edinceye kadar sürecektir!
Karısı Hind’in de babası ve oğlu öldürülenler arasında olduğu için o da Ebû Süfyan gibi and içti. Kureyş halkı da bir ay için Ebû Süfyan’m sözü ile hareket ettiler. Ölenlerine ağlamadılar.
Bir gün Yahudilerden Eşref oğlu Kâab mecalsiz kalarak Mekke’ye geldi. Ebû Veda’a indi. Bir kaç beyit okuyup Müslümanlara taşlamada bulundu. Müşriklere ağıt düzdü. Kureyş meclisine gelince ihtiyaların da takati kalmayarak ölenlerine ağlamaya başladılar. Kadınları saçlarını dağıttılar. Başlarını açtılar. Feryat ettiler. Eski elbiseler giydiler. Yolların başında yüzlerini yırtıp gözyaşları döktüler. Bir ay içinde ağlamayan, gözyaşı dökmeyen hiçbir ev kalmamıştı. O zaman herkes Atike Hatunla Salt oğlu Cüheym’in rüyalarının gerçekliğini anladılar, bildiler.
Nebiler Sultanı Hazret-i Muhammed (S.A.V.), Yahudi Kâab bin Eşref ‘in Ebû Vedaa’nın yanma gelip şiirler okuduğunu duydular. Şair Hassan bin Sabit’e:
— «Sen de Kâab bin Eşrefi ve onu evine misafir edenleri hicvet!» dedi. O da ona karşı taşlamalarda bulundu. Kâab da bu sebeple Medine’ye döndü.
Atike Hatun da rüyasının yorumunu, cenkten kaçıp Mekke’ye gelenlerin üzerinde gördü.
*
Arapların cahiliyet günlerinde şeytanların şeytanı Umeyr bin Veheb adında biri vardı. BediFde kendisi kaçmış oğlu da esir düşmüştü. Başından musibet biraz geçince bir gün Umeyr ve Safvan Hacerde  oturmuşlardı. Bedifde ölenleri andılar. Safvan:
— Vallahi, şimdiden sonra hayatın tadı kalmadı, dedi. Umeyr de:
— «Gerçekten öyle. Eğer benim borcumu eda eder, çoluk, çocuğuma da bakmayı üzerine alırsan oğlumun bahanesi ile Muhammed’e varırdım. Onu öldürmek kolaydır. Çünkü kendisi pazarlarda, kenar bucakta gezer, durur. Bir vakit fırsat bulur, onu öldürürdüm!» dedi.
Savfan da:
— «Sen bilirsin ki benim, yakınlarımın ve elimin altında bulunanların geçimini sağlamakta eşim yoktur. Ben senin borcunu öder, çoluk, çocuğunun geçimini üzerime alırım!» dedi.
Umeyr de bu vaadi kabul etti:
— «Ya Safvan, sakın bu işi bitirmeyince kimseye söyleme!» dedi.
Sonra kılıcını biledi. Zehire buladı. Yolculuk hazırlığını yaptı, yola
düştü. Medine’ye geldi. Resulü Ekrem (S.A.V.)’in Mescidinin kapısında devesinden indi. İçeri girmek istedi. Fakat, kapıda Ömer Faruk (R. Anh) ile bir çok Müslüman orada bulunuyordu, onlara:
— «Bu adamın bir hilesi var. Zulüm eseri, yüzünden okunuyor. Bedir günü kafirleri cenge kandıranlardan birisi de budur. Onlara İslâm askerinin azlığını söylemişti. Tutun, yakalayın bunu!» dedi. Halk da Hazreti Ömer’in bir işareti üzerine Umeyri yakaladılar, Ömer (R.Anh) Hazret-i Peygamberin huzuruna geldi:
— «Umeyr bin Veheb silâh ile gelmiş!» diye haber verdi. Ve: «Onun şerrinden korunalım!» dedi.
Hazret-i Muhammed (S.A.V.):
— «Onu benim yanıma getir!» diye buyurdu. Hazret-i Faruk (R.Anh) Umeyri tuttu. Bir eliyle kılıcının kabzasını, bir eliyle de kınını yakaladı. Onu huzura getirdi. Ansardan biri cemaate:
— «Hazret-i Resulün çevresine dizilin, ve yanında durun. Bu zalimin gadrmdan sakının! Ben ona güvenemiyorum!» dedi.
Umeyr huzura girince Hazret-i Muhammed (S.A.V.):
— «Yâ Ömer, elini ondan çek!» diye buyurdu. Sonra Umeyri önüne oturttu. Umeyr Cahiliyet devri selâmını alandı.
— «En’am sabaha!» dedi. Peygamber (S.A.V.):
— «Hak Teâlâ bana cahiliyet selâmını mekruh kıldı. Cennet ehli selâmını nasip etti, o da: Selâmün aleykümdür!» diye buyurdu. Sonra da:
— «Neye geldin?» diye sordu. O da:
— «Esirim için geldim! Bana ihsan eyle!» dedi.
— Ya bu kılıç nedir?
— Devemden inerken boynumda unutmuşum. Allahü Teâlâ beni rüsvay kılsın. Birşey yapmak için yanıma almış değilim.
Peygamber (S.A.V.) yeniden sordu:
— Yâ Umeyr! Niçin buraya geldin? Doğru söyle!
Umeyr yine önceki özrünü bildirdi. O zaman Resulullah (S.A.V.):
— «Safvan ve Hacer’de ne konuştunuz ve ne şart kıldınız?» diye sordu. Umeyr:
— «Yalvarırım o şartı siz söyleyiniz!» diye niyazda bulundu. Hazret-i Muhammed (S.A.V.) de:
— «Sen, beni öldürmeğe and içtin. O da senin borcunu ödemeye ve çoluk, çocuğunun nafakasına kefil olmadı mı?» dedi ve Hacer’de ne konuştularsa hepsini söyledi. Sonra:
— «Senin hayal ettiğin şeyden Hak Teâlâ beni korudu!» diye buyurdu: Umeyr korktu. Rengi değişti. Hemen:
— «Ben şehadet ederim ki sen Allahü Teâlâ’nm Hak Peygamberisin. Ve Allahü Teâlâ BÎR’dir, ortağı, benzeri yoktur. Ve her ne ki bu-yurdunsa doğrudur. Biz seni cahilliğimizden ötürü yalanladık. Şimdi anladım ve bildim ki biz Safvan ile konuştuğumuz zaman bizimle birlikte kimse yoktu. Bunu sana Hak Teâlâ bildirmiştir. Hamdolsun ki Allah beni doğru yola ve kuvvetli dinine delâlet buyurdu!» dedi. İslâm oldu. O zaman bütün Müslümanlar bu hale sevindiler.
Ömer Faruk (R. Anh):
— Umeyr, İslâm olmazdan önce her gördüğüm zaman gözüme domuz gibi çirkin görünürdü. Şimdi bana oğullarımdan sevgili oldu! dedi. Umeyr’in kalbinde İslâmlık belirince Peygamber (S.A.V.):
— «Ona Kuran-ı Azîm’i öğretin!» diye buyurdu. Sonra da:
— «Esir olan oğlunu da serbest bırakın!» dedi. Umeyr (R. Anh) da:
— «Bundan önce Allahü Teâlâ’mn nurunu söndürmeğe çalışırdım. Şimdi Allah’ın yardımı bana yetişti. Bana izin veriniz; Mekke’ye gideyim, Kureyş’i İslâm’a çağırayım! Allahü Teâlâ onları İslâm’la hidayet kılsın!» dedi. Kendisine izin verildi. Oğlu Veheb ile birlikte Mekke’ye döndüler.
Umeyr Mekke’ye yollanırken Safvan da Kureyş’e şöyle der dururdu:
— Yakında bir haber işiteceksiniz ki o haberle çok sevineceksiniz. BediFde başımıza gelen musibetin üzüntüsünü unutacaksınız ve Saf-van her Medine yönünden gelene:
— «Orada hiçbir olay geçmedi mi, bir hadise olmadı mı?» diye sorardı.
Bir gün bir misafir gelmişti. Yine Umeyr’in halini sordu. O da:
— «Umeyr Müslüman oldu!» dedi. Gerek Safvan, gerekse Kureyşliler Umeyr’e düşman oldular, ona sövüp saydılar. Safvan UmeyPe yardım etmemeğe yemin etti.
Umeyr Mekke’ye dönünce puta tapanlardan birçok kimseyi İslâm’a davet etti ve onlar da Müslüman oldular.