Kul Hakkı

By | 24 Temmuz 2014

feraceler

 

salih kul nasıl olunurMüslümanın müslüman üzerinde haklan vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

1-                      Karşılaştığı zaman, müslüman kardeşlerine selam vermesi.

2-                      Davet edildiği zaman davetlere katılması.

3-                      Aksırdığı zaman, “Elhamdülillah” diyene “Yerhamukellah” (Allah rahmet etsin) demesi.

4-                      Vefat eden kardeşinin cenaze namazına katılmak.

5-                      Nasihat isteyene öğüt vermek.

6-                      Kardeşinin olmadığı mecliste gıybetini yapmamak.

7-                      Kendi için sevdiğini onun içinde sevmektir.

8-                      Kendisi için hoşlanmadığı bir şeyi onun için de hoşlanmamaktır. Bütün bunlar hadislerden çıkartılmış kardeş müslüman haklarıdır.

Enes (r.a.) Rasûlüllah (s.a.v.)’tan şöyle rivayet ediyor:

Bu dört şey müslümanların senin üzerindeki haklarıdır.

1-                      İyilik yapanlara yardımcı olmak.

2-                      Günahkarlar için af dilemek.

3-                      İslâmî hayatı yaşamayanları İslâmî hayata çağırmak.

4-                      Tevbe edenleri sevmektir.

İbn-i Abbas (r.a.):

“Onlar kendi aralarında birbirlerine merhametlidirler.” (Fetih/29) âyetinin açıklamasında şöyle dedi:

“Mü’minlerden, iyi ahlâklı olanlar, iyi ahlâkı olmayanları, iyi amellere çağırır. İyi ahlâklı olmayan, salih kullara bakarak şöyle der:

“— Allah’ım ona verdiğin güzel ve iyi ahlakı mübarek kıl! Onu güzel ahlâkında devamlı yürüt!”

Salih olan, salih olmayana bakarak der ki:

“— Allah’ım ona iyi ahlaklı olmayı nasib et ve onun günahlarını bağış­la!”

Kul haklarından biri de: “Kişinin kendi için sevdiğini mü’min kardeşi için de sevmek, kendisi için çirkin gördüğünü mü’min kardeşi için de çirkin görmektir.”

Nu’man İbn-i Beşir (r.a.) dedi ki, Rasûlüllah (s.a.v.)’ın şöyle buyurdu­ğunu işittim:

“— Mü’minler birbirlerine karşı sevgi ve merhamette, adeta bir vücut gibidirler. Vücudun bir organı nasıl rahatsız olduğunda vücudun bütün or­ganları rahatsız oluyorsa, öyle rahatsız olurlar. Onu tedavi etmek için hep beraber uğraşırlar…”

Ebu Musa (r.a.) Rasûlüllah (s.a.v.)’dan şöyle rivayet ediyor: “Mü’min­ler, bir binanın kenetlenmiş’taşları gibidir.”

Müslümanın müslüman üzerindeki bir hakkı da, söz ve amel olarak birbirlerine eziyet etmemektir.

Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

“Müslüman, elinden ve dilinden zarar görülmeyen kişidir.”

Başka bir hadiste Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Müslümanların en faziletlisi, eline ve diline güvenilen insandır.”

Rasûlüllah (s.a.v.):

“Biliyor musunuz müslüman kimdir?” dedi. Sahabe:

“— Allah ve Rasûlü daha iyi bilir!” dediler.

Rasûlüllah (s.a.v.) dedi ki:

“— Müslüman, elinden ve dilinden güven içinde olunulan kimsedir.”

Sahabeler

“— Mü’min kimdir?” diye sordu.

Peygamber (s.a.v.) şöyle cevap verdi:

“— Müminlerin malları ve nefislerinden emin oldukları kişidir!” Sahabe:

“— Muhacir kimdir” diye sordu.

Peygamber (s.a.v.):

“— Kötülüğü yapmıyarak, ondan kaçınandır.”

Bu esnada birisi:

“— Ey Allah’ın Elçisi “İslâm nedir” diye sordu.”

Peygamber (s.a.v.):

“— Kalbin Allah’a teslim olması, müslümanlann onun eli ve dilinden emin olmasıdır.”

Ebu Hureyre (r.a.) dedi ki. Rasûlüllah (s.a.v.)’a dedim ki; “Ey Allah’ın Rasûlü, bana fayda verecek bir amel öğret!” Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki:

“— Müslümanların yolları üzerindeki onlara eziyet veren şeyleri kal­dır.”

Mücahid (r.a.) anlatıyor:

“Cehennem ehline kaşıntı veren bir bela musallat olur. Öyle kaşınır ki, kaşınmaktan vücuttaki kemikler açığa çıkar. Orada birisine şöyle sorulur:

“— Acı veriyor mu?”

O:

— “Evet!” diyerek cevap verir. Ona şöyle denir:

“— Bu senin dünyada müslümanlara verdiğin acıdır.”

Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Kim müslümanlann yollarından eziyet veren şeyleri kaldırırsa, Allah onlar için sevap yazar. Bu sevaptan dolayı onun, cennete girmesi vaciptir.” Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“— Mü’minin mü’min kardeşine eziyet veya aşağılar bir şekilde bak­ması caiz değildir.”

Başka bir hadiste şöyle buyrulmaktadır:

“— Müslümanın müslümanı korkutması caiz değildir.”

Diğer bir hadiste şöyle buyruldu:

“— Mü’minlere eza vereni Allah çirkin görür.”

Rabiî İbni Haysime şöyle dedi:

“— İnsanlar iki kısımdır. Müslüman ve sapık. Mü’min insanlara eziyet etmez. Sen mü’mini incitme, sapıklara da uyma!”

Mü’minlerin mü’minler üzerindeki bir hakları da, birbirlerine mütevazi ve alçak gönüllü davranmaktır. Mü’minler birbirlerine karşı kibirlenmemeli- dirler.

Rasûlüllah (s.a.v. şöyle buyurdu:

“Allah-u Teâlâ bana, birbirinize karşı böbürlenmemenizi, şayet biriniz diğerine karşı böbürlenirse, ona sabretmenizi, ona hoş görülü davranılmasını emrettiler.”

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Bağışlayan ve iyiliğe götüren yolu tut, cahillerden yüz çevir!”

(Araf, 199)

İbn-i Ebi Ufi’nin rivayet ettiğine göre, Peygamber (s.a.v.) bütün mü’minlere karşı mütevazi olarak davranıyordu. Peygamber, kendisiyle yü­rüyenlerle karşı böbürlenmez, veya onları aşağı görerek “of demezdi. Mis­kin, yoksul, dul bütün insanlarla yürür ve onların ihtiyaçlarını karşılardı.

Mü’minleri birbirleri üzerindeki haklarından biri de koğuculuk yapma­mak, laf taşımamak, sırlarını saklamaktır.

Rasûlüllah (s.a.v.) buyuruyor:

“Koğuculuk yapan cennete giremez.”

Halil İbn-i Ahmed dedi ki:

“Başkasını senin yanında çekiştiren, seni de başkası yanında çekiştirir. Sana başkasından söz getiren, senden de başkasına söz götürür.”

Mü’minin mü’min üzerindeki haklarından biri de üç günden fazla dar­gın kalmamaktır.

Eyüp el Ensarî Rasûlüllah (s.a.v.)’ın şöyle dediğini rivayet ediyor:

“— Müslümanın müslümana üç gün dargın olması, yolda giderlerken birbirlerinden başlarını çevirmeleri, selâm vermemeleri helâl değildir. Mu­hakkak ki karşılaştıklarında ilk başlayan daha hayırlıdır.”

Rasûlüllah (s.a.v.) dedi ki:

“Kim mü’mine dargın olursa, Allah da kıyamet günü ona dargın olur.”

İkrime’nin rivayet ettiğine göre Allah-u Teâlâ Yusuf (a.s.)’a şöyle bil­dirmiştir: “Kardeşlerini bağışladığın için dünya ve ahirette namın yüceltil­miştir.”

Hz. Aişe (r.a.) dedi ki:

“— Peygamber (s.a.v.) kimseye nefsi için kin tutmaz, dargın kalmazdı. Ancak, Allah’ın buyruklarına karşı gelindiği zaman intikam alır, dargın ka­lırdı.”

İbni Abbas (r.a.) dedi ki:

“Birisinin kusurunu bağışlayanın, Allah izzet ve şerefini artırır.” Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Sadaka malı azaltmaz, insanları kusurlarından dolayı bağışlayanın Al­lah izzetini artırır. Kim alçak gönüllü olursa, Allah onu yüceltir…”