Kök Hücre Nedir ?

By | 20 Şubat 2015

Kök Hücre Nedir ?Kök Hücre Nedir ?

Bugüne kadar organizmalarda genel veya bölge hedefli genetik değişimler gerçekleştirmede kök hücreden daha etkili bir ajan bulunmamıştır.
Döllenmeden bir kaç gün sonra ana rahminde, 220 farklı hücreye dönüşme yeteneğine sahip embriyonik kök hücre oluşur.
Teorik olarak bütün hastalıkları kök hücre ile tedavi etmek mümkündür ve bir çok ülkede bu amaçla deneyler yapılmaktadır. Bu deneyler olumlu sonuç verirse hastalıkların tedavisinde yeni bir çağ açılır ve ilaç kullanmaya ihtiyaç kalmayabilir. Ancak embriyonik kök hücre kullanımıyla ilgili etik kaygılardan dolayı farklı kök hücre kaynakları araştırılmaktadır. Kök hücre elde etmede en yaygın olarak 10 haftalık domuzun kulak dokusu ve kemik iliği, domuz endometrium hücreleri ve genç kadınların adet kanı kullanılır. Bu kaynaklardan alınan basit hücreler laboratuvar ortamında değiştirilip geliştirilerek yeniden programlanır ve embriyonik kök hücreye dönüştürülür. Embriyonik kök hücre, vücuttaki herhangi bir hücreye dönüşme kapasitesine sahiptir. Hatta domuzdan elde edilen kök hücreler genetik olarak değiştirilerek insana uyumlu herhangi bir organ elde etmek bile mümkündür. Ayrıca genç kadınların adet kanı ve domuz endometri umundan elde edilen kök hücreler cildi gençleştirme, saç dökülmesini durdurma, diş, diş eti, yanık, yara ve kırık tedavisinde kullanıldığı gibi nevralji, diyabet, kalp-damar hastalıkları, göz hastalıkları, iltihaplı hastalıklar, cilt hastalıkları gibi her alanda kullanılabilir. Her insanda bu hastalıklardan bir veya birkaçına rastlamak mümkün olduğuna göre herkes kök hücre tedavisiyle tanışabilir. Öyleyse kök hücre kullanımı insanı nereye götürür düşünmeye çalışalım.
DNA, ait olduğu organizmanın bütün özelliklerini taşımaktadır. DNA 2 çeşittir, çekirdek DNA ve mitokondrial DNA. Mitokondrial DNA anneden gelir ve hücredeki yerleşim yeri mitokondridir. (Cenaze namazında cenazenin anne ismiyle anıldığını hatırlayalım.) Mitokondriler de enerji (zikir) üretilir. Bu enerjinin bir kısmı organizmanın ihtiyaçlarında, kalanı ise ruhsal gelişimde kullanılır. Her iki DNA da son derece kalıcıdır. Başka bir organizmaya ait DNA ağız yoluyla değil de enjeksiyonla doğrudan kana verilirse insan DNA’sına karışabilir, ölene kadar bedeninde, ceset çürüdükten sonra kalıntılarında binlerce yıl bozulmadan kalabilir. Domuz (donör) endometrial kök hücresi ile alıcıya (resepiyent) domuzun çekirdek ve mitokondrial DNA’sı geçer. Domuz DNA’sı resepiyent genomuna karışabilir ve domuzun fiziksel ve ruhsal özellikleri resepiyente geçebilir. Aynı durum adet kanından kök hücre nakli yapılan resepiyent için de geçerlidir. Modern tıbbın uygulamalarını dikkatle takip eden birinin kolayca farkedeceği gibi bu uygulamalardaki hedef, hücreleri mutasyona uğratmak ve yeniden programlamak, immün sistemi baskılamak, sonuç olarak, enerji (zikir) üretimi de dahil olmak üzere, hücrenin bütün işlevlerini kontrol altında tutmaktır.
Her fırsatta, farklı yollarla organizmaya transfer edilen genetik materyal (katkı maddeleri, ilaçlar, aşılar,vs. ile), bağışıklık siteminin korumasını devre dışı bırakmak ve kendi özelliklerini baskın kılmak için aktif bir şekilde çalışırken bağışıklık sistemi var gücüyle buna karşı koyar. Bu savaş ya bağışıklık sisteminin galibiyeti ile devam eder veya iflası ile sona erer. Bağışıklık sisteminin bu güçlü mutajenlere karşı galibiyeti kişinin bunları kullanmamasına veya kullanmak zorunda kaldığında taşıdığı niyete bağlıdır.
Bağışıklık sistemi iflas edip hücrenin bütün süreçleri ve enerji üretimi onun korumasından çıktığında ise insan kendine has özellikleri kaybedererek başka bir varlığın özelliklerini kazanır. Başka bir deyişle insan, rekombinant DNA ürünleri, kök hücre ve lazer etkileşimi ile insan-maymun domuz kimerasına dönüşür. Kuran-ı Kerim de bu gerçeği anlatan ayetler olmasaydı bu bir fantazi olarak kubul edilebilirdi.
“De ki Allah’ın indinde ceza olarak size bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? O kimseler ki Allah onlara lanet etmiş, onlar O’nun gazabına uğramış, onlardan maymunlar, domuzlar ve tağuta tapanlar yapmıştır. İşte bunlar mevkice daha kötü, yoldan daha çok sapmışlardır.” (Maide Suresi 60)
İblis “Ben hiç balçıktan yarattığın bu kimseye secde eder miyim dedi ve dedi ki benden üstün tuttuğuna (buna) bak.” İsra Suresi 61
ilginç olan şudur ki, insan, adım adım ilerleyen bu karmakarışık “bilimsel gelişmeler” arasında unuttuğu hakikati hatırlayabilse sağlıklı olmak ya da hastalıktan kurtulmak için hiç bir şeye ve hiç kimseye ihtiyacı olmadığını görür. Kur’an-ı Kerim’de, hadislerde, büyük alimlerin kitaplarında anlatılan da budur.