Kibir konusunu daha önce anlatmıştık. Ancak, kibir, kötü bir huy olduğu ve kötü neticelere sebep olduğu için tekrar burada anlatacağız.
Kibir şeytanın ilk işlediği günahtır. O günah yüzünden Allah’ın lânetine uğramış, cehennemlikten sayılarak, cennetten kovulmuştur.
Bir hadıs-i kutside şöyle buyrulmaktadır:
“Büyüklenme, elbisem; azametim ise abamdır. Kim bunlardan biriyle benimle mücadele ederse onu he lâk ederim ve ona dönüp bakmam.”
Başka bir rivayette şöyle buyruldu:
“Büyüklenenler tohum taneleri gibi, insan şeklinde haşr edilirler, her taraflarını aşağılanmışlık, zillet kaplar ve onlara cehennem ehlinin kusmukları içirilir.'”
Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki:
“Kıyamet günü Allah-u Teâlâ üç grub insanla konuşmaz. Onlara bakmaz ve onlar için elem verici azab vardır. Onlar şunlardır:
1- Zina eden ihtiyarlar.
2- Zalim devlet adamları.
3- İnsanlara karşı böbürlenen, büyüklenen kişilerdir.
Nitekim Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Ona Allah’tan kork dense, gururu kendisini günaha sürükler. Artık onun için cehennem vardır. Orası ne kötü bir barınaktır.” (Baka- ra/206)
İbni Mesud (r.a.)’dan rivayetle:
“Kişiye günah olarak Allah’tan kork denildiği zaman, “Sen Allah’tan kork!” demesinin günahı yeterlidir” dendi.
Sol elle yemek yiyen kişiye Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Sağ elinle ye!”
Adam:
“— Sağ elimle yiyemiyorum!” dedi.
Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki:
“— Yiyemeyesin! Ve şöyle devam etti: O kibrinden dolayı sağ eliyle yemiyor.” Bu olaydan sonra adamın eline felç geldi ve bir daha elini kaldıramadı.
Sabit İbn-i Kays (r.a.) Rasûlüllah (s.a.v)’a sordu:
“— Ey Allah’ın Elçisi, ben güzelliği ve yakışıklı olmayı seven bir kişiyim bu kibir midir?”
Rasûlüllah (s.a.v.) buyurdu ki:
“— Hayır, değildir! Kibir, hakkı inkâr etmek, insanları hor ve aşağı görmektir. Kibirli insanları hakir görür halbuki onlar ondan daha hayırlıdırlar!”
Vehb İbni Münebbih (k.s.) dedi ki:
Musa (a.s.) Firavun’a, “Allah’a iman et, ancak yine sen sultan olacaksın” dedi.
Firavun: “Haman ile istişare edeyim sonra karar veririm” dedi. İstişare etti. Haman ona dedi ki:
“— Şu anda sana tapınılırken, sen başkasına mı ibadet edeceksin?” Bundan sonra Firavun iman etmekten vazgeçti. Allah’ta onu denizde boğdu.
“Bu Kur’an iki şehrin büyüklerinden birine indirilmeli değil mi dediler.” (Zuhruf, 31)
Katâde şöyle rivayet etti:
“İki şehrin büyüklerinden maksat, Velid İbni Muğire ve Ebu Mesud Sekufî’dir.” Zira bunlar makam ve rütbe bakımından Rasûlüllah (s.a.v.)’tan daha büyük bir kişi arıyorlardı. Ne zaman ki, gönderilen peygamberin yetim bir çocuk olduğunu işittiler. Dediler ki:
“— Allah nasıl onu gönderir?”
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Onlar mı Rabbinin rahmetini paylaştırıyor.” (Zuhruf, 32)
Sonra Allah-u Teâlâ, cehenneme girdikleri zaman düşecekleri hayret ve şaşkınlığı onlara haber verdi. Zira kibirliler cehenneme girdikleri zaman, o hakir gördüklerini orada göremeyince şöyle derler:
“Kendilerini hakir gördüğümüz kişiler nerededir.” (Sad, 62)
Vehb İbn-i Münebbih (r.a.) dedi ki:
İlim, gökten yağan tatlı ve saf yağmura benzer. Ağaçlar onu emici kökler vasıtasıyla emer. Ağaçlar verdiği meyvenin tadı acıysa acı acıya, tatlıysa tatlıya çevirir. İşte ilim de böyledir. İnsanlar onu gayret ve istekleri kadar öğrenirler. Sonunda kibirli kişinin kibri artar, mütevazi olanın alçak gönüllülüğü artar. Bunun sebebi şudur: “Kibre meyi eden cahildir. Zira birazcık ilim öğrendimi, kibirlenecek şeyi bulmuştur. Kişi Allah’tan korktuğu halde cahil olsa da, ilmi artar. Bu artan ilmi sayesinde birçok hayırlı işlere vesile olur. îlmi kişinin Allah’tan korkmasına ve ahlâk açısından olgunlaşmasına sebep olur.
Zira İbni Abbas (r.a.) rasûlüllah (s.a.v.)’tan şu hadisi rivayet ediyor:
“Bir kısım insanlar Kur’an okurlar, fakat boğazlarından aşağıya inmez. Sonra da derler ki: “Biz Kur’an okuduk. Kim bizden çok Kur’an okur? Kim bizden daha iyi bilir?”
Rasûlüllah bundan sonra sahabilere dönerek buyurdu ki:
“Onlar sizdendir ve cehennemin azığı olacaklardır.”
Rivayet edildiğine göre bir adamın iyiliklerinden bahsettiler. Bir gün ona karşılaşınca sahabî dedi ki:
“— Ey Allah’ın Elçisi bizim sana falan zamanda bahsettiğimiz iyi kişi budur.”
Rasûlüllah ona bakarak dedi ki:
“— Onun yüzünde şeytanın alameti vardır!”
Adam Rasûlüllah (s.a.v.)’ın önünde durdu. Rasûlüllah dedi ki:
“— Allah için soruyorum, nefsin sana senin insanların en hayırlısı olduğunu söylüyor mu?” dedi.
Adam:
“—Evet!” dedi.
Zira Peygamber (s.a.v.) nübüvvet nuruyla adamın kalbindeki şeytanın vesvesesini yüzünden okumuştu.
Hars İbni Zübeydi dedi ki:
Kur’an okuyanların gülünç halleri beni şaşırtıyor. Sen onu güler yüzle karşılarsın. O seni böbürlenerek yüzünün yanıyla karşılar, ilmiyle senden üstünlük iddiasında bulunur. Allah böylelerini müslümanlar içinde çoğaltmasın.”
Ebu Zer (r.a.) dedi ki:
“Rasûlüllah (s.a.v.)’ın yanında bir adamla karşılaştım. Ona, “Ey siyah kadının oğlu!” dedim. Rasûlüllah (s.a.v.) buyurdu ki:
“Ey Ebu Zer haksızlık ettin, haksızlık ettin. Hiçbir beyazın oğlunun siyahın oğluna üstünlüğü yoktur!” “Rasûlüllah’ın sözüyle ben yanlış yaptığımı kavradım. Kalkarak, yüzümü yere koydum. Ey filan yüzümü çiğne, dedim…”
Hz. Ali (k.v.) buyurdu ki:
“— Kim cehennemlik adam görmek istiyorsa, insanlar içinde kendisine ayakta saygı durup divan durulan kişiye baksın!”
Enes İbn-i Malik (r.a.) dedi ki:
Rasûlüllah (s.a.v.) sahabesinin içinde en sevimli insandı. Öyle olduğu halde sahabe peygamberi görünce ayağa kalkmazdı. Zira peygamber bu davranışı çirkin görmüştü. Yine bazen Rasûlüllah sahabelerle yürüdüğü zaman onların kendi önünde yürümelerini isterdi. Bunu başkalarına öğretmeyi öğütler, bunu kibir, şeytan vesvesesini önlemek ve kendini beğenmişliği yok etmek için yaparlardı.

