Hz. İbrahim’in Zaferi

By | 10 Mart 2015

hz-ibrahimin-zaferiSedum’da Hazret i Lût yurt edindiği zamanlarda Lût gölü dolayıhda büyük bir savaş olmuştu. Bir takım krallar:

1 — Şin’ar Meliki: Amrafel,
1 — Ellâşar Meliki: Aryuk,
3 — Elâm Meliki: Kedorlâomer,
4 — Coyim Meliki: Tid’ol birbirleriyle elbirliği etmişlerdi. Bunlar (Dört Krallar Birliği) idi. Düşman olarak karşılarında da başka bir Beş Krallar Birliği) vardı. Onlar da şunlardı:

a — Sedum Meliki: Bâri, b — Gamura Meliki: Birşâ, c — Edmep Meliki: Şinap, d — Sebuyim Meliki: Şemiber, e — Ve Zoar Meliki: Bâli.
Bir gün, iki tarafın ordusu Lût denizinin çevresinde Yordandaki Siddin vadisinde toplandılar.

Sebep de şuydu: Bu son beş kral, Elam kralı Kedorlâomerin istilâsına uğramış, tam on iki yıl onun boyunduruğu altında kalmışlardı. Fakat on üçüncü yıl içinde beş krallık Elam kralına isyan ettiler.

Ondördüncü sene içinde Elâm kralı Kedorlâomer kendisi ile elbirliği yapan üç kralın ordularını harekete geçirdiler. Birçok kabileleri vurdular. Bir taraftan Kadeş’e kadar ilerlediler. Bir taraftan da tuz denizi güneyinde Şeir ve Şeirin kuzeyindeki Amelika ülkelerine kadar geldiler. Amelika’nın bütün kırlıklarını, vadilerini ele geçirdiler. Buna karşı Semud, Gamura, Edmep ve Sebuyim ile kral Bâli Beş Krallar Birliği halinde onlara karşı çıktılar.

Siddim deresinde karşılaştılar. İki taraf askerleri karşılıklı saf bağladılar. Siddim deresi ziftle kaplı olduğundan Sedum ve Gamure kralları askerleri mağlûp olup firar edince bu zift deryasına düştüler. Bir kısmı öldü, bir kısım askerler kendilerini kurtarmak için dağa tırmandılar. Üstün gelen taraf bunların bütün mallarını, bütün yiyeceklerini ele geçirdiler. Sedum ve Gamure’yi perişan edip çekildiler. Hazret i İbrahim’in kardeşi oğlu olan ve Sedum’da yurdunu kuran Hazret i Lût’un da bütün mallarını aldılar, kendisini esir edip gittiler.

Sedum’dan kaçan bir haberci, Hazret i İbrahim’e koşarak geldi. Lût’un başına gelenleri nefes nefese şöyle haber verdi:
— Elâm kralı üç dört kralın ordulariyle geldi. Sedum ve Gamure’yi yağmaladı, dağıttı. Askerin bir kısmını yok etti. Mallarını da alıp götürdü.
Hazret i İbrahim’in kardeşinin oğlu Lût’un başına bir felâket geldiğini anlayarak:

— Ya Lût, ya Lût? Ya kardeşimin oğlu ne oldu? diye sordu. Haberci:
— O esir edildi? dedi.
Hazret i İbrahim haykırır gibi:

— Ey Yüce Allah’ım! diye inledi. Bize vaadedilen bu topraklar barış yüzü görmiyecek mi? Benim kanımdakiler esir mi olacak?

Bu haykırışı duyunca aralarında Hazret i İbrahim’in Şam’lı kölesi olan Elyezer ve arkadaşları çadırın kapısını açtılar. Akşam olmak üzereydi. Güneş batacaktı. Hafif karanlıklar çöküyordu.

Hazret i İbrahim karşısında kölesini görünce:
— Elyezer! dedi. Bana, git benimle andlaşmış olan Memreyi, Inori’yi, Aner ve Eşkol’la kardeşlerini çağır. Sonra benim obamda, benim evimde, benim yanımda doğup büyümüş, terbiye görmüş olan üçyüz on sekiz kölemizi bir araya topla! Düşmana hücuma geçelim!
Köle Elyezer:

— Ey efendim İbrahim! dedi. Düşmanlarımız çok kalabalık! Bu kadar çok kişiye biz 318 kişi ile nasıl karşı koyacağız? Onları bu kadar az kuvvetle nasıl yeneceğiz?
Hazret i İbrahim:

— Düşmanlar bugün zaferi kazandıkları için şimdi neşe içinde cümbüş yapmaktadırlar. Belki de yorgunluktan uykuya dalmışlardır. Gözetlemeyi unutmuşlardır. Ben onlara karşı sizi bölük bölük çıkaracağım. Gece baskını yapacak ve onları yok edeceğiz! dedi.

Karanlıklar çökmüş, çölün yıldızları gökyüzünde birer pırlanta gibi parlamaya başlamıştı.
Kendisine sadık üç yüz on sekiz kişinin başına geçen Hazret i İbrahim:

— İleri! Komutası vererek düşman ordugâhına doğru ilerlemeye raşladı. Sonra birden savaş naraları attılar. Borularını ve davullarını çaldılar. Geceyi bir gürültü kapladı… Düşman ise gerçekten yorulmuş ve derin bir uykuya dalmıştı.
Uyku arasında boru, trambet, nâra seslerini duyunca hepsi:

— Ne oluyor böyle? diye uyandılar. Gözlerini uğuşturdular. Karşı cağlara baktılar.
O ne öyle?

Tepeler, sanki büyük bir düşman ordusu geliyormuş gibi meşalelerle aydınlanmıştı. Ve bu meşaleler kendilerine doğru gittikçe yakışmaktaydı. Aynı zamanda da gökleri inleten savaş çığlıkları, boru, trambet sesleri geliyordu.

Bu yürüyen meşaleler, hiç de ellerde tutuşan yanar odunlar değildi Hazret i İbrahim, ağıllardan koyunları da çıkartmış, onların boy
nuzlarına ziftler sürmüş yakmıştı. İşte, o meşaleler, koyun boynuzlarındaki yanan alevlerdi. 318 kişi de çığlık atarak, davul, boru çalarak bu koyunları düşmanın içine doğru sürüyorlardı.

Hazret i İbrahim hücum dakikası gelince adamlarına:
— Düşman ordugâhına saldırın! komutasını verdi.

318 kişi, paniğe kapılan düşman askerlerinin içine daldılar, önlerine çıkan ilk saftaki askerleri kılıçtan geçirdiler. Arkada bulunanlar:
— Eyvah, baskına uğradık! diyerek gerisin geriye kaçmaya başladılar.

Bu sırada koyunlar, koçlar da düşman askeri arasına girmişti. Kaçanlar, birbirlerini vurup öldürmeğe başladılar. Hazret i İbrahim’in adamları kaçanlara yanlardan hücuma geçtiler. Kaçanlar öldürülüyordu. Koyunların boynuzlarındaki meşaleler düşman ordusunun bez ve deri çadırlarına değince çadırlar da tutuşmaya başladı.

Düşman ordugâhı şimdi yanıyordu. Gökyüzüne kızıl dumanlar ve alevler yükselmekteydi.
Düşmanlar kaçtılar. Düşman karargâhı az sonra sessizliğe gömüldü.

Ay bulutlardan çıktı. Etraf aydınlandı. Hazret i İbrahim’in adamları Hazret i Lût’u ve adamlarını kurtarmak için esirlerin bağlı bulunduğu yere koşuştular. Hazret i İbrahim, orada kardeşinin oğlu Lût’u, kadınlarını ve esir adamlarını buldu. Onları kurtardı. Onlar da bir İlâhî söyleyerek Allah’a şükranlarını edâ ettiler.

Şimdi geceyi bu İlâhî sesler sarmıştı.
Sabahleyin bir secdegâh yapan Hazret i İbrahim ateş yaktı. Dumanlar gökyüzüne çıkarken ellerini Yüce Allah’a kaldırdı:

— Allah’ım, sana şükürler olsun ki, düşmanı benim elime geçirdin. Bana zaferi mükâfat olarak ihsan ettin! dedi

Cenâb ı Haktan o zaman bir nida geldi:
— Ya İbrahim! Benim herşeyi yapmaya kudretim vardır.
Hazret i İbrahim Rabbinin nidasını duyunca hemen şükran secdesine kapandı.
Başını kaldırdı. Alemlerin Rabbinin nidasını yeniden duydu:

— Ya İbrahim! Benim emrimde yürü ve benim emirlerime itaatli ol. Kullarımı Hak dinine çağır. Neslin mübarek olacaktır. Yüce kimseler senin neslinden gelecektir.

Ote yanda, Hazret i İbrahim’in adamları düşmanı kuzeye doğru kovaladılar. Onlar ardlarına baktıkça gelen bir avuç insanı orduların
orduları sanıyorlardı. Tâ… kuzeyde DAN mevkiine kadar kaçtılar.

DAN mevkii Şam’ın güney batısındaydı. Kovalayanlar burada da kalmadı. Yine Şam’ın batısında olan Hobe’ye kadar düşmanın ardından gitti. İbrahim’in kuvvetleri, Lût’un gasbedilen bütün mallarını, Lût’un kendisini, hem de esir edilmiş kadınlarını kurtardı. Halkını aldı geri geldi. Bu suretle Elam kralı Kedorlaomer ve yanındaki üç kral mağlûp edilmişti.

Hazret i İbrahim zafer alayı ile geri dönerken mağlûp Sedum kralı Şave vadisine onu karşılamaya çıktı. Saben kralı Melkisadak ona ekmekle şarap çıkardı. Bu, aynı zamanda bir kâhindi. Hazret i İbrahim’i takdis ederek:

— Göklerin ve yerin sahibi olan Yüce Allah İbrahim’i mübarek kılsın! dedi.
Duasını yarım bırakmayarak da şöyle tamamladı:
— Düşmanlarını senin elinle yakalatan Yüce Allah seni korusun!

Hazret i İbrahim, bu duasından sonra Melkisadık’a ganimetlerinden onda bir pay ayırıp verdi.
Sedum kralı:

— Ey İbrahim! dedi. İzin verirsen aldığın esirlerin canlarını bana ver. Ganimet malları ve eşyayı sen kendine al!
O zaman Hazret i İbrahim

— Göklerin ve yerin sahibi Yüce Allah’a and içerim ki, «İbrahim’i en zengin ettim!» dememen için iplikten çarık bağına kadar senin hiç bir şeyini almayacağım! Ancak uşakların yedikleri ve benimle birlıkte giden adamların Aner, Eşkol ve Amurî memere’nin payları müstesna olsun. Onlar kendi paylarını kendileri alsınlar! dedi.
Öyle de yaptılar.