Hazret-i İbrahim bu faziletinden ötürü babasına da Hak dine girmesi için duada bulunuyordu. Fakat ne babasında, ne de kavminde bir düzelme izi yoktu. Hiçbiri putların devrileceği yeni bir düzenin geldiğinden haberleri yoktu. Babasına da artık dua edemiyordu. Çünkü Allahü Teâlâ ona vahyetmişti ki:
«Allah’a ortak koşanların Cehennemlik (Tamuluk) oldukları kesin olarak ortada belirince akraba da olsalar onlar için ne nebilerin, ne de iman edenlerin mağfiret dilemeleri doğru olamazdı.» (Tevbe sûresi, âyet: 113)
Nitekim, bu buyruğundan sonra Allahü Teâlâ şöyle buyurmuştur:
«İbrahim’in, babasının bağışlanması için yalvarması, yalnızca ona verdiği bir sözden ötürüydü. Fakat babasının Allah düşmanı olduğunu iyice anlayınca ondan uzaklaştı. Şüphesiz, çok ince hisli, merhametli ve yumuşak huylu bir kimseydi.» (Tevbe sûresi, âyet: 114)
Böyleydi ama, Allahü Teâlâ mademki:
— Mü’minlerin, müşriklere mağfiret dilemeleri doğru değildir, diye buyurmuştu. O da Allah’ın bu buyruğuna uymuş artık evine uğramamıştı.
Ve Allahü Teâlâ, yalnız kalan İbrahim’i en yakını, dostu tanıdığını Kuran’da mü’minlere şu âyetle bildirdi:
«Ve Allah, İbrahim’i kendisine dost edindi.» (Nisa sûresi, âyet: 125)
Ülkenin hükümdarı İbrahim adında bir kişinin putlara tapmanın faydasız olduğunu söylediğini, dünyaları yaratan TEK Allah’a tapmakta olduğunu işitince çıldıracak gibi oldu.
— Öyle bir çocuğu doğuracak ana öldürülmemiş miydi? diye haykırdı. Onu bana getirin.
