Hz. Adem’in Ölümü

By | 3 Mart 2015

hz-ademin-olumuAdem’in Cebrail tarafından getirilen ve gelecek günlerin peygamberlerini, ömürlerini bildiren sandıkta Hz. Âdem kendi yaşını 1000 olarak okumuştu.. Davud peygamberin parlayan nuru altında Adem onun yaşını kırk olarak okuyunca:

— Ey Rabbim! demişti. Bunun ömrü kırk yıl olarak yazılı. Sen benim ömrümden altmış yıl al onun ömrüne ekle, yaşını uzat.
Ölüm meleği, nihayet Âdem’in ruhunu almak için gelmişti. Âdem:

— Ey Melekülmevt! Ey ölüm meleği! Ey Azrail! dedi. Pek erken geldin sen!
Ölüm meleği:

— Hayır, erken gelmedim! dedi.
— Neden? Daha benim 60 yıllık ömrüm var.
Ölüm meleği:

— Senin ömründen yaşanacak günler artık kalmadı. Çünkü sen oğlun Davud için ömründen altmış yılının onun hesabına yazılmasını istemiştin bir zamanlar! dedi.
Adem:

— Hayır, ben ömrümün bu son altmış yılını kimseye vermedim, diyerek inkârda bulunmak istedi. Neden istemişti? Bilerek bir inkâr mı idi bu? Hayır! Çünkü yıllar, yüz yıllar geçmiş, Âdem de, oğullarına verilen sözü unutmuştu.

Yüce Yaratan Cebrail’e:
— O sandığın içindeki yazıyı getir! diye buyurdu.

Cebrail sandığı gökten getirdi. Orada Âdem’in, Davud için ömründen 60 yıl verdiği, buna meleklerin de şahit tutulduğu yazılıydı.
Hazret-i Âdem, ses çıkaramadı. 940 yaşında iken ölüm meleği bir Cuma günü onun ruhunu kabzetti.

Hazret-i Âdem’in boyu çok uzundu.. Bu boy, uzun bir hurma ağacını andırıyordu. Bütün melekler, hemen onun başı ucunda toplandılar.
Babasının öldüğünü gören Şit, Yüce Melek Cebrail’e:

— Ey Cebrail! dedi. Cenaze namazını sen kıldır.
Cebrail de ona:
— Hayır! dedi. Sen ileriye geç. Babanın cenaze namazını sen kıldır. Otuz kere tekbir getir! Beşi namaz tekbiri, yirmi beşi de ona saygı tekbiri olsun!

Meleklerle Şit ve onun kardeşleri, oğulları El-Firdevs köyünün doğusunda Hazret-i Adem’e bir mezar kazdılar. Onu bir kere sedir ile ve su ile yıkadılar. Sonra mezarına yerleştirdiler.

Havva anamız da onunla birlikte ölmek istemişti. Adem ona:
— Ey Havva! Beni Yüce Rabbin elçileriyle başbaşa bırak! demişti. Dünyada ne gördümse ben senin yüzünden gördüm. Mihnet çektim, senin yüzünden! Sevindim senin yüzünden! Ben yalnız kalayım mezarımda… Sen ölme benimle!..

Adem, Cennet’ten inen bir kefene sarılmıştı. Esirgeyen Allah’ın Hazret-i Adem’e indirdiği hükümler yirmi bir yapraktı.
Hazret-i Havva Hazret-i Adem’in ölümünden bir yıl sonra öldü. O da Adem’in gömüldüğü mağarada gömüldü.

İleride yazacağımız gibi bu büyük baba ve büyük ana Nuh tufanına kadar bu mağarada gömülü kaldılar. Bir rivayete göre Nuh, onların naaşlarını almış, gemisine koymuş, tufandan sonra tekrar kabirlerine yerleştirmiştir.
Hazret-i Adem öldüğü zaman evlâdının ve evlâdlarının evlâdının sayısı kırk bini bulmuştu.

Hazret-i Adem’in kendi çocukları 40 taneydi. Bunların bazılarının isimleri bilinmiştir. Onlar da şunlardır:
1 — Kabil (Onun ikizi olan kız: İklima)
2 — Hâbil (Onun ikizi olan kız: Liyuza)
3 — Âdem’in kızı Eşut (İkizi bir erkek)
4 — Şit (Tek başına doğmuştur.)
5 — Hazûra ve ikizi bir kız kardeş (Âdem 130 yaşında iken doğmuşlardır.)
6 — İyad ve ikizi (Bir kız)
7 — Baleg ve ikizi (bir kız)
8 — Tavbe ve ikizi (bir kız)
9 — Benan ve ikizi (bir kız)
10 — Şebub ve ikizi (bir kız)
11 — Hayyan ve ikizi (bir kız)
12 — Zarabis ve ikizi (bir kız)
13 — Hedez ve ikizi (bir kız)
14— Yahud ve ikizi (bir kız)
15— Şendel ve ikizi (bir kız)
16— Bank ve ikizi (bir kız)
Böylece her batında bir kız, bir erkek dünyaya gelmişti.

Hz. Âdem, Hâbil’in yası ile tam kırk yıl göz yaşları dökmüştür.
Hz. Âdem Peygamberlikle şereflendiğinde kendisine şeriatı hakkında yirmi bir, bir rivayete göre on sahifelik gök kitabı inmişti. Onun bir adı Hz. Safiyullah idi. Yeryüzünün saltanatı ve egemenliği bağışlanan ilk insan Hz. Âdem olmuştur.

Hazret-i Âdem hakkında son Allah Elçisi Hz. Muhammed (S.A.V.) şöyle buyurmuştur:
— Adem, Peygamberlerin birincisidir. O, Allah’ın elçisidir. Allah onu kendi eliyle yarattı. Ona kendi ruhunu üfledi. Sonra da onu insan şekline soktu.

Hazret-i Adem Şit doğduğu zaman çok sevinmişti. Ona Şit adını koymasının sebebi çok sevdiği ve Kâbil’in öldürdüğü Hâbil’in yerine doğmuş olmasıydı. Şit ona Yüce Allah’ın bir hediyesi idi. Şit sözü de (Allah’ın hediyesi) anlamına gelmekteydi. Onun için Şit Peygamberin bir adı da Hibetullah (Allah Bağışı)dır.

Nitekim Şit doğduğu zaman Cebrail gökten inerek Âdem’e:
— Senin bu çocuğun Hâbil’in karşılığı olarak sana bağışlandı. O bir Allah bağışıdır, sana Hibetullah’dır! demişti.
Hazret-i Âdem, ölümünün yaklaştığını anlayınca, oğlu Şit’i yanına çağırdı:

— Ey oğul, son öğüdümü dinle! dedi.
Ona gecelerin, gündüzlerin saatlerini öğretti. Günün hangi saatlerinde yaratıkların Yüce Allah’a ibadette bulunacaklarını öğretti. Sonra:
— Ey Şit, ey oğlum! Bir gün gelecek dünya yüzünde bir tufan olayı görünecektir. Bunu ben bundan sonra dünyada olacakları bana bildiren ve Cebrail tarafından getirilen sandıkta bir yer gördüm. Bu tufan tam yedi yıl sürecektir.

Gerçekten sonraları bir tufan olmuş, Hazret-i Âdem’in Şit’ten başka evlâtlarından gelen bütün döller hepsi ortadan kalkmış, yalnız Şit soyu dünyaya yayılmış ve bütün insanlar onun evlâdından üremiştir.

Zaten bunun böyle olacağı Hz. Havva’nın alnında parlayan Nur-ı Muhammedi’nin Şit’in alnına geçmesinden belli idi.
Peygamberleri sona erdirici olan Hazret-i Muhammed (S.A.V.)’in bu Nur-ı Safiyyullah da, yâni Hazret-i Adem’de parlak bir güneş gibi parıldamış, Havva anamız vasıtasiyle de Şit’in alnında dünyaları parlatan bir ışık olmuştu. O, babasının çocuklarını ve torunlarını onun şeriatı yoluna kılavuzlayacaktı. Böylece yüce bir şan kazanan Şit peygambere elli sahifelik bir gök kitabı indi. Buna göre halkını doğru yola, Allah yoluna kılavuzladı.

Şit peygamber, mübarek feyizli hayatının birçok vaktini Mekke ve Şam diyarında geçirdi. Ömrü dokuzyüz on iki yıl sürmüştü. İlk şehir kuran ve kılıçla gaza eden Şit olmuştur. Kendisine ve babası Adem’e indirilen kitap sahifelerini bir araya topladı. Oradaki emirlerden dışarı çıkmadı. Kâbeyi topraktan kuran Şit peygamberdir. Artık yaşı da yedi yüz yılı doldurmuştu.

Bir gün Şit de hastalandı. Oğlu Anoş’un yanına çağırdı.
— Ey oğul, vadem tamam olduğunda beni anamın, babamın yanına göm dedi.

O da Mekke yanında Ebu Kubeys dağının bir mağarasına, ana ve babasının yanına gömüldü.
Şit’in oğlu Anoş babasının yerine geçmişti. Artık o da tam 905 yıl ömür sürdü. Anoş da evlenmişti. 95 yaşında iken bir oğlu dünyaya gelmişti. Adını Kınan koydu. Daha birçok oğulları ve kızları oldu.

Kınan da 70 yaşında evlendi. Mehlâil veya Mihyayil adında bir oğlu dünyaya geldi. Kınan da 910 yıl bir ömür sürdü. Babası onu birçok kardeşleri arasında vasî seçmişti. Babasından sonra Resul Nuru Kınanın alnında parlamıştı. Şimdi Mehlâil’in alnında parlıyordu.
Mehlâil de evlendi. 65 yaşındayken bir oğlu dünyaya geldi. Resul Nur-u bu çocuğun alnında parlamaya başladı. Adı Yard konuldu. Fakat peygamberlik kendisine verilmemişti.