Tevrat’ın yazdığına göre Sara 127 yaşında ölmüştür. O zaman Kenan diyarında yaşıyorlardı. Habron denilen yerde hakkın emri Sârâ’ya da geldi. Kiryat-ı Erbâ köyünde gözlerini dünyaya yumdu. Hazret-i İbrahim bu çok sevdiği karısı için yas tuttu. Ağlamaya, gözyaşları dökmeye başladı. Kolay değildi bu! Yüz yılı aşkın seneler içinde bir yastığa başkoymuşlardı. Kısırlık çok kere İshak’ın bu anasını deli divane etmiş, bazı günler Hâcer için Hazret-i İbrahim’e sert bile davranmıştı.Ama, ne olursa bunlar karı koca için yine de tatlı günlerdi. Kavga da ederlerdi, sevişirlerdi de. Bunun için Hazret-i İbrahim dövündü, sızlandı durdu. Kalktı Het oğullarına koştu.
— Ben yanınızda gurbetlere düşmüş bir konuğunuzum dedi. Bana yanınızda cenazemi gömmem için, yurt olarak bir kabristan veriniz. Bu sevgili ölümü oraya gömeyim!
Het oğulları da:
— Ey efendimiz! dediler. Sen bizi dinle. Bil ki sen bizim aramızda Allah’ın bir emirisin. Sevgili ölünü mezarlıklarımızın en iyisinde göm. Bu ölüyü gömmek için aramızdan hiç bir kimse o kabri senden esirgemez.Bu müsaadeye Hazret-i İbrahim minnet duydu. Ayağa kalktı, yerden bir selâm vererek bu diyarın halkı olan Het oğullarına teşekkürünü bildirdi, sonra:
— Ey dostlar! dedi. Bu sevgili ölüyü önümüzden kaldırıp gömmeye razı iseniz, beni dinleyiniz. Soharoğlu Efron’a benim için ricacı olun. Tarlasının bir köşesindeki Mekpelâ mağarasını bana değeri pahasıyla mülk olarak satıp versin!
Bu sırada Soharoğlu Efron da, Het oğulları arasında bulunuyordu. Şehirin kapısından da bir çok halkı akm akın gelmişti. Hazret-i İbrahim’i dinliyorlardı. Ayağa kalktı Hazret-i İbrahim’e cevap verdi:
— İşte, burada bulunanlar da, yeni gelenler de bilsin ve duysun ki, dedi. Ey İbrahim… Hayır, benim para ile satılacak bir mülküm yok. Fakat, işit şimdi beni. İstediğin tarlayı sana verebilirim. Orada bulunan mağaraya da sahip ol. İşte, ey kavmimin oğulları, siz de bu sözlerime tanık olunuz. Bu mağarayı sizlerin gözleriniz önünde İbrahim’e veriyorum. Sen de Ey İbrahim, git, cenazeni göm oraya! dedi.
Hazret-i İbrahim, yine bütün o diyarın halkı olan Het oğullarının önünde selâm verdi; herkes kulağını dört açtığı bir anda:
— Ey Efron! dedi. Sen de beni dinle. Tarlanın değeri ne ise yine onu sana vereyim. Benden al bu parayı. Sevgili ölümü oraya gömeyim ben.
Efron da:
— Ey İbrahim! dedi. Efendimiz, beni dinleyiniz. Seninle benim aramda sana vereceğim dört yüz miskal gümüş paralık toprak parçası nedir ki?.. Cenazeni göm oraya sen!
Hazret-i İbrahim, tarlanın değerini öğrenince Het oğullarının gözleri önünde onun söylediği dört yüz miskallık gümüşü tarttı. Oradakilere:
— Siz de tanık olun! Alacağım tarla için dört yüz miskal gümüşü tarttım. Tüccarların gözünde geçer akçe olarak Efron’a sunuyorum! dedi. Bundan sonra Mamre karşısındaki Mekpelâ’sında olan tarlası, o tarla ile birlikte olan mağara, tarlanın çevresinde ve içinde bulunan bütün ağaçlar bundan böyle benim mülküm oluyor. Şahit olunuz!..
Het oğulları:
— Şahidiz! dediler. Bu suretle tarla ve mağara onların gözü önünde Hazret-i İbrahim’e satıldı ve onun mülkü oldu.
Yaşlı ve ihtiyar peygamber sonra sevgili karısını yıllardır bir yastığa baş koyduğu İsmail’in üvey anasını, İshak’ın öz anası Sâre’yi Mamre karşısındaki bu Mekpelâ tarlasının mağarasına taşıttı. Sonra toprağa gömdü. Bu görünüşle de bu tarla ve mağara Het oğulları tarafından kabir olmak üzere Hazret-i İbrahim’e mülk olduğu mühürle, ispatlanmış oldu.
Bir rivayete göre Sârâ’nm soy ağacı şöyledir:
Nuh oğlu Sâm, onun oğlu Erfahşüd, onun oğlu Salih, onun oğlu Allis, onun oğlu Fâliğ, onun oğlu Ergua, onun oğlu Sam, onun oğlu Nahur, onun oğlu Batvil, bunun da kızı Sârâ veya Sâre.Bir rivayete göre Hazret-i İbrahim’in kardeşi Hârân’ın oğlu Batvil’in veya Hârân melikinin kızıdır.Sâre’nin ölümünden biraz vakit geçtikten sonra Hazret-i İbrahim Kenânlı’dan Yakub’un kızı Kantura ile evlendi. Kantura bol döle sahip bir kız çıktı. Hazret-i İbrahim’e 6 erkek çocuk doğurdu. Bunlar: Yaksan, Zemran, Medyan, Yasbuk, Suh ve Büsr adlarındaki oğullarıydı. Bu suretle Hazret-i İbrahim’in İsmail ve İshak’la birlikte dünyaya sekiz erkek evlâdı gelmiş oluyor.Hazret-i İbrahim İbrani dili konuşurdu. O, Bâbil’de ateşe atılmadan ve Şam’a gitmek için kuzeyde Hârân’a gelmeden evvel Süryanice konuşurdu. Nemrud bütün Süryani dili ile konuşanları toplatmak istediğinden, Hazret-i İbrahim Fırat nehrini geçtikten sonra İbranî dili ile konuşmaya başlamıştı.
Hazret-i İbrahim Kantura’dan olan bu altı oğluna Yüce Rabbinin bazı adlarını öğretmişti. Onlar da Rabbin bu güzel isimlerini anarak gökten yağmur dilerler, Allah’ın yardımına nail olurlardı. Bu çocukların her birini bir memlekete yerleştirmiş, yanında İshak’ı bırakmıştı. Küçük çocuklar:
— Baba, bizi neden dağıtıyorsun da büyük oğlun İshak’ı kendi yanında alıkoyuyorsun? diye sordukları zaman onlara şu cevabı vermişti.
— Bana bu yolda hareket etmemi Alemlerin Rabbi emir buyurdu. Bunlardan bir kısmı Türkistan’da Horasan boylarına uzanmışlardı. Hazer’ler onların yanına geldiler:
— Siz, dininizde bir takım isimler yad ediyorsunuz. Size Allah’ın bu isimlerini öğreten kimse, dünyanın en hayırlı insanı olsa gerek, dediler. Mutlaka büyük bir hükümdardır o!..
Bu rivayete göre, Hazret-i İbrahim, Kantura’dan başka, Erhir’in kızı HacuEla evlenmiştir. Hacur’dan da Keysan, Şurah, Ramin, Lutân, Nâfıs adlarında beş oğulları dünyaya gelmiştir. Bunlar da ayrı ayrı bölgelere gidip soy sop sahibi olmuştur.
