Hazret-İ Davud’un Calût’u Öldürmesi

By | 10 Mart 2015

hazret-i-davudun-calutu-oldurmesi    Önceki âyet-i kerimede buyurulduğu gibi Calût Hazret-i Davut tarafından öldürülmüştü. Calût’la Hazret-i Davud’un bu mücadele çok ünlü bir savaştır. Hazret-i Dâvûd Calût’un karşısına nasıl çıkı. Kendisine verilen hikmetler nelerdir? Bu geniş bilgileri Tibyan tercümesinde şöylece görüyoruz:
— Hak Teâlâ Talût ordusundaki mümin askerinin dualarına icabet buyurdu. O askerler Allahü Teâlâ’nın izni ve nusreti ile o kâfiriri dağıttılar. Davûd (A.S.) da Calût’u öldürdü.
Tefsir ehli der ki:
— Dâvûd (A.S.)’m babası İşâ, onüç oğlu ile birlikte Talût’un ordusunda ırmağı geçenler arasındaydı. Dâvûd (A.S.) İşâ’nın küçük yaştaki çocuklarından birisi idi. Sapan atmakta çok meharet sahibiydi Sapanını hangi hayvana atsa onu yere sererdi, veya öldürürdü. Talût’la askerleri Calût’la ordusuna karşı saf bağlayıp durunca Caiz meydana çıktı. Talût’a:
— Savaşı ikimiz yapalım! dedi. Hangimiz üstün gelirsek alt olanın mülkü onun olsun. Sonra ayrılıp gidelim. Ya da askerinden birsini seç. Cengi onunla edelim. Gelsin. Galiplikte ve mağlûplukt a?:: şartlar aynı olsun.
Calût’un bu cevabı Talût’a büyük bir meşakkat verdi. Askerlerin:
— Herhangi bir kişi Calût’u öldürürse kızımı ona eş olarak vereceğim! Ayrıca topraklarımın, mülkümün yarısı da onun olsun! der Fakat, Talût’un halkı Calût’un cesaretini görünce hiç kimsede onurla savaşmağa yüreğinde güç bulamadı. Yerlerinde durdular. O zurnan nebilerine gökten şu vahiy geldi:
— Calût’u öldürecek ancak İşâ’nın oğullarından biridir.
Talût’a bu vahiy bildirilince ona İşa’nın, Davûd (A.S.)’dan baska bütün erkek çocukları gösterildi. O:
— “Rabbimin bana vasfını bildirdiği o genç bunlar değildir. Çünkü o sıfatlar bunlarda yoktur!” dedi. O zaman ihtiyar İşâ:
— “Benim bir oğlum daha vardır. Şimdi koyunlarımızı gütmektedir. Boyu kısa, görünüşte heybetli görünmediği için onu buraya getirmedim ey Tâlût!” dedi. O zaman:
— “Onu görmeye ben kendim gideyim” dedi.. Kalktı. Davud’un yamna vardı. Onun bir derede olduğunu gördü. Dereyi sel basmıştı, ¿ular akıp gidiyordu. Davûd ise iki koyunu kucaklamış, dereden karşı kıyıya geçiyordu. O, bu hali görünce kalbinden bir ses geldiğini duydu. Ona:
— “Ey Talût! Şehadet ederim ki o Calût’u öldürmek için aradığın :şte bu gençtir!” diyordu. Bundan başkası Calût’u öldürecek değildir.
Talût, bu çoban genci yanma aldı. Ordusuna götürmeğe başladı. Davûd (A.S.) yolda giderken üç tane taşa uğradı. Taşlardan birincisi ¿ile geldi:
— Ben Harun (A.S.)’m filan meliki öldürdüğü taşım! dedi. İkinci :aşın yanma geldiği zaman ikinci taş da dile geldi:
— Ben de Musa (A.S.)’ın o taşıyım ki o da filân meliki beni atarak ıldürdü! dedi. Üçüncü taş da:
— Ben de o taşım ki, Ey Dâvûd, sen benimle Calût’u öldüreceksin! ledi. O zaman Hazret-i Davûd (A.S.) o taşların üçünü de yanına aldı, ¿oban torbasına koydu. Az sonra iki ordunun bulunduğu yere gelindi.
Yine iki ordu saflar bağladı. Karşılıklı duruldu. Düşman başbuğu Calût savaş alanının ortasına çıktı. Talût’a:
— “Benimle cenke kendin mi geliyorsun? Yoksa bir pehlivan mı yolluyorsun?” diye sordu.
Talût, Davûd (A.S.)’a atını, savaş gömleğini zırhını ve silâhını verdi:
— “Var, Calût’la cenkleş!” dedi. Davûd (A.S.) da:
— “Ey Talût! Bana bunların hiç biri gerekli değil. Rabbim bana yardımda bulunursa ben silâhı ne yapacağım? Ondan nusret olmazsa elimde ne kadar silâh olsa da alt olur, kahra uğrarım!” dedi.
Bu sözlerinden sonra, Hazret-i Davûd eline taş attığı sapanını alil. Calût’a doğru yürüdü. Calût ise öyle şiddet ve güçteydi ki tek basına bir ordu ile başa çıkardı. Onları alt ederdi.
Hazret-i Davûd (A.S.) torbasından o üç taşı çıkardı. Sapanına koydu:
— Bismillah! diyerek Calût’un üstüne attı. Hak Teâlâ o taşı Calût’a erdirdi. Calût hemen can verdi. Onun öldüğünü gören ordusu ia bozuldu. İman ehli bu hale çok sevindiler. Çok zamandan beri kâfirlere mağlûp düşerken galip olmuşlardı.
Davûd (A.S.) bu zafere şahit olunca Talût’un yanına geldi:
— “Sözünde dur ey Talût! Kızım bana ver!” dedi. Talût:
— “Bir melik kızını yüz görümlülüğü vermeden mi istersin?” dedi. Davûd (A.S.)’da:
— “Sen benimle düğün akçesini şart koşmamıştm! Benim ise elimde verilecek hiç bir şeyim yoktur!” diye cevap verdi. Sonra şu öneride bulundu:
— “Kızın için dilediğin kadar akçe iste. Bana onu sen borç olarak ver. Sonra ben sana onu yavaş yavaş ödeyeyim.”
Talût:
— “Alt ettiğin Calût’tan alacağın ganimeti kızıma ver!” dedi. İsrailoğulları bu tartışmaya kızdılar. Hep birden Talût’a hücuma geçtiler:
— Davud’a niçin zulmedersin? Vaadinde niye durmuyor, sözünden niye cayıyorsun, vefan nerede kaldı? dediler.
Talût da, İsrailoğullannm Davud’a olan meyil ve muhabbetlerim görünce onlara döndü:
— Ben kızım için ondan mal istemiyorum ki! Eli yetmeyeceği şeyi ona teklif etmiyorum. Oysa onun elinde savaş yapmak gücü vardır Onlardan ikiyüzünü öldürsün, kulaklarını bana getirsin, kızı ona teslim edeyim! dedi. Davûd (A.S.) da:
— “Peki” diyerek gazaya koştu, öldürdüklerinin kulaklarını bir ipe dizdi. Bunları getirdi, Talût’un önüne koydu:
— “Al istediklerini!” dedi. O da:
— Mülkümün yarısı şenindir! diyerek onu yurduna ortak etti. İsrailoğulları bu işe çok sevindiler. Hazret-i Davud’u çok sevdiler Onun iyilik ve güzelliklerini anladılar. Talût bu hali kıskandı. «Onu bir hile ile öldüreyim!» dedi. O zamanlarda padişahlar elinde asâ taşırdı. Talût’un da başı altın toplu, dibi demir bir asası vardı. Onu daima yanına alır, götürürdü. Bir gün Davûd (A.S.) kendi menzilinde otururken Talût geldi. Asasım ansızın ona fırlattı. Davud’u öldürmek istedi. Böylece muradına ermiş olacaktı. Fakat asanın kendisine atadığını gören Dâvud (A.S.) hemen yerinden fırladı. Asâ da gitti duvara saplandı. O da ölümden kurtulmuş oldu. Davûd (A.S.) Talût’a:
— Ey Talût! dedi. Yoksa beni öldürmeye mi kalktın?
Talût:
— Hayır, dedi. İstedim ki senin cesaretini deneyeyim. Düşmandan kaçıp kaçmayacağını, sebat edip savaş safında kalmanı’sınadı::: Yoksa attığım asamdan korktun mu?
Davûd (A.S.) da:
— “Allah göstermesin. Ben yüce Rabbimden başka kimseden korkmam!” diyerek kalktı, duvarda saplanan asayı oradan çekti çıkardı. Talût’a kudreti ve kuvvetini göstermek istedi. Ona da:
— Sen de benim gibi asaya karşı dur. Senin de yiğitliğini, cesaretini ben göreyim! Cenabı Hak:
— Kötülüğün cezası, karşı kötülüktür! diye buyurmuştur. O kötülüğe de sebep olan çok şiddetli zulümlerdir! dedi. Talût, yeminler ederek:
— Habil’in Kabil’e söylediğini söyle bana. Habil Kabil’e ne demişti: «Sen beni öldürmeye el kaldırsan da ben seni öldürmeye el kaldırmam.»
Bu sözler üzerine Davûd (A.S.) yumuşadı ve:
— Allah göstermesin! Seni bağışladım! dedi.