Yahuda! Sevgili karısına bir gün:
— Artık çocuklarımız büyüyor. Hele en büyükleri Eyr evlenme çağına geldi, onu evlendirelim! dedi.
Karısı:
— Kimi, hangi kızı alalım? diye sordu. Kocası:
— Ben buranın güzel bir kızı olan Tamar’ı ona almak istiyorum! dedi.
— Çok güzel!
Bu karardan sonra Eyr ile Tamar evlendirildi. Genç kız eve gelin geldi. Fakat Eyr, babasının Rabbine karşı iyi hareketlerde bulunmadı. Allahü Teâlâ da bir gün onun canını can kafesinden aldı. Tamar dul kaldı. Genç kadın yas elbiseleri giyindi.
Yahuda, bir gün ikinci oğlu Onan’ı yanına çağırdı:
— Oğlum Onan! dedi. Bak, Allah, kardeşine mutluluk vermedi. Bir çocuğu bile olmadı. Öldü, gitti. Şimdi karısı dul olarak matem içinde yaşıyor. Sen artık onunla yat. Ona kayınbiraderlik hakkını, ödevini yerine getir. Kendi kardeşine zürriyet yetiştir!
Onan kendi kendisine:
— Bu nasıl olur? Ben kardeşime nasıl zürriyet yetiştiririm? Ama babamın da sözünden dışarı çıkmamak lâzım! diye düşündü. Eyrin dul karısı Tamar’ın o gece koynuna girdi. Sevdasız bir gece içindeydi bu! Kendi kendisine:
— Ben bu kadının benden, ağabeyimin zürriyetini çoğaltsın diye çocuk babası olmayı istemiyorum! dedi. Tamar’ın istekli kucaklamalarına rağmen döl suyunu onun rahmine değil, hep dışarı akıttı.
Onun bu hali de Rabbin hoşuna gitmemiş olacak ki, Onan da bir sabah öldü, gitti.
Yine gelin Tamar yeniden dul kalmıştı. Yine matem urbaları giyindi. Evde bir köşeye çekildi. Kaynatası Yahuda onun bu hüzünlü halini görünce:
— Ey güzel gelinim! dedi. Neden bu kadar hüzünlüsün? Bu kadar üzülme sen. Oğlum Şelâ büyüyünceye kadar babanın evine git, dul olarak otur. Onunla evlendiririm seni sonra!. O da kardeşleri gibi ölmesin!
Tamar:
— Peki sevgili kaynatam! diyerek evden ayrıldı. Baba ocağına gitti. Dul olarak yaşamaya başladı. Şelâ’nın büyümesini ve onunla evleneceği günleri bekledi.
Aradan bir çok zaman geçmişti. Yahuda’nın karısı öldü. O da mateme girdi. Karısının ölümüne çok üzüldü. Ölenle ölünmez ya!.. Yahuda da kendi kendisine teselli vererek yine eski alemsiz günlerine döndü. Dostu Allam’ı Hira ile vaktini konuşmakla geçirmeye başladı. Hira bir gün:
— Ey Yahuda! dedi. Haydi kalk, Timnat’a gidelim. Bugünlerde senin koyun sürülerinin kırkma zamanıdır. Onları seyrederiz.
Yahuda:
— Peki, çok güzel olur! dedi.
Birlikte değnekleri toprağa vura vura ovaya açıldılar. Sürülerine doğru ilerlediler.
Onların oraya doğru gittiğini gören bir haberci hemen dul Tamarın evine koştu:
— Kayınbaban sürüsünü kırkmak için Timnat’a gitti! diye haber verdi.
Tamar:
— Çok teşekkür ederim! diyerek haberciyi geri yolladı. Hemen uzerindeki kara yas elbiselerini attı.
— Bu dulluk elbiselerini giymek artık yetişir! dedi. Yüzünü görünmeyecek bir biçimde bir peçe ile örttü, güzel elbiselere sarındı. Atasının evinden çıktı. Hızlı hızlı yürümeye başladı. Eynâim kapısında oturdu. Beklemeye koyuldu:
— Ey kaynatam! dedi. Sana bir oyun oynayacağım bu gün! Çünkü sen sözünde durmaz bir adam oldun. Aylardır, yıllardır dul yaşıyorum. Güya, büyüyünce beni, oğlun Şelâ ile evlendirecektin. İşte Şelâ büyüdü. Beni ona karı olarak vermedin!
Tamar kaç zamandır bir erkek tarafından sevilip okşanmak ihtiyacındaydı.
Yahuda sürülerinin yanından akşamüstü döndü. Enaim kapısına geldi.
Kapıda yüzü örtülü, güzel elbiseli bir kadın gördü. Onun kendi gelini Tamar olduğunu tanımadı bile.
Kendi kendisine:
— Bu kadın mutlaka etini satan bir kadın olacak diye düşündü. Güzel oynak bir kahbe!..
Yavaş yavaş kadının yanına gitti:
— Ey kadın, dedi. Bu gece benimle gel. Beraber tatlı bir vakit geçirelim…
Gelini Tamar, kendisinin tanınmadığına sevindi. İş alevlendi:
— Ey yabancı! Beni kollarına almak, bana yaklaşmak için ne vereceksin? diye sordu.
Yahuda:
— Sana sürümden bir oğlak yollarım! dedi.
Tamar, gülümsedi:
— Oğlağı bana yollayıncaya kadar bana bir rehin verir misin? diye sordu.
— Sana ne rehin vereyim, ne istersin?
— Bana mühürünü, entarinin kuşağını ve elindeki asayı isterim.
Yahuda da:
— Peki, al senin olsun!., dedi. Beraberce eve gittiler. Yahuda yaşının geçkin olmasına rağmen Tamahla güzel bir gece geçirdi. Sabahleyın onu evin kapısından gönderdiği zaman da Tamar Yahuda’dan gebe kalmış olarak evden ayrılıyordu. Babasının evine döndüğü zaman hemen yüzündeki peçeyi çekip attı. Yine dulluk elbisesini giydi.
Güneş doğduğu zaman Yahuda:
— Şu kadının elinden asamı, mührümü ve kuşağımı alayım, kendisine vadettiğim oğlağı göndereyim! dedi. Dostu Hira’yı çağırarak:
— Sürüden bir oğlak tut. Onu Enaim kapısında peçeli bir kadına götür, teslim et. Onda benim rehin eşyam var onları al, bana getir! dedi.
Hira gitti. Fakat söylenen kadını bulamadı. Kadının bulunmadığı yerdeki adamlara koştu.
— Enayim kapısında bir kadın olacak. O nerede? diye sordu. Onlar:
— Burada öyle bir kadın yok! Hâşâ!., dediler. Hira da oradan eli kolu boş döndü. Yahuda’nın yanına gelince:
— O kadını bulamadım! Sordum, bana: — «Burada bulunmaz!» dediler! Ben de kalktım, geri döndüm! dedi. Yahuda:
— Suç onda kalsın. Bu iş bize utanç vermesin! Ben sözümde durdum, şu oğlağı ona yolladım. Sen de kendisini bulamadım! dedin.
Aradan tam üç ay geçmişti. Bir gün Yahuda’ya:
— Gelinin Tamar bir günah işlemiş olacak! dediler.
— Ne günahı bu?
— Bir zina işlemiş.
— Zâniyelik mi?
— Evet…
— Nereden bildiniz?.
— Kadın şimdi gebe!..
— Gebe mi? Mademki böyle bir günah işlemiş o. Hemen onu çıkarın. Meydanda yakılsın. Zinânın cezasını çeksin.
Hemen Tamahın bulunduğu babasının evine birkaç adam koşuştu. Onu evden aldılar. Dışarı çıkardılar. Genç kadın Yahuda’nın kendisi ile yatıp sevişmeden önce verdiği yüzüğü, bel kuşağını ve asayı çıkardı:
— Bu emanetler her kimin ise işte ben ondan gebe kaldım! Benim hiçbir günahım yoktur. Ve ben bir kötü kadın değilim! diye haykırdı. Kendisini savundu.
Yahuda geldi. Kendi eşyasına şaşırarak baktı. Gelini:
— Bak, iyi bak, ey Yahuda! dedi. Tanırsın sen onları!
Yahuda şaşırdı. Gerçekten, yüzük kendi yüzüğü; bel kayışı kendi kayışı, değnek kendi değneği idi. O zaman:
— Mademki onu oğlum Şelâ istediği halde vermedin, o benden daha doğrudur! dedi. Artık onu görmek istemedi. Onu koynuna almadı.
Altı ay daha vakit geçmişti. Bir gün Tamar doğurdu. Hem de ikiz oğlan doğurdu. İlk çocuk doğarken elini karnından çıkarmıştı. Ebe. bu ele kırmızı bir iplik bağladı:
— İşte bu önce doğan çocuktur, bilinsin! dedi. Fakat çocuk hemen kırmızı iplik bağlı olan elini geri çekti. Arkadan kardeşi doğdu. Ebe:
— Ona neye gedik açtın? dedi. Bunun için bu çocuğa gedik anlamına «Fares» adı verildi. Sonra da anasının döl yatağından elinde kırmızı iplikle ve anlı şanlı bir eda ile kardeşi çıktı: Ona da Zâreh adı verildi.
