Gıybetin İlacı
Bil ki. gıybet arzusu bir hastalıktır, ilâcını bilmek ve kullanmak vâcibtir. İlâcı ise iki çeşittir:
BİRİNCİSİ AMELDİR: O da ikidir. Biri, buraya kadar gıybet hakkında anlatılan hadîs i şerif ve sözleri düşünürse, anlar ki, yaptığı her gıybet, amel defterinden sevabı, gıybet ettiğinin defterine geçirir. Resûlullah (sallâllahü aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: «Gıybet, insanın sevabını, iyi amellerini, ateşin kuru odunu yaktığı gibi yakar» t1). Hattâ sevabı günahından fazla olan bir kimsenin yaptığı bu gıybet ile günah kefesi ağır gelir ve bu yüzden Cehenneme gider. Diğeri de, kendi gıybetini düşünmesi olup, o kimsenin de böyle kötü işlerde mazur olduğunu zanneder. Kendisinde hiç ayıb bulmazsa, cahillik ve bilgisizlik yolundan olan ayıbını bütün ayıb lardan fazla bilsin. Doğru söylese bile, ölü eti yemekten büyük ayıb yoktur. Ayıbsız olan kendini niçin ayıblı etsin! Şükürle meşgul olsun ve kendisi o işte bir kusur ederse, kulların kusursuz olmayacağını düşünsün. Küçük günah bile olsa, kendini tamamen şeriata uyduramayan, kendine hâkim olamayan, diğerleri kusur ederse niçin şaşsın! Şayet yaratılışında bir ayıb, bir kusur varsa; böyle yaratılmıştır, elinde bir şey yoktur ki, bundan kurtulabilsin, demelidir. Gıybetin İlacı
İKİNCİSİ TAFSİLİ İLÂÇTIR: Gıybete sevkeden şeyin ne olduğuna dikkat etmektir. Bu da sekiz şeyin dışında değildir.
BİRİNCİ SEBEP: Bir sebeple ona kızgın ve kırgın olmaktır. Bir kimseye kızıp da kendini Cehenneme atmanın aptallık olacağını bilmelidir. Bu kendine düşmanlıktır. Resûlullah (sallâllahü aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: «Gazabını yeneni Allahü Teâlâ kıyamet günü büyüklerin önünde bulundurup, Cennet hurilerinden istediğini seç buyurur» (2).
İKİNCİ SEBEP: Diğerlerinin rızasını kazanmak için onlara uymak ister. Bunun ilâcı, insanların rızası için Allahü Teâlâ’nın gazabını, kızgınlığını kazanmanın aptallık ve cahillik olduğunu bilmektir. Bilâkis onlara kızarak, darılarak Allahü Teâlâ’mn rızasına kavuşmayı istemek lâzımdır. Gıybetin İlacı
ÜÇÜNCÜ SEBEP: Kendisine bir hıyanet izafe ettiklerinde, kendini kurtarmak için bunu başkasına atmaktır. Bu durumda düşünmelidir ki, Allah’ın gazabı insanlarınkinden hem daha şiddetli, hem de muhakkaktır. Başkasını suçlayarak kurtulması ise şüphelidir. Gerçi o ithamı red edebilir, fakat başkasına atmamalıdır. «Ben haram yiyor ve sultan malı kullanıyorsam, filân kimse de böyle yapıyor» derse, aptallığındandır. Çünkü,, günahta kimseye uyulmaz. Onun böyle söylemesinde de ne özür olabilir? Bir kimsenin ateşte yandığım gördüğün zaman, arkasından gidip, sen de kendini ateşe atmazsın. Günahta başkasına uymak da böyle olmalıdır. O hâlde, boş bir özür ve bahane ile başkasının işlediği günahı niye işle yesin ve gıybet edesin?
DÖRDÜNCÜ SEBEP: Bir kimse kendini övmek ister, övmez de, başkalarını gıybet eder, böylece kendi üstünlüğünü ve temizliğini gösterir. Meselâ der ki, filân bir şey anlamaz, filân riyadan kaçınmaz, yâni ben anlarım, ben kaçınırım demektir. Akıllı olanın bu fısk ve cahilliğine inanmayacağını, onun üstünlük ve zâhialiğini kabul etmeyeceğini bilmelidir. Akılsız olanların ise kendisine inanmasında ne fayda olabilir? Bilâkis fayda, kendini Allahü Teâlâ’nın huzurunda kusurlu bilmektir. Yoksa elinde, bir şey olmayan bir zavallı kulun yanında daha yüksek olmakta fayda yoktur.
BESİNCİ SEBEP: Haset etmektir, çekememezliktir. Mevki, ilim ve mal sahibi olan bir kimseyi insanların iyi bilmesidir. Onu çekemez, ayıblarını aramaya başlar, ona düşman olur. Hakikatte ise kendine düşmanlık ettiğini bilmez. Çünkü bu dünyada üzüntü ve haset eleminde, azâbında olur. Öbür dünyada da gıybet azâbına düşer. Böylesi her iki dünyanın nimetlerinden mahrum kalır. Kendisine yer ve makam verilen bir kimseye haset edenlerin hasedi, o makamı artırdığını da bilmez.
ALTINCI SEBEP: Kötü ve kusurlu iş yapanlarla alay etmek ve gülmektir. Bilmiyor ki, Allahü Teâlâ’nm huzurunda kendisinin yaptığı kusur, o kimsenin insanlar yanında yaptığı kusurdan daha büyüktür. Eğer kıyamet gününde, onun günahlarını, merkebe yükler gibi, senin boynuna yükleyip Cehenneme süreceklerini düşünsen, gülünmeye, alay edilmeye kendinin daha lâyık olduğunu anlarsın. ,Ve yine anlarsın ki, hâli böyle olan bir kimse, aklı varsa, alay ve gülme ile uğraşmaz.
YEDİNCİ SEBEP: Başkası bir günah işleyince, din yolundakiler gibi, Allahü Teâlâ’dan korkar, üzülür. Üzüntüsünde de doğru söyler. Fakat bunu anlatırken, o kimsenin ismini de söyler ve bunun gıybet olduğunu bilmez. Ve yine bilmez ki şeytan kendisine haset etmiştir. Çünkü o üzüntü sebebiyle kendisine sevap verileceğini bilir. O kimsenin ismini söyler, o gıybetin günahı, o sevabı yutar.
SEKİZİNCİ SEBEP: Allahü Teâlâ’nm indinde günah olan bir şeyi yapana kızar. Yahut ona şaşar. Bu şaşkınlık ve kızgınlık esnasında o kimsenin adını söyler ve insanların bilmesini ister. Bu kızgınlık sevabını, gıybet ile götürür. Kızgınlığını ve hayretini söylemeli, ismini ise kat’iyyen söylememelidir.

