Mü’min yuvasını hazırlarken, hayat arkadaşını tercihte, dinî hayatına ortak olup ona yardımcı ve destek olacak birisini seçme konusunu öncelikle dikkate almalıdır. Çünkü kadının dinini bilen birisi olması, hem karı-kocanın mânevî hayatının sıhhati, hem de yetişecek çocukların terbiyesi için önemlidir.
Huzurlu bir aile hayatı Allah’ın bir nimeti ve ihsanıdır. Kişinin maddî ve mânevî hayatının pürüzsüz devam etmesi, evinin bir saadet yuvası haline gelmesiyle mümkündür.
Ailenin oluşumunda iki temelden biri olan kadın, kurulan ocağı bir huzur kaynağı haline getirebileceği gibi, sıkıntı ve meşakkat yuvasına da dönüştürebilir. İşte bu mukaddes haneyi bir Cennet köşesine çeviren sâliha kadını Peygamberimiz (a.s.m.), “dünyanın en hayırlı nimeti” olarak vasıflandırmıştır.
Evlilik hazırlıkları belli ölçüler içinde düşünülerek yapılırsa, Cennet köşesinin kurulması için ilk adımlar atılmış olur. Eşsiz bir hayat düzeni olan İslâmiyet, insanlığa bu hususta da yardımcı oluyor. Ona şaşmaz prensipler, değişmez kâideler veriyor. O esaslara uyan kimse ne Batının çarpık usullerine muhtaç olur, ne de aile hayatını temelinden sarsmak için sunulan modalara kapılır.
Erkeğin, evleneceği kızı seçmesi, kız velisinin de damat adayını seçmek için dikkatli davranması, kurulacak yuvanın selâmeti ve doğacak çocukların sıhhati ve terbiyesi açısından çok mühimdir.
Gelin ve damat adaylarının belirlenmesinde dikkatli olunmasını ve kişinin evleneceği hanımı titizlikle seçmesini tavsiye eden Sevgili Peygamberimiz (a.s.m.), “İnsanlar iyilik ve kötülükte madenler gibidir” buyurarak bizleri dikkat ve özene dâvet eder.
Hz. Ömer, kendisine çocuğun babası üzerindeki hakkını soran oğluna şu üç şeyi sayar:
“Temiz ve iyi ahlâklı bir anne seç, güzel bir isim koy ve ona Kur’ân öğret.”
Her şeyden önce, evlilikte esas maksat ve gayelerden biri, hayırlı bir neslin vücuda gelmesidir. İnsamn bazı muhtemel günahlara girmesine mani olması ve düzenli bir hayata kavuşması için de ayrıca ehemmiyeti vardır.
Yoksa sırf nefsin arzusundan kaynaklanan ve sadece geçici bazı zevklerin tatmini düşüncesine dayanan bir girişimin ilerisi için devamlı bir rahatsızlık unsuru olacağı şüphesizdir.
Dinimizin bu husustaki prensiplerini İmam-ı Gazalî sekiz maddede inceler. Kadında bulunması gereken vasıflar şunlardır:
1. Dindarlık
2. Güzel ahlâk
3. Güzellik
4. Mehirinin az istenmesi
5. Çocuk yapmaya elverişli olması
6. Bâkire olması
7. Dindar ve belli bir aileden olması
8. Yakın akrabadan birisi olmaması
Aile yuvasının ileride bozulmaması için eşler arasındaki denklik büyük önem taşımaktadır. Dindar bir kız ile dinî hayatı zayıf bir erkeğin denk olmayacağı muhakkaktır. Böyle bir evliliğin ileride bozulma ihtimali kuvvetlidir. Çünkü dünyaları ayrı iki insan arasında uyumun sağlanması çok defa mümkün olmaz.
Aynı şekilde, dindar bir erkeğin, dindar olmayan bir kadınla evlenmesi ve hayat arkadaşlığı kurması, beraberinde pek çok problem getirir. Böyle bir yuvanın da devamı zor olur. İşte İslâmiyet, sonradan olabilecek hadiseleri, önceden tedbir alarak engeller. Böylece toplum düzenini sağlam esaslar üzerinde devam eder.
İşte bundan dolayı, mü’min yuvasını hazırlarken, hayat arkadaşını tercihte, dinî hayatına ortak olup ona yardımcı ve destek olacak birisini seçme konusunu öncelikle dikkate almalıdır. Çünkü kadının dinini bilen birisi olması, hem karı-kocanın mânevî hayatının sıhhati, hem de yetişecek çocukların terbiyesi için önemlidir. Bu hususa dikkatimizi çeken Peygamberimiz (a.s.m.) mü’minlere şu tavsiyede bulunur:
“Kadınlarla dört hasletleri için evlenilir: Malı için, asaleti için, güzelliği için ve dini için. Sen dindar olanı tercih et, mesut olursun.”
Kadının diğer vasıfları yanında, bilhassa dinî yönüne ağırlık verilmesi bir Peygamber tavsiyesidir. Dolayısıyla, Müslümanın da göz önüne alması gereken en hayatî noktadır.
Çünkü Allah’ı tanıyan sâliha bir kadın, en büyük hususiyeti olan namus ve hâyasını da korur. Kocasının evine ve malına sahip olur.
Kadın dindar olunca kocasına dinî bakımdan yardımcı olacağını da dile getiren Peygamberimiz (a.s.m.), Hz. Ömer’in “İhtiyacımızı gidermek için nasıl bir servet elde edelim?” diye sorması üzerine şu tavsiyede bulunurlar:
“Servetin (dünya nimetlerinin) en faziletlisi zikreden bir dil, şükreden bir kalp ve âhiretle ilgili hizmetlerde ona yardım eden imanlı bir hanım.”
Kocasına İslâmî hizmetlerde destek olan hanımı, Peygamberimiz (a.s.m.), dünya nimetlerinin en mühimlerinden birisi saymıştır.
İnsan her ne kadar inancına bağlı olsa, gayretli ve hamiyetli bir bünyeye sahip olsa, fakat hanımından imanî hizmetleri ve İslâmî yaşayışı hususunda bir yardım görmeyip, teşvik edilmez ve bazı fedakârlıklar görmezse huzurlu olamaz.
Bunun aksine, hanım o hizmetlere engel olsa ve her seferinde bir bahane bularak kocasını alıkoysa, işte o zaman esas sıkıntı başlamış demektir.
İşte bu noktadan sık sık ikazlarda bulunan Peygamberimiz (a.s.m.) şu sözlerinde daha da dikkatli davranılmasını istemektedir:
“Kadınlan sırf güzellikleri için nikahlamayınız. Çünkü onlann güzellikleri onları tehlikeye atabilir. Sadece mallan için de nikâhlamaymız. Çünkü mallan onları azdırabilir. Dindar olanını nikâhlayın. Şüphesiz, burnunun bir kısmı kesik, kulağı delik ve teni siyah dindar bir cariye (dindar olmayan bir kadından) faziletlidir.”
Şu bir gerçektir ki, başlangıçta kadının dinî tarafını göz önüne almayan kişi, daha sonra karşılaştığı bazı sıkıntılar dolayısıyla, hanımının yerinde, hadiste tarif edilen bir cariyenin olmasını isteyebilmektedir. Çünkü kadının kadınlık vasıfları çok çabuk geçer. Onun özelliklerini devam ettiren ve parlatan, imanı, edebi ve hayâsıdır.
Evlenecek kadında dindar olma şartı arandığı gibi, kız velisinin de erkekte öncelikle dinî tarafını araması bir vazifedir. Bilhassa dinî yönden kadınla erkek birbirine denk olmalıdır. Yani, her iki eşin de dindar olmaları dikkate alınmalıdır.
Nitekim hadis-i şerifte belirtildiğine göre, Peygamberimiz (a.s.m.), “Dindarlığını ve ahlâkını beğendiğiniz bir adam sizin ailenizden bir kıza talip olursa, onunla evlendirin. Şayet bunu yapmazsanız yeryüzünde fitne ve bozgunculuk olacaktır” buyururlar.
Sahabilerin, “Erkekte zenginlik ve makam gibi (bir yönden) noksanlık olursa ne yapalım?” şeklindeki sorusuna karşı Peygamberimiz aynı sözü üç defa tekrarlar.
Kızlarını verecekleri adamda sadece güzellik, zenginlik ve makam gibi üstünlükler arayıp, dinî cihetine itibar etmeyen kimseler hadiste bahsi geçen bozgunculuğa ve fitneye meydan vermiş olurlar. Çünkü böyle bir tercihte geçici, İzafî ve hissî olan maddî kıstaslar kullanılacaktır. Bunlar da aile yuvasının temeli olma vasfından uzaktır. Ailenin sağlam esaslarına oturmaması ise, toplumdaki huzursuzlukların en önemli sebeplerinden biridir.
Kızının talipleri olan bir adam Hasan-ı Basrî’ye gelerek “Kızımı nasıl bir kimseye vereyim?” diye fikrini sorar. Hasan-ı Basrî de, “Allah’tan korkan bir adama ver. Çünkü böyle bir kimse kızını severse ona iyilikte bulunur, şayet ondan nefret duyacak olsa zulmetmez” buyururlar.
“Şer’an, koca karıya küfüv olmalı, yani birbirine münasip olmalı” diyen Bediüzzaman Hazretleri de devamında, “Bu küfüv ve denk olmak, en mühimmi diyanet noktasındadır. Ne mutlu o kocaya ki, kadının diyanetine bakıp taklit eder, refikasını hayat-ı ebediyede kaybetmemek için mütedeyyin (dindar) olur. Bahtiyardır o kadın ki, kocasının diyanetine bakıp ‘Ebedî arkadaşımı kaybetmeyeyim’ diye takvaya girer” demektedir.
Her iki dindarlık cihetini nazara aldıktan sonra, doğal olarak, diğer yönlere de ehemmiyetine göre yer verir.
Kadında aranan başka bir vasıf da iyi huylu ve temiz ahlâklı olmasıdır.
Zaten dinî hayatına dikkat eden kadınların çoğu, İslâm ahlâkını yaşamaya çalışacaktır. Bunun aksine olarak, kocasının sırrını saklamayan, yerli yersiz her şeyde çok konuşan, kocasının istek ve arzularına dikkat etmeyip umursamaz davranan kadınlar tavsiye edilmemiştir.
Hadiste belirtildiği üzere, kadının güzel olması da aranan bir vasfıdır.
Dindarlık ciheti dikkate alındığı takdirde, kadının, erkeğin beğeneceği şekilde güzel olması da aranan bir özelliktir. Bu husus erkeğin gözünü haramdan koruması, onu evine bağlaması ve birbirlerini daha çok sevmeleri açısından da mühimdir.
Ama çok kere, öncelikle kadının güzelliği arandığı ve dinî ciheti ihmal edildiği için, İslâmiyet dindar olmasını birinci şart koşmuştur.
Nitekim Peygamberimiz (a.s.m.), “Çöplükte yetişen yeşillikten (çiçekten) sakının” buyurunca, sahabiler açıklama isterler. Peygamberimiz (a.s.m.), “Kötü çevrede yetişen güzel kadındır” buyurarak, mü’minleri sakındırır.
Bununla birlikte, kadının erkek hakkında fikir ve tercihi de unutulmamalı, ihmal edilmemelidir. Çünkü ömür boyu sürecek ve sonsuz hayatta da devam edecek bir beraberlik olacaktır.
Dikkate alınması gereken diğer bir konu da kadının mehirinin az olmasıdır. Yani fazla masrafa yol açmayan bir çevreden alınmasıdır.
Bugün hâlâ bazı bölgelerimizde bir Cahiliye âdeti olan başlık parası nikâh yolunun kapanmasına sebep olmaktadır. Aynı şekilde, bazı yerlerde de kız tarafının fazla ziynet ve eşya alınmasını istemesi ve şart koşması toplum dengesini sarsmakta ve aile yuvasının kurulmasını fevkalâde zorlaştırmaktadır. Bir sünnet olan nikâh yolunun açık bulunması için fazla masrafa meydan vermeyen bir nikâh tercih edilmelidir.
Nikâhın en mühim hikmetlerinden birisi de neslin devamını sağlamak olacağından, Peygamberimiz (a.s.m.) “Sevimli ve doğurucu bir kadınla evlenin” buyurmuşlardır. Kadının sağlığı ve gençliği bu özelliklerini belli edebilecek hususlardır. Hattâ Peygamberimiz (a.s.m.) çocuğu olmayan bir kadınla evlenilmesine de ruhsat vermemiştir.
Evlenilecek kadında bekârlığı da ehemmiyetle tavsiye eden Peygamberimiz bunun hikmetini de şöyle açıklar:
“Çünkü onların ağızları daha tatlı (konuşmaları güzeldir, lüzumsuz konuşmazlar), rahimleri daha çok çocuk yapmaya müsaittir ve daha az meşakkatli olup aza kanaat ederler.”
Evlenilecek kızın dindar, sâlih ve bilinen bir aile kızı olması da hadiste tavsiye edilen hususlardan birisidir.
Bir hadiste Peygamberimiz (a.s.m.), “Nutfeleriniz (soyunuz) için araştırma yapın. Çünkü kadınlar erkek kardeşlerine ve kız kardeşlerine benzeyen çocukları doğururlar” buyurmaktadır.
Başka bir hadiste de “Tohumlarınız için (verimli bir arazi) seçin. Çünkü damar çok çekicidir” buyurularak, doğacak çocuk için kadının aile durumunun mühim olduğu ifade edilmiştir.
Eşler arasında mâlî bakımdan, zenginlik-fakirlik açısından denkliğe gelince; İmam Buharî bu hususta bir hadis-i şerif rivayet eder.
Resulullah’m (a.s.m.) yanından bir zengin erkek geçer, Resulullah (a.s.m.) bu zengin kimse hakkında sahabilere sorar. Sahabiler, onu överken, “Bu kimse bir kadınla evlenmeye talip olsa nikâh olunmaya lâyıktır” diyerek hakkında şahitlik ederler.
Aynı esnâda Müslüman fakirlerden birisi daha geçer. Resulullah (a.s.m.) onun hakkında da sorar. Sahabiler “Bu kimse bir kadının nikâhına talip olsa, nikâh olunmaya lâyık bir kimse değildir” diyerek Resulullah’a (a.s.m.) cevap verirler. Resulullah Efendimiz (a.s.m.) bu cevaplar karşısında şöyle buyurur:
“Bu fakir, öbür zengin gibi dünya dolusu insandan daha hayırlıdır.”
İşte bu hadis-i şerife dayanarak âlimler, hayırlı ve faziletli bir adayın fakirliğinin karı-koca arasındaki denkliğe mâni ve nikâha zarar veren bir durum olmadığını açıklamaktadırlar.
O halde, eşler arasında karşılıklı rıza ve diğer yönlerden denklik söz konusu olduktan sonra zenginlik ve fakirlik noktasındaki bir dengesizlik evliliğe ciddi bir engel teşkil etmez.
Bunun yanında, dindarlığı ve ahlâkı istenen vasıfta olduktan sonra,kadının zengin bir aileden olması, malî cihetten yeterli bulunması da ayrı bir tercih sebebi olabilir. Hadiste de bu şık ayrı bir özellik olarak zikredilmiştir.
