Çocuklarda Saygısızlığın Oluşmasının Nedenleri ?

By | 25 Mart 2015

Çocuklarda Saygısızlığın Oluşmasının Nedenleri ?Çocuklarda Saygısızlığın Oluşmasının Nedenleri ?

Saygısızlık, bilerek bilmeyerek otoriteye mey­dan okumaktır. Biz, buna itaatsizlik de diyoruz. İtaatsizlik, eğitim görevini yapan ana baba, öğretmen ve diğer kimse­lerin bilerek veya bilmeyerek oluşturduğu bir davranış bo­zukluğudur. Çocuk, itaatsizliği doğuştan getirmez. Bu du­rumda itaatsizlik, nasıl oluşur?

  •  Çocuğun çevresindekilerin, neler istedikleri konusunda hemfikir olmayışları.
  •  İstenilenlerin, çocuğa açıkça anlatılmaması.
  •  Yasaklar ve sınırlamaların fazlalığı.
  •  İsteklerin, mantıksız ve çocukların seviyesine uygun ol­mayışı.
  •  Ana babaların, çocukların davranışına karşı lakayıt ka­lışları.
  •  Ana babanın, çocuklarına karşı otoritesiz, sevgisiz ve evde tertipsiz oluşları.
  •  Aile çevresi ile toplum arasında belirgin farkların bulu­nuşu.
  •  Ana baba ile çocukların eğitim farklılıklarının belirgin hâle gelmesi ve sosyal değişmelerin sürat kazanması.

Ana baba, bir taraftan, geçmişe yönelik özeleştiri yapıp kendileriyle ilgili yanlışların telafisi için gayret gösterirken bir taraftan da çocuklarında bulunan saygısızlığın, nasıl gi­derileceği konusunda dikkatli davranmalıdır. Çocuğun, mantıksız kapris ve isteklerine boyun eğmeden, onunla ilgili kendi beklentilerini gözden geçirmek gerekmektedir.

“Kendisine karşı saygısını yitirmiş.” denir ya; başkasına saygı göstermeyenin durumu budur. Evde saygısız davra­nan çocukların durumu da böyledir; kendilerine karşı saygı­sızdırlar. Bunların hırçın ve saygısız tutumları karşısında haddinden fazla üzülmüş görünmek doğru olmadığı gibi, daha da küçük düşürecek derecede cezalandırmak da doğru değildir. Ana babalar, saldırarak kazanamazlar. Zaman ve enerji çocuklardan yanadır; her türlü taktik ve silahı elde et­meleri mümkündür. Üzerlerine fazla gidilirse ana babalarını üzüntüye boğacak ve utanacak duruma düşürmekten zevk alırlar. Ana babaların, kazanabilmeleri imkânsız görünebilir; ama kabiliyetlerinin ötesinde de değildir. Sürekli kınamalar, acı tehditler, can sıkıcı öğütler, saygısızlığı hiçbir zaman azaltmaz.

Bazen gençlerin isyankâr tavırları, ana babalarına mey­dan okumaktan çok, benlik ve kimliklerini denemek ve is­patlamak için olabilir; emir dinlemezler, baş kaldıran birileri olurlar. Bir genç, elbise alırken satıcıya şunu diyebilmiştir: “Annem ve babam, bu aldığımı, beğenirlerse değiştirebilir miyim?”

“Kaybeden Yok” Uzlaşması

Denge önemlidir. Ana baba, çocuğuna düşmanca davran­mamakla beraber, yanlış tavırlar karşısında boyun eğmiş gi­bi de görünmemelidirler. Saygısız çocuğun karşısında sınır konmazsa kendisini, âdeta boşlukta hisseder. Mesela labali­ce konuşmalar, zamanında dizginlenmezse çocuk, büyüdük­çe konuşması daha kırıcı, büyüklerine karşı davranışı daha kabaca olur. Hele başkaları da oradaysa çocuk, daha da sal­dırganlaşır; ana baba ise perişan olur.

Derin bir ilişkide üç önemli unsur sevgi, saygı ve dürüst­lüktür. Bu üç önemli unsur mevcutsa çocuklar, uyanan “ben duyguları” ile başkalarının ihtiyaçlarına duyarlı olmayı bütünleştirebilirler. İlişkide bu öğelerin hiçbiri yoksa çocuklar, ebeveynlerine saygı göstermemeye başlarlar ve gitgide ara­larında çözülmeler başlar.

Şımarık ve hırçın çocuklar için, alternatif çareler de üreti­lebilir. Mesela bazı jimnastik hareketleri ve sporlar, ölçülü bir şekilde yapılırsa çocuğun, kurdunu dökmesini sağlar ve haşarılığını giderir.

Çocukla olan ilişkilerde ebeveynler “güç mücadelesi” ha­vasına girmemelidir. Haluk Yavuzer, Thomas Gordon’dan naklen üç yöntemden bahsetmektedir. Yöntem l’de ebeveyn, çocuğun uygulaması gerekeni duyurur ve ondan istediği şe­yi, kabul edeceğini ümit eder. Eğer çocuk, çözümü beğen­mezse önce çocuğu, çözüm yolunu kabul konusunda ikna et­meye çalışır, bunda da başarılı olmazsa güç kullanır. Baba, yağmurluğu giymek istemeyen çocuğa, istemese de okula gi­derken giydirir.

Yöntem 2’de baba pes eder, çocuk yağmurluğu giymeden okula gider. İlk yöntemin tersine, burada çocuk, kazanmış; baba, kaybetmiştir. Tabi, çocuk “Her istediğini yaptırır.” ha­vasını taşır olmaktadır.

Önceki her iki örnekte de her birey kendi düşündüğünün doğru olduğunu sanır ve karşısındakini bu doğrultuda ikna etmeye çalışır.

Oysa bu iki yaklaşımın dışında bir yol daha vardır. Çatış­malarda, sorunun çözümüne alternatif “Kaybeden Yok” yöntemidir.

Yukarıdaki olay “Kaybeden Yok” yönteminde şöyle geli­şir:

Çocuk— Okula gidiyorum. Allah’a ısmarladık.
Baba— Yağmur yağıyor. Yağmurluğunu giymemişsin.
Çocuk— İhtiyacım yok.
Baba— Sanırım oldukça fazla yağıyor. Bu durum, bizi il­gilendiriyor; çünkü elbiselerin ıslanır ve üşütürsün. Bu da bi­zi etkiler.
Çocuk— Benim yağmurluğumu giymek istemiyorum.
Baba— Öyle anlaşılıyor ki sen, bu yağmurluğu kesinlikle giymek istemiyorsun.
Çocuk— Evet, nefret ediyorum.
Baba— Sen, gerçekten yağmurluktan nefret ediyorsun.
Çocuk— Evet, o ekose.
Baba— Ekose desenli yağmurluktan nefret ediyorsun, de­ğil mi?
Çocuk— Evet, okulda kimse ekose desenli yağmurluk giymiyor.
Baba— Sen de herkesten farklı bir şey giymek istemiyor­sun.
Çocuk— Tabi istemiyorum. Arkadaşlarım beyaz, yeşil ya da mavi gibi düz renkli yağmurluk giyiyorlar.
Baba— Anladım; esas sorunun burada olduğu anlaşılı­yor. Şu anda yağmurluğunu değiştirmek mümkün değil. Öte yandan üşütmene de gönlüm razı olmuyor, ikimizin de ka­bul edebileceği bir çözüm önerebilir misin? ikimizi de mutlu edecek nasıl bir çözüm bulunabilir?
Çocuk— Belki bugünlük annemin yağmurluğunu ödünç alabilirim.
Baba— O senin istediğin gibi mi?
Çocuk— Evet, o güzel.
Baba— Sanırım annen, bugünlük giymene izin verir.
Çocuk— Ona sorayım.
Birkaç dakika sonra.
Çocuk— Sordum. Annem izin veriyor.
Baba— Bu durumdan memnun görünüyorsun.
Çocuk— Tabi, çok iyi.
Baba— Yağmurluk seni kuru tutacak; sen, bu çözümden memnunsan ben de memnunum. İyi günler.

Burada, çocuk ve babası, sorunu “karşılıklı doyum” ilkesi içinde çözmüşlerdir. İhtiyaçlar, karşılıklı dile getirilmiş ve sorun, iki tarafın da kabul edebileceği şekilde çözüme var­mıştır. Burada önemli olan, tarafların kendi “ihtiyaç” ve “haklarını” gözetmesi kadar, karşısındakinin ihtiyaç ve hak­larına da saygı göstermesidir. “Uzlaşma” ancak böyle bir or­tamda gerçekleşebilir.