Çocuk ve İlkokul İlişkisi Nedir ?
Okula başlayan çocuk, farkında olmalıdır ki okulda başarılı da olsa başarısız da olsa evde ana babası, yaptıkları için değil, kendi varlığı için sevmektedir. Çocuk, bu sevginin gücüne dayanmak, güvenmek ihtiyacındadır. Ana babaların çoğu, ilkokula başlamanın çocukta ne büyük bir ruhi gerilime yol açtığını anlamazlar. Hele çocuk, yuvaya ve anaokuluna gitmemişse bu sarsıntı, daha da büyük olur.
Çocuk, okula gitmemek için başının ağrıdığını, midesinin bulandığını, ayağının sancıdığını söyleyebilir, hatta bu sızıları gerçekten de yaşar. Bu gibi durumlarda, yansıtma metodunu kullanarak, “Başının çok ağrıdığını biliyorum. Al, şu ilacı iç.” diyerek onun duygularını anlayışla karşıladığınızı belirttikten sonra, yine de okula gitmesi gerektiğini, bunun görevi olduğunu söyleyerek problemi çözümleyin. Birkaç ilkokula başlayan çocuğun, neler okuyacağı konusunda bilgi edinmek gerekir. Şüphesiz, teknikteki hızlı gelişmelerden dolayı ana babaya, çocuğun öğrendikleri yabancı gelecektir. Yenilikleri öğrenmekte fayda var.
Çocuğa, okul hayatında yardımcı olmanın yollarından biri, öğretmenleriyle yakınlık ve dostluk kurmaktır. Öğretmenle kurulan bu dostluk, ister istemez çocukla ilgilenmesine yol açacaktır. Yardım, anlayışla ve gerektiği ölçüde yapılmalıdır. Ana baba, okul durumuyla çok fazla ilgilenirse çocuk, hürriyetinin kısıtlandığı duygusuna kapılır. Çocuğun içinden gelen istek ve amaçlara uyarak kendini denemesine meydan verildiği zaman, çocuk, kendi hayatından ve isteklerinden sorumluluk duymaya başlar. Yolu gösterip yolcunun hedefine kendi çabalarıyla ulaşması beklenmelidir.
Direkt yardım, çocuğa, bir iş yapamayacağı hissini verir. Dolaylı yardım ise fayda sağlayabilir. Mesela çocuğa, yalnız çalışabileceği bir oda, bir çalışma masası ve yardımcı kitaplar sağlanabilir. Böylece çocuk, televizyon, radyo ve aile sohbetlerinden de uzaklaşmış olur. Çocuğun müzik dinleyerek ders çalışmasına müsaade edilmemelidir.
Çalışma yeri kadar çalışma saati de önemlidir. Mevsime göre çalışma saatleri ayarlanabilir. Çocuğu, okuldan gelir gelmez derse oturtmak yanlış olur. Çocuğun, sınıfta baskı altında tuttuğu enerjiyi boşaltmasına, koşup oynamasına fırsat verilmelidir. Bilahare derse oturtulmalıdır.
Ev ödevi ile ilgili tutum da ana baba için önemlidir. Ebeveyn, ilk sınıflardan itibaren tavırlarıyla ev ödevi sorumluluğunun çocukla öğretmeni arasında olduğunu hissettirmelidir. Normalinde dördüncü sınıftan itibaren başlaması gereken ev ödevlerini nasıl yapması gerektiğini öğretmen öğretmemişse ana babaya, bu konuda da görev düşüyor demektir. Ama ödevi, çocuk kendisi yapacaktır. Ana baba, kesinlikle ev ödevi yapmayı üstlenmemelidir. Büyükler, bu sorumluluğu bir defa üstlenirlerse bir daha bu işten kurtulamazlar. Gerekirse yardımcı olunabilir. Yardım etmenin en iyi yolu, çocuğu, bilgi alabileceği yerlere yönlendirmektir.
İlköğretim Sonrası
14 yaş sonrası, artık çocuğun bir “genç” olduğu, yetişkinliğe adımını attığı bir dönemdir. Çocuk, eğer önceki öğretim ve eğitim safhalarında gerekli bilgi ve şuura sahip kılınmışsa hayatının bundan sonraki dönemlerinde de çok önemli bir sarsıntı geçirmeden istikrarlı çizgisini devam ettirir. Ayrıca, artık bu safhaya gelmiş bir genç, kendi yolunu kendisi bulacak durumdadır. Kararını kendisi verir. Hayat imtihanının bizzat muhatabıdır artık. Bu merhalede ebeveyne düşen, gerektiğinde dostça ve arkadaşça tavsiyelerde bulunmaktır.
Onun ötesinde birtakım zorlamalara başvurmak manasızdır, zararlıdır.
Her çocuk, kendi kabiliyetine göre yetiştirilmeli. Bunun yolu da, onları tanımaktan geçer. Teorik derslere ilgi duymayıp bir an önce pratik hayata atılmak isteyen yavrularımızın önü açılmalıdır. Çocuk, yeteneklerine uygun işte çalışmaya başlayınca başarılı olacak, kendine güveni artacaktır. Memleketimizde olduğu gibi gençler, sevmedikleri alanlara yöneltilirlerse hem kendileri başarılı ve mutlu olamıyorlar hem de çevrelerine sıkıntı ve üzüntü veriyorlar. Bugün, devlet dairelerinde ve başlıca iş yerlerinde, yüzümüze bakılmıyorsa bunun sebeplerinden birisi, çalışanların, sevmedikleri işi yapma durumunda kalmalarıdır.
Batının yollarını, yıllardan beri aşındıran devlet ve siyaset adamlarımızın Alman eğitim sistemini masaya yatırmamalarına hâlâ şaşarım. Orada çocuk, meslek seçiyorsa orta öğretimin başından itibaren tercihinin pratiğini görmekte, bir taraftan da cebine para girmektedir. Bizde bu kısmen başlasa da mesleğe yönlendirme, veli ve okul işbirliğiyle yapılmamaktadır. Meslek okullarımız ise gittikçe itibar kaybetmektedir. Türkiye’mizde, devletin yapması gerekeni de aileler üzerlerine alma durumundadırlar. Hiçbir ebeveyn, çocuğuna, yüksek tahsil yaptırmak mecburiyetini hissetmemeli. Kabiliyetlerine göre branşını seçen çocuğuna yardımcı olmalı, illâ da liseyi bitirtip üniversiteye gönderme hevesine girilmemeli. Çoğu defa çok kötü bir sonuç çıkıyor: Genç, ne üniversiteyi kazanabiliyor ne de bir meslek sahibi olabiliyor; hatta vasıfsız işçi niteliğini bile taşımıyor.
