Çocuk ve İlkokul İlişkisi Nedir ?

By | 21 Mart 2015

Çocuk ve İlkokul İlişkisi Nedir ?Çocuk ve İlkokul İlişkisi Nedir ?

Okula başlayan çocuk, farkında olmalıdır ki okulda başa­rılı da olsa başarısız da olsa evde ana babası, yaptıkları için değil, kendi varlığı için sevmektedir. Çocuk, bu sevginin gü­cüne dayanmak, güvenmek ihtiyacındadır. Ana babaların çoğu, ilkokula başlamanın çocukta ne büyük bir ruhi gerili­me yol açtığını anlamazlar. Hele çocuk, yuvaya ve anaokulu­na gitmemişse bu sarsıntı, daha da büyük olur.

Çocuk, okula gitmemek için başının ağrıdığını, midesinin bulandığını, ayağının sancıdığını söyleyebilir, hatta bu sızı­ları gerçekten de yaşar. Bu gibi durumlarda, yansıtma meto­dunu kullanarak, “Başının çok ağrıdığını biliyorum. Al, şu ilacı iç.” diyerek onun duygularını anlayışla karşıladığınızı belirttikten sonra, yine de okula gitmesi gerektiğini, bunun görevi olduğunu söyleyerek problemi çözümleyin. Birkaç ilkokula başlayan çocuğun, neler okuyacağı konusunda bilgi edinmek gerekir. Şüphesiz, teknikteki hızlı gelişmeler­den dolayı ana babaya, çocuğun öğrendikleri yabancı gele­cektir. Yenilikleri öğrenmekte fayda var.

Çocuğa, okul hayatında yardımcı olmanın yollarından bi­ri, öğretmenleriyle yakınlık ve dostluk kurmaktır. Öğret­menle kurulan bu dostluk, ister istemez çocukla ilgilenmesi­ne yol açacaktır. Yardım, anlayışla ve gerektiği ölçüde yapıl­malıdır. Ana baba, okul durumuyla çok fazla ilgilenirse ço­cuk, hürriyetinin kısıtlandığı duygusuna kapılır. Çocuğun içinden gelen istek ve amaçlara uyarak kendini denemesine meydan verildiği zaman, çocuk, kendi hayatından ve istekle­rinden sorumluluk duymaya başlar. Yolu gösterip yolcunun hedefine kendi çabalarıyla ulaşması beklenmelidir.

Direkt yardım, çocuğa, bir iş yapamayacağı hissini verir. Dolaylı yardım ise fayda sağlayabilir. Mesela çocuğa, yalnız çalışabileceği bir oda, bir çalışma masası ve yardımcı kitap­lar sağlanabilir. Böylece çocuk, televizyon, radyo ve aile sohbetlerinden de uzaklaşmış olur. Çocuğun müzik dinleyerek ders çalışmasına müsaade edilmemelidir.

Çalışma yeri kadar çalışma saati de önemlidir. Mevsime göre çalışma saatleri ayarlanabilir. Çocuğu, okuldan gelir gelmez derse oturtmak yanlış olur. Çocuğun, sınıfta baskı al­tında tuttuğu enerjiyi boşaltmasına, koşup oynamasına fırsat verilmelidir. Bilahare derse oturtulmalıdır.

Ev ödevi ile ilgili tutum da ana baba için önemlidir. Ebe­veyn, ilk sınıflardan itibaren tavırlarıyla ev ödevi sorumlulu­ğunun çocukla öğretmeni arasında olduğunu hissettirmeli­dir. Normalinde dördüncü sınıftan itibaren başlaması gere­ken ev ödevlerini nasıl yapması gerektiğini öğretmen öğretmemişse ana babaya, bu konuda da görev düşüyor demek­tir. Ama ödevi, çocuk kendisi yapacaktır. Ana baba, kesinlik­le ev ödevi yapmayı üstlenmemelidir. Büyükler, bu sorum­luluğu bir defa üstlenirlerse bir daha bu işten kurtulamazlar. Gerekirse yardımcı olunabilir. Yardım etmenin en iyi yolu, çocuğu, bilgi alabileceği yerlere yönlendirmektir.

İlköğretim Sonrası

14 yaş sonrası, artık çocuğun bir “genç” olduğu, yetişkin­liğe adımını attığı bir dönemdir. Çocuk, eğer önceki öğretim ve eğitim safhalarında gerekli bilgi ve şuura sahip kılınmışsa hayatının bundan sonraki dönemlerinde de çok önemli bir sarsıntı geçirmeden istikrarlı çizgisini devam ettirir. Ayrıca, artık bu safhaya gelmiş bir genç, kendi yolunu kendisi bula­cak durumdadır. Kararını kendisi verir. Hayat imtihanının bizzat muhatabıdır artık. Bu merhalede ebeveyne düşen, gerektiğinde dostça ve arkadaşça tavsiyelerde bulunmaktır.

Onun ötesinde birtakım zorlamalara başvurmak manasızdır, zararlıdır.

Her çocuk, kendi kabiliyetine göre yetiştirilmeli. Bunun yolu da, onları tanımaktan geçer. Teorik derslere ilgi duymayıp bir an önce pratik hayata atılmak isteyen yavrularımızın önü açılmalıdır. Çocuk, yeteneklerine uygun işte çalışmaya başlayınca başarılı olacak, kendine güveni artacaktır. Mem­leketimizde olduğu gibi gençler, sevmedikleri alanlara yöneltilirlerse hem kendileri başarılı ve mutlu olamıyorlar hem de çevrelerine sıkıntı ve üzüntü veriyorlar. Bugün, devlet dairelerinde ve başlıca iş yerlerinde, yüzümüze bakılmıyorsa bunun sebeplerinden birisi, çalışanların, sevmedikleri işi yapma durumunda kalmalarıdır.

Batının yollarını, yıllardan beri aşındıran devlet ve siyaset adamlarımızın Alman eğitim sistemini masaya yatırmamala­rına hâlâ şaşarım. Orada çocuk, meslek seçiyorsa orta öğreti­min başından itibaren tercihinin pratiğini görmekte, bir ta­raftan da cebine para girmektedir. Bizde bu kısmen başlasa da mesleğe yönlendirme, veli ve okul işbirliğiyle yapılma­maktadır. Meslek okullarımız ise gittikçe itibar kaybetmekte­dir. Türkiye’mizde, devletin yapması gerekeni de aileler üzerlerine alma durumundadırlar. Hiçbir ebeveyn, çocuğu­na, yüksek tahsil yaptırmak mecburiyetini hissetmemeli. Ka­biliyetlerine göre branşını seçen çocuğuna yardımcı olmalı, illâ da liseyi bitirtip üniversiteye gönderme hevesine girilmemeli. Çoğu defa çok kötü bir sonuç çıkıyor: Genç, ne üni­versiteyi kazanabiliyor ne de bir meslek sahibi olabiliyor; hatta vasıfsız işçi niteliğini bile taşımıyor.