Author Archives: Esengül Pektaş

Peygamber Efendimizin Kıldırdığı Evlilik Namazı

DÜNYAYLA BİRLİKTE AHİRETİ de kapsayacak bir arkadaşlık başlamıştı Hz. Fatıma ile Hz. Ali arasında. Arkadaştılar uzun bir yolda. Dosttular, hayatın acısında, tatlısında… Eştiler sevgiyi birbirine katmada, harmanlamada… Evlenmişlerdi… Tüm çocukları ayrılmıştı yuvadan. Sonunda Fatıma’sı da gelin olmuştu. “En güzel gelin bizim gelinimiz” diyerek uğurladılar yuvadan. Tekbirlerle yolcu ettiler yeni hayatına. Peygamberimiz gündüzden tembih etmişti damada.… Read More »

Hz. Fatıma’nın Düğün Yemeği

HZ. ALİ, FATIMA’YA MEHİR İÇİN iki devesini verecek ve vermeden önce de develerle izhir otu toplayıp satacaktı. İzhir otu güzel kokulu bir ottu. Asırları kokusuyla kuşatacak bir evliliğin ilk başında güzel kokulu bu otu toplayıp, satıp mehrini verecekti Hz. Ali. Lâkin olmamıştı. Develer ölmüştü. Hz. Ali’nin evlilik için mehir hayalleri de başka şekilde gerçekleşmişti. Develerin… Read More »

Evlilik Zırhı

HZ. ALİ BABADAN KIZINI, göz nurunu hâl dili ile istemişti. O da can dostuna, bu peygamber gülünü vermeyi uygun bulmuştu. Baba, olabilecek bir evlilikte damadın mehir parasını sordu. Hz. Ali’nin aklına hemen develeri geldi. Bedir’de kendisine ganimet olarak düşen iki deve… Onlardan söz etti Allah Resulüne. Peygamberimiz bu teklifi de uygun buldu. Heyecanla dalgalandı Hz.… Read More »

Peygamber Efendimiz Seven Bir Babaydı

  SEVGİYİ SÖZCÜKLER TANIMLAR. Yürekler sözcüklerin ellerinden tutup başkasına kaçar. Duygu denen gizemli dünya, sözle yol bulup dışarı akar. Çocuklara sorarız “ Beni ne kadar seviyorsun?” diye. Minik dünyasındaki sevgiyi kelimelerle ifade etmesini umarız. Bulamaz çocuk çoğu kez, duygularını dillendirecek sözcükleri. “Çok” der, bazen de küçük kollarını açabildiği kadar açarak anlatır sevgisinin büyülü büyüklüğünü. Onun,… Read More »

Peygamber Efendimizin Kızı Ağlarken

GÜNEŞ, MEKKE’NİN kalbine düşmüştü o gün. Yanıyordu Mekke. Çöl sıcağı kavuruyordu ruhları. Vicdanlara vurmuştu çölün sıcağı alev alev… Peygamberimiz, Allah’ı (c.c.) anlatıyordu çevresindeki insanlara. Anlattıkça hakaretin boyutu artıyordu onun için. Peygamberimiz yine de devam ediyordu. Hakaretler daha da artıyordu. Rahmet Peygamberi diyordu: “Ey insanlar! Allah’tan başka ilah olmadığını kabul edin de kurtulun.” Karşılık hemen geliyordu… Read More »

«Latife»

O uzun geceler derdime yoldaş, Vebalime ortak benim sigaram.. Her nefes bana en samimî sırdaş, Ahvalime ortak benim sigaram.. Çok kimse zemmeder, batırır onu Doktorlar nehyeder, attırır onu; Bu fakir keyf ile tüttürür onu, Emvalime ortak benim sigaram.. Kıvrılır kül olur nazik bedeni, Zifirle doldurur bu can-ü teni, Çok dosta değişmem, inan ki seni, Melâlime… Read More »

«Var Deme!»

Bir göz hakkı görmezse, Ona sakın yâr deme, Sana ibret vermezse, Benim gözüm var deme!.. Görenedir, görene! Köre nedir, köre ne? Kulak hakkı duymazsa, Kulağım duyar deme, Duyduğuna uymazsa, Kulaklarım var deme!.. Duyanadır, duyana! Sağır nice uyana? Dil hakkı zikretmezse, Fitne olur âdeme, Her nefes şükretmezse, Sakın dilim var deme!.. Diyenedir, diyene! Dil gerek bilmeyene..… Read More »

«Cennet»

Bilsin övünsün ihvan, Ne güzeldir cennetler, Gülsün sevinsin yârân, Ne güzeldir cennetler.. İlki cennet-üs-selâm, Kuluna vermiş Mevlâm, Vasfından âciz kelâm, Ne güzeldir cennetler.. Biri cennet-ün-na’im, Ni’metleriyle kaim, Lûtf-u keremi daim, Ne güzeldir cennetler.. Cennet-ül-Firdevs biri, Sadık kulların yeri, Nurdan Hak bahçeleri, Ne güzeldir cennetler.. Cennet-ül-me’vâ denir, Kul orada dinlenir, Âşık mesken edinir, Ne güzeldir cennetler..… Read More »

«Nerede ?»

İbretle bak şu âleme, Kime kaldı fâni dünya, Ne Havva’ya, ne Âdem’e; Kime kaldı fâni dünya.. Ol İbrahim Halilullah, Hani Musa Kelimullah, İsa nebi, ki Ruhullah; Kime kaldı fâni dünya.. Noldu Habib-i Kibriyâ, Nerde hatem-ül-enbiyâ, Hani imam-ül-etkıyâ, Kime kaldı fâni dünya.. Ebu-Bekir, Ömer nerde; Osman dahi yatar yerde, Gözün hâlâ sim-ü zer’de Kime kaldı fâni… Read More »

«Eyvah !»

Geçti ömrüm bilmedim, Hak rizasın almadım, Hiç tövbekar olmadım, Geldi ölüm kapıya.. Agyârımı yâr sandım, Şu dünyaya aldandım, Nâr-ı hasretle yandım, Geldi ölüm kapıya.. Kanmadı ağzım, dilim; înfak etmedi elim, Suçla büküldü belim, Geldi ölüm kapıya.. Hak emrine uymadım, Secdeye baş koymadım, Bu dünyaya doymadım, Geldi ölüm kapıya.. Düşündüm dirliğimi, Unuttum kimliğimi, Kaybettim benliğimi, Geldi… Read More »