Anne Sütü Gereksiz Mi ?

By | 18 Şubat 2015

Anne Sütü Gereksiz Mi ?Anne Sütü Gereksiz Mi ?
Genellikle anne sütünün biyolojik beslenmeye etkileri üzerinde durulur. Oysa ki emzirme dönemi bebeği ruhen besler, anneyle çocuk arasında büyük ve çok önemli bir ilişkinin tesis edilmesini sağlar.
Süt içen çocuğun ruhi beslenmesini hesaba katmadan, sadece beden gelişimini önemseyerek “ilk altı aydan sonra anne sütünün besleyiciliği azalıyor” demek, anneye ve bebeğe yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Kaldı ki bilimsel araştırmalar, anne sütünün ilk altı aydan sonra da besleyicilik özelliği taşıdığını ortaya koyuyor.

Anne sütü

Çocuk Eğitiminde Doğru Bilinen Yanlışlar
Gocuğun dünyaya gelişini takip eden ilk yıllarda anneyle bebek arasında olağanüstü bazı olaylar yasanır. Bunların basında bebeğin anne tarafından emzirilmesi gelir.
Emzirmenin pedagojik boyutundan önce fizyolojik etkilerine değinmekte fayda var. Çünkü anne sütü, teknolojinin bütün imkânlarına rağmen taklit edilmesi, üretilmesi imkânsız tek besin maddesidir.
Annedeki biyometrik saat, bebeğin hangi gün, hangi saatte, neye ihtiyacı olduğunu beyne hatırlatır, gerekli hazırlıkların yapılmasını sağlar.
Bebeğin doğumunu takip eden dakikada, anneyle çocukta aynı anda biyometre (biyolojik kronometre) çalışmaya baslar. Bu anneyle bebek bünyesinin birbirine uyumunu sağlar.
Örneğin, bebeğin dünyaya geldiği ilk gün, anne bünyesindeki biyometrik saat, çocuğun ilk ilacının hazırlanma vaktinin geldiğini sinyallerle beyne iletir. Annenin vücudu da bebeğe bir antibiyotik hazırlar. Annenin normal sütünden biraz daha koyu kıvamlı bu ilk süte, “kolostrum” (ağız sütü) denir. Kolostrum içerik olarak bebeğin ilk ilacı hükmündedir.
Sadece ilk sütte değil, aynı zamanda ilerleyen günlerde de anne sütünün içinde hastalıklardan koruyucu probiyotikler bulunur. Onlar bebeğin bağırsaklarındaki yararlı bakterileri artırarak çocuğun karşılaşabileceği muhtemel hastalıklara karsı dayanıklılık geliştirirler.
Yapılan araştırmalar anne sütüyle beslenmeyen çocuklarda ölüm oranının 4-6 kat daha fazla olduğunu gösterir. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre ise; bütün bebeklerin anne sütüyle beslenmesi halinde yılda 1,5 milyon çocuğun hiçbir ilaçlı tedaviye ihtiyaç duymadan hayatta kalabileceğini gösterir.
Anneyle bebek arasında sütle başlayan ilk ilişkinin faydaları bu kadarla sınırlı mıdır sizce?
Tabii ki değil. Bahsettiğimiz biyometrik saat sayesinde anne vücudu bebeği kurulu çalar saat gibi takip eder, iste buna “annelik içgüdüsü” denir. Annelik hissi sayesinde, anne bazen bilineli bazen de bilinçsiz olarak bebeğinin tüm ihti-yaçlarını karşılamak üzere harekete geçer.
Zira bebeğin 15 günlükken ihtiyaç duyduğu besin değerleriyle 1 ay sonraki zaruretleri birbirinden farklıdır.
Hiçbir anne, bebeğin birinci ayında, yüzde kaç oranında demir, yüzde kaç oranında proteine ihtiyaç duyduğunu hesaplayamaz. ilk defa çalışacak iç organların aldığı besinlerden zarar görmemesi içinse bu milimetrik hesaplamalara muhakkak ihtiyaç vardır, iste bu noktada anne bünyesindeki biyolojik saatin nasıl da önemli bir işlevi yerine getirdiği bir kez daha ortaya çıkar. Çünkü biyolojik saat, bebeğin kaç aylık olduğunu anne beynine iletir; alınan sinyallerle o aya en uygun besinler mikrogram hassasiyetiyle hesaplanır, bebeğe sunulmak üzere anne göğsüne gönderilir. Anne bilincinin dışında “sessizce” gelişen bu olay olağanüstü bir yapıdadır.
Bebeğin günlük ihtiyacına göre içeriği her an değişen anne sütünün taklit edilmesi ise bu özellikleri itibarıyla imkânsızdır.

Anne sütü, bebeğin her şeyi

Bebeğin dünyaya gözünü açtığı ilk anlarda, özellikle kemik ve sinir sistemi çok naziktir. Anne karnındayken yumuşak ve esnek kemik sistemine sahip bebek, anne vücuduna zarar vermeden 9 aylık süre zarfında gelişimini tamamlar. Ancak doğumu takip eden günlerde, kemik yapısının hızlı şekilde güçlenmesi ve sertleşmesi gerekir ki dıştan gelebilecek darbelerde kemikler zarar görmesin, iste bu noktada anne sütünün kemik sistemini en üst seviyede desteklediğini görüyoruz.
Anne, bebeğinin ihtiyaçlarını karşılarken bebek, kendini emniyette hisseder. Bu his, anne çocuk bağlanmasının temelini oluşturur.
Bebek anneden aldığı sütle yumuşak, hassas kemiklerini en uygun besin maddeleriyle hızla güçlendirir. Sadece kemiklerin sertleşmesi yeterli değildir, aynı zamanda kemiklerin içinden geçen sinir sisteminin de en iyi şekilde yapılanması gerekir, iste anne sütündeki folik asit de omurga içinden geçen sinir sistemini desteklemek için vardır.
Bununla birlikte sindirim sistemi henüz tam faaliyete geçmemiş bebek, protein miktarı düşük besinler almalıdır. Protein açısından yüksek değer taşıyan besinler ise çocuğun mide ve sindirim sistemini fazlasıyla yorar. Anne sütünde bebeğin bu ihtiyacına uygun şekilde hazırlanmış düşük miktarda protein de bulunur. Böylece çocuğun sindirim sisteminin aşırı çalışmasının önüne geçilir, ilerleyen yıllarda aşırı kilolardan ve vücudun fazla çalışmasından kaynaklanan hastalıklardan da böylece korunması sağlanır.
Zekâya doğrudan etki eden, sağlıklı beyin gelişimi için her insanın ihtiyaç duyduğu “Omega-3 yag asidi” anne sütünde bulunur. Eger böyle olmasaydı; anneler, bebeklerini bu önemli vitaminden mahrum bırakmamak için Kuzey Denizi’ndeki somon balıklarının peşine düşmek zorunda kalacaktı.
Neyse ki anne sütü var ve anneler çocuğunun zekâsına doğrudan tesir edecek bu besin maddesini zahmetsizce bebeklerine verebiliyor.

Anne sütü, kanseri önler

Anne sütü bebeğin bağışıklık sistemi için de hayati önem taşır. Anne sütünde bulunan, “immunoglobulin”le (bağışıklık sisteminin ürettiği antikorlar) bebeğin bağışıklık sistemi güçlenir.
Bununla beraber, anne sütü almayan çocuklarda lösemi (kan kanseri) ve lenfoma rahatsızlıkları anne sütü alan çocuklardan çok daha fazla görülür. Ayrıca anne sütü yerine suni besinle beslenen çocuklarda lenfoma ve Hodgkin (bağışıklık sistemi hücrelerinde başlayan kanser) hastalığına daha sık rastlanır.
Anne sütünün ağız sağlığıyla bağlantısı
Anne sütü sadece içeriği açısından değil, çocuğun annesini emmesi sırasında oluşan özel durumlar nede¬niyle de çocuğun fiziksel gelişimini destekler. Zira anne sütüyle beslenen çocukların diş yapılarının anne sütü ememeyenlere göre daha düzgün olduğu görülür.
Bebek, annesini emerken damağı ve diş etleri, anne göğsü tarafından bir çeşit masaja tâbi tutulur ve dişlerin en düzgün şekilde oluşmasına zemin hazırlanır böylece.
Çocuk Eğitiminde Doğru Bilinen Yanlışlar
Öte yandan, emziren annelerin çoğunun rahatsızlık duyduğu bir konuya da bu vesileyle açıklık getirmekte fayda var: Birçok anne, bebeklerinin emzirme sırasında göğsünü tam yakalayamamasından şikayet eder.
Halbuki bebek, anne göğsüne yaptığı bu başarısız hamleler sayesinde çene ve kas yapısını geliştirir.
Anne göğsünden süt emme mücadelesi vermemiş çocukların çene yapısı ve çene kaslarının zayıflığı dikkat çeker.

Emzirme ve uyum süreci

Bebekle anne arasındaki uyum sürecinde en önemli unsurlardan biri emzirme anıdır. Çünkü bu esnada psikolojik veri alışverişi gerçekleşir.
Emzirme sürecinde anneyle bebek arasında farkında olmadan bir güven köprüsü kurulur. Bir yandan güven in$a edilirken diğer yandan da anneyle bebek arasında özel bir bağ gelişir.
Bebeğin hasfalanması, uyuması, uyanması ve kendi ihfiyaçlarını karşılayamaması aslında anne açısından eziyef değil, büyük sanstır. Çünkü anne, bebeğinin ihtiyaçlarını karşılarken bir yandan da onunla derin bir iletişim kurar. Bu daha önce görülmemiş, hissedilmemiş özel bir bağdır. Yapılan araştırmalar, bebeğinin bakımıyla bizzat ilgilenmeyen annenin çocuğuyla arasında Adem kopukluk yaşandığını ortaya koyar. Anne çocuğuna Güneş karsı hem tahammülsüzleşir, hem de ‘‘anne gibi” olmakta zorluk çeker.
Çünkü annenin çocuğuna psikolojik açıdan bağlanmasında çocuğun acizliğini bilip hissetmesi büyük önem taşır. Çocuğun her bir ihtiyacı anneyi yıpratıyor gibi görünse de aslında bunlar, anneyi, anne olmaya sürükleyen zorunlu yolculuklardır.