El-Hasib

By | 16 Temmuz 2014

hasema

El-Hasib

El-Hasib

Saymak, hesap etmek anlamındaki HUSBAN masdarından : Her şeyi saymışçasına bilen, hesaba çeken. Asaletli ve şerefli olmak anlamındaki HASEB’ten yüce ve şerefli if,âl abındaki kullanılışından hareketle yeten, kâfi gelen demek olur. Ayrıca MAHSUB olarak da anlaşılabileceğinden dolayı lütuf ve ihsanları sürekli olarak hesap edilen manasına da geleceği söylenmiştir.

Genellikle HASÎB ismi kâfi gelen, yeten, hesaba çeken, şeref ve yücelik sahibi, muhafaza eden, şahit olan şeklinde anlamlandırılmıştır.

Kur’ân-ı Kerîm’de :

1–(Nisa 4/86)

“Size herhangi bir suretle selâm verildiği zaman siz de ondan daha güzeliyle selâm verin veya aynıyla mukabele edin. Allah (c.c) her şeyi hesaba çekmekte bulunuyor.”
Bu âyette hıfzetmek anlamındadır.

2–(Nisa 4/6)

“İhtiyacı olmayan tenezzül etmesin muhtaç olan da meşru suretle bir şey yesin. Mallarını kendilerine teslim ettiğiniz zaman da karşılarında şahit bulundurun. Hesabınızı doğru tutmak için Allah’ın (c.c) harekâtınızı hesaba çekmekte olması yeter.”

“Oku kitabını muhasebeci olarak bugün üzerinde nefsin yeter.” (İsra 17/14)

Bu iki âyette şahit anlamındadır.

3–(Ahzab 33/39)

“Onlar ki Allah’ın (c.c) risaletlerini tebliğ ederler ve ondan korkarlar, Allah’tan (c.c) başka kimseden korkmazlardı. Hesaba alacak zat olarak da Allah (c.c) yeter.”
Bu âyette de hesap görücü anlamındadır.

4–(Enfal 8/64)

“Ey peygamber! Yetişir sana Allah (c.c), arkandan gelen müminlerle,”

“Her kim Allah’a (c.c) tevekkül kılarsa O ona yetişir.”(Talak 65/3)

“De ki Allah (c.c) bana yeter hep O’na dayanır mütevekkil olanlar.”(Zümer 39/38)

“Eğer aldırmazlarsa de ki : Bunu Allah (c.c) yetişir. Ondan başka ilâh yoktur. Ben O’na dayanmaktayım ve O o büyük arşın sahibidir.”(Tevbe 9/129)

“Onlar ki insanlar kendilerine haberiniz olsun nâs sizin için ordu topladılar onun için onlardan korkun dediler de bu kendilerinin imanlarını artırdı. Allah (c.c) yetişir bize. O ne güzel vekil dediler.”(Âl-i İmran 3/173)
Bu âyetlerde de kâfi gelmek, yetmek anlamındadır.
Allah (c.c) kullarının veya yapmadıklarının hesabını soracak olandır. Hesabı Allah (c.c) sorar, O’ndan başkası hesap soramaz.

Allah (c.c) hesap günün de tek sahibidir. O gün Allah (c.c) tarafından hesaba çekilen helâk olur. Hz. Aişe’den rivayet edilen bir hadis-i şerifte, aleyhissalâtü vesselâm efendimiz: “Hesaba çekilen bir kimse başka değil behemahal helâk olur” buyurdu. Yâ Rasulallah (s.a.v) Allah Teâlâ beni sana feda kılsın Allah “O vakit kitabı sağ eline verilen kolay hesap ile muhasebe olunur ve mesrûr olarak ehline gider.” (İnşikak 84/7-9) buyurmuyor mu dedim, buyurdu ki: “O arzdır, arz olunurlar ve her kim hesapta münakaşa olunursa helâk olur” (Buharî, Müslim, Tirmizi, E.Davut. Elmalı 8/5676. Kütübi Sitte Terc. 14/370)
İnsanlar Allah’ın (c.c) huzurunda hesaba çekileceklerdir. Hesaplarında bir haksızlık (unutma, yanlışlık, hata, eksiklik, fazlalık) olmayacaktır.

“O gün onlara artık bugün hiç kimseye zerrece zulmedilmez, ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz” denilir.(Yasin 36/54)

“Ve bütün yaptıklarını hazır bulmuşlardır. Rabbın kimseye zulmetmez.”(Kehf 18/49)
Hesabı ilk sorulacak amel (Allah (c.c) ile kul arasındaki)
“Kıyamet günü kişi amelleri arasında önce namazın hesabını verecek. Bu hesap güzel olursa kurtuluşa erdi demektir. Bu hesap bozuk olursa hüsrana düştü demektir. Eğer farzında eksiklik çıkarsa Rab Teâla hazretleri “Bakın kulumun (defterine yazılmış) nafilesi var mı?” buyurur. Böylece farzın eksiklikleri nafile (namazları) ile tamamlanır. Sonra bu tarzda olmak üzere diğer amelleri hesaptan geçirilir.” (Tirmizi, Nesâi, Ktb. Sitte Tecr. 14/372)

“Kullar arasındaki hususlarda ilk sorulacak kandır: Kıyamet günü insanlar arasında hükmedilecek ilk şey kandır.” (Buharî, Müslim, Tirmizi, Nesâî Ktb. Sitte Terc. 14/373)

Rasûlullah (s.a.v) buyurdular ki : “Kıyamet günü dört şeyden sual edilmedikçe kulun ayakları Rabbının huzurundan ayrılmaz : Ömrünü nerede harcadığından, ne amelde bulunduğundan, malını nerede kazandığından ve nereye harcadığından, vücudunu nerede çürüttüğünden.” (Tirmizi,)

Başka bir yoldan gelen rivayetinde ise : “Kişiye beş şey sorulacaktır : Ömrünü nerede tüketti, gençliğini nerede çürüttü, malını nerede kazandı, nereye harcadı, bildiği ile ne derece amel etti.” (Ktb. Sitte Terc. 14/375)

Hesabı kendisini memnun edenler olduğu gibi memnun etmeyenler de olacaktır. Amelleri tartılacak, tartıya dair ellerine birer de kitap (amel defteri) verilecek. Kitabı sağ ellerine verilenler o gün memnun, sol eline verilenler ise üzüntülüdür. Hâkka suresi 18-27 arası (69.suredir) kitabını sağından alanlarla solundan alanların hem kendi söyleşilerini hem de karşılaşacaklarının neler olduğu anlatılır.

Kâfi anlamında ele aldığımızda kulun hangi ihtiyacı olursa olsun onu karşılamaya Allah’ın (c.c) yeteceği anlatılmış olur. Allah’ın (c.c) sahip olduğu isimler de kulun tam ihtiyaçlarını cevaplayacak şekildeki isimleridir. Yani kulun Allah’tan (c.c) başka kendisine yetecek birini arama ihtiyacı aratmayacak şekilde isimlerdir.

Kulun Allah’a (c.c) teslimiyeti rahimde yavrunun anaya teslimiyeti, kundak çocuğunun anaya bağlılığı gibi olursa Allah (c.c) kulunun işlerini kendi uhdesine alır.

Allah’ın (c.c) kâfi gelmesi kulunun, kendisi hakkında sahip olduğu zanla ilgilidir. Kulun telaşı zannındaki fesatla çok yakından ilgilidir. Kulun Allah (c.c) hakkındaki zannına ait fesat ilmi, kudreti, hikmeti, adaleti… ilgili hususlarda olur.

Allah (c.c) kâfidir : Kimin kâfiliğini hakkettiğini bilir. Bildiğine kifâyete kadirdir, gücü yeter. Gücünü gerçekleştirirken hikmet üzre, gerçekleştirmezse de hikmet üzre, adaleti gözeterek, bu merhalelerden hangisinde olursa olsun asla selâm olma vasfını da yitirmeyerek gerçekleştirir.

Aleyhissalâtü vesselâm efendimizin Allah (c.c) hakkındaki zannı ile hiçbir peygamberin zannı, hiçbir varlığın zannı asla eşit olamaz. Allah’ın (c.c) kifayeti konusunda da durum bu merkezde olduğu için he işinde Allah (c.c) onu asla yalnız bırakmamıştır.

Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz aynı zamanda bu hale müminlerin de sahip olmasını istemiş, Allah’ın (c.c) bizim bütün işlerimizde bize yeteceğini de beyan etmiştir.

İbni Abbas’tan (r.a) “Halk onlara düşmanınız olan insanlar size karşı El-Hasib  bir ordu topladılar, onlardan korkun dediler. Bu onların imanlarını artırdı da hasbünallâhü ve ni’melvekîl dediler” âyeti (Al-i İmran 173 hakkında şu açıklamayı yaptı. Bunu İbrahim (a.s) ateşe atıldığı esnada söyledi, keza aynı şeyi Hz. Peygamber (s.a.v) halk kendisine “insanlar size karşı toplandılar” dediği zaman söyledi.

Allah (c.c) kuluna, düşmanlarına karşı – eğer kulun düşmanları da Allah (c.c) düşmanları ise – kâfi gelir, nefsine karşı savaşında kâfi gelir, dünyaya karşı savaşında kâfi gelir, şeytana karşı savaşınsa kâfi gelir, insanlara karşı savaşında kâfi gelir, ihtiyaçlarına karşı kâfi gelir, alışkanlıklarına karşı kâfi gelir. Yeter ki kul Allah’a (c.c) teslimiyetini kemâle erdirsin.

Allah’ın (c.c) kulundan istediği kulluktan başka bir şey değildir. Kulun dikkat etmesi gereken nokta da esasen burasıdır. Allah (c.c) kulunu, kulluktan alıkoymasın diye rızkını bile garanti etmiştir. Kulun Allah (c.c) ile ilgisi de kölenin sahibi ile arasındaki ilgi gibi olduğu takdirde Hakk’ı kendi velisi kılar. Kul sahibini hatırlamaz, eksik hatırlar, saygısızlık ifade edecek biçimde hatırlar, takmaz, dikkate almazsa yalnız kalır. En büyük suç da köle için, sahibini takmamaktır. Sahibini takmayan kölenin sahibi karşısındaki durumunun nasıl olacağını hesap etmek gerekir.

Kul sahibinin öfkelenip öfkelenmediğine, hoşnut olup olmadığına, gücenip gücenmediğine dikkat etmez, önemsemezse kendi güç ve imkanlarıyla yalnız kalır.

Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz visal orucunu herkese yasakladığı halde kendisinin tuttuğunu görüp sorduklarında :

“Şüphesiz ben sizin gibi değilim. Ben yedirilip içirilmekteyim,” diye cevap verdi.
Allah’ı (c.c) sahip olarak kâfi=yeterli görmek bir kul için gerçekten çok önemli. Kulun bütün endişeleri Allah’ı (c.c) kâfi görmeyişinden kaynaklanıyor. Allah’ın (c.c) sahip olduğu kemal ile kulun zaafı, aczi, fakrı, ihtiyacı yanyana koyulduğunda, kulun zaafını, aczini, fakrını, ihtiyacını Allah’ın (c.c) dışında arzettiği bütün varlıklar kendisi gibi zaaf, acz, fakr, ihtiyaç üzere yaratılmış fânî , kemalden uzak varlıklar. Allah’ı (c.c) unutup onlara bel ağlaması, onları dikkate alıp Allah’ı (c.c) önemsememesi başlıbaşına zaten bir suçtur, günahtır.

Allah’ın (c.c) isimlerinin çokluğu ve çeşitliliği, aslında mahlukatın özelde insanın aczini, fakrını, ihtiyacını kendisi gibi fânî varlıklarla tamamlamaktan kaçınması içindir de. (En azından sebeplerinden biridir.) Tamamlama mercii olarak kendisini görmeyeni Allah (c.c) da görmez.

Kur’ân-ı Kerim’de Allah’ın (c.c) kifayetini anlatan âyetler :

1–Allah (c.c) hasib olarak kâfidir. (Yani başka muhasibe gerek bırakmaz)

“Ondan başka kimseden korkmazlar, hesap görücü olarak Allah (c.c) yeter.”(Ahzab 33/39)
Ayrıca (Nisa 4/6)

2–Allah (c.c) velî olarak kâfidir. (Yani işimizi uhdesine alacak başka birisine muhtaç bırakmaz.)

“Allah (c.c) düşmanlarınızı sizden daha iyi bilir. Gerçek bir dost olarak Allah (c.c) yeter.” (Nisa 4/45)
Ayrıca (Hıcr 15/95)

3–Allah ( نصير ) olarak kâfidir. (Yani başka bir yardımcıya muhtaç bırakmaz.)

“Yardımcı olarak da Allah (c.c) kâfidir.” (Nisa 4/45)
Ayrıca : (Furkan 25/31 Al-i İmran 3/12 Bakara 2/137)

4–Alîm olarak kâfidir. (Başka bilene gerek bırakmaz.)

“Bu lütuf Allah’tandır (c.c) Bilen olarak Allah (c.c) yeter.”(Nisa 4/70)

5–Allah (c.c) şehîd olarak kâfidir. (Başka şahide gerek bırakmaz.)

“Şahit olarak Allah (c.c) yeter.” (Nisa 4/79)

Ayrıca : (Nisa 4/66, Ankebut 29/52, Feth 48/28, Fussilet 41/53, Yunus 10/29)

6–Allah vekîl olarak kâfidir. (Kendisinden başkasına itimada gerek bırakmaz.)

(Nisa 4/81)
Ayrıca : (Nisa 4/132-171, İsra 17/65, Ahzab 33/3-48)

7–Habîr basîr olarak kâfidir (Başka görüp haber vericilere gerek bırakmaz)

“Kullarının günahlarına bilen, gören olarak Allah (c.c) yeter.” (İsra 17/17)
Ayrıca : (İsra 17/96, Furkan 25/58)
8–Allah (c.c) Hâdî ( هادی ) ve nasîr olarak kâfidir. (Başka yol gösterici ve bu hususta yardımcıya gerek bırakmaz.)

“Hidayet verici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.” (Furkan 25/31)

9–Allah Kavî azîz olarak kâfi gelir (Başka güçlere gerek bırakmayacak bir azîzdir)

“Allah (c.c) savaşta müminlere yetti. Allah (c.c) güçlü mutlak galiptir.” (Ahzab 33/25)

10–Allah (c.c) genel olarak kuluna kâfidir. (Kayıt ve şarta bağlı olduğu belirtilmeksizin yani şu husus bu husus belirtilmeksizin her hususta kulunu bir başkasına muhtaç bırakmaz.)

“Allah (c.c) kuluna kâfi değil midir?” (Zümer 39/36)

“Ve eğer barış yanlısı görünerek sonra hud’a (hile) yapmak isterlerse sana yetişecek Allah’tır (c.c)” (Enfal 8/62)

“Ey Peygamber! Sana ve sana tâbi olan müminlere Allah kâfidir.” (Enfal 8/64)

“Her kim Allah’a (c.c) tevekkül kılarsa O ona yetişir.” (Talak 65/3)

“De ki : Allah (c.c) bana yeter hep O’na dayanır mütevekkil olanlar.” (Zümer 39/38)

Herhangi bir kulun Allah Teâlâ kendisini hesaba çekmeden önce telâfisinin mümkün olduğu bu dünyada hesaba çekmesi gerekir. Buna muhasebe adı verilir.. bu muhasebenin bir işi yapmadan önce, yaparken ve yaptıktan sonra gerçekleşmesi gerekir ki telâfi etmek mümkün olsun.

Muhasebe kulun geçmiş günahlarını düşünüp iyiliklerinin mi yoksa kötülüklerinin mi çok olduğunu, ömrünü nasıl geçirdiğini hesap etmek işlemidir. Geçmişin hesabının geleceği kurmada büyük faydası vardır. Rasûlullah (s.a.v) “Siz hesaba çekilmeden önce kendi kendinizi tartın. Büyük hesap gününe hazırlanın. Dünyada iken nefsini hesaba çeken kimsenin hesabı kolay olur.” Tirmizi

Hasan Basrî, (r.a) “Mümin devamlı olarak nefsinin başında durur ve onu Allah (c.c) için hesaba çeker. El-Hasib  Dünyada kendilerini hesaba çekenlerin ahirette hesabı kolay geçer. Ahirette hesabı zor olanlar dünyada kendi muhasebelerini yapmayanlardır.”

Meymun b. Mihran, “Muttaki insan, zalim bir padişah ve cimri bir ortaktan daha ince kendini hesaba çekendir.”

İbrahim Teymî, “Önce kendimi cennette ve cennetin her türlü zevk ve sefasında imiş kabul ederim. Sonra da cehennemle ve cehennemin her türlü azabı içinde kıvranır kabul ederim. Sonra da nefsime ne istiyorsun diye sorarım. Nefsim de aman keşke geri dönüp Salih ameller işleyip şu cennete gireydim cevabını verir. Ben de korkma, henüz fırsat ve imkânları kaybetmiş değilsin. Çalış kendini cehennemden kurtar ve cennetin nimetlerin ulaş” derim.

Malik b. Dinar, “Haccac’ın bir hutbesini dinledim diyordu ki : Allah (c.c) o kimseye rahmet etsin ki hesabı başkasının eline geçmeden kendi muhasebesini yapmıştır. Allah (c.c) o kimseye rahmet etsin ki amelinin dizginlerini eline alarak ameli ile neyi murad etiğine bakmıştır. Ölçü ve tartısına bakana Allah (c.c) rahmet etsin.”

Gazalî, “Sen, ailen, çocukların, hizmetçilerin daha fazla azmasınlar diye küçük kusurlarından dolayı onları azarlayıp muâhezeye kalkışırken nefsini ihmal eder onu kusurlarından dolayı azarlamaz ve ıslah etmezsin. Halbuki nefsinin sana karşı azgınlığı aile efradının sana olan azgınlığından daha fenadır. Çünkü onlar en fazla senin dünya huzurunu bozarlar nefsin ise ahiretini mahveder. Biraz düşünden sonu gelemeyen ahiretin ebedî nimetlerini kaybetmenin dünyalığı kaybetmekten çok daha zararlı ve bu bakımdan nefs terbiyesinin çok daha önemli olduğunu anlarsın.”

İbn Arabî, “Büyüklerimiz konuştuklarını ve yaptıklarını bir deftere yazarak yatsıdan sonra kendilerini muhasebeden geçirirlerdi. Deftere bakıp kendilerinden sadır olan söz ve fiil hepsini gözden geçirirlerdi. Bunlardan tevbe gerekenler için tevbe, istiğfar gerekenler için istiğfar, şükür gerekenler için de şükrederlerdi. Onlar bu muhasebeyi yaptıktan sonra uyurlardı.

Hz. Aişe (r.a) den : Rasûlullah’ı (s.a.v) dinledim namazın bazısında :

“Allah’ım beni hısab-ı yesîr ile muhasebe et” diyordu, namazdan çıkınca Yâ Rasulallah (s.a.v) dedim hısab-ı yesîr nedir? Buyurdu ki: “Kitabına bakılıp da geçiştirilivermesi yani günahlarının afv olunuvermesidir.” (Ahmed, İ. Merduye, Hakim, Elmalı 8/5676)

“Akıllı kimse nefsini muhasebe eden ve ölümden sonrası için çalışandır. Âciz de nefsini hevasının peşine takan ve Allah’tan (c.c) temennîde bulunan kimsedir.” (Ktb. Sitte. Terc. 15/180)

Kuşeyrî : Hasîb ismine tam anlamıyla inanan kimse kıymet gününde dünyadaki her davranışından hesaba çekileceğinin şuuruna erdiğini ve bu sebeple o günden önce kendini hesaba çekeceğini söyler. Yine ona göre gerçek manada sadece Allah Teâlâ’nın kâfi gelip her şeyden müstağni kalacağına inanan kul ihtiyaçlarını yalnız O’na sunar ve yalnız O’na güvenir.

“Cennete girecek bir kısım insanlar vardır ki onların kalpleri kuş kalbi gibi (rakik ve güven içinde)dir”

“Eğer siz Allah’a (c.c) gereği gibi güvenseydiniz (Allah) kuşları doyurduğu gibi sizi de rızıklandırırdı. Kuşlar sabahları kursakları boş olarak çıktıkları halde akşam dolu kursaklarla dönerler.” (Tirmizi, İbni Mâce)

“Rasûlullah aleyhissalâtü vesselâm yatağına girdiği zaman şu duayı okurdu. Bize yedirip içiren ihtiyaçlarımızı görüp bizi barındıran Allah’a (c.c) hamdolsun. İhtiyacını görecek barınak verecek kimsesi olmayan niceleri var.”

Rasûlullah (s.a.v) buyurdular ki : “Evinden çıkınca kim Allah’ın (c.c) adıyla, Allah’a (c.c) tevekkül ettim, güç, kuvvet Allah’tandır derse kendisine : İşine bak, sana hidayet verildi, kifâyet edildi ve korundun da denir, ondan şeytan yüz çevirir.”

Bu ismin Allah (c.c) hakkında ifade ettiği anlam ;

1–Hesaba çekecek olan sadece Allah’tır. (c.c)
2–Kulun ihtiyaçlarını görecek olan sadece Allah’tır (c.c)
3–Koruyan, gözeten sadece Allah’tır (c.c),
4–Sadece Allah (c.c) şeref ve yücelik sahibidir,
5–Rızık konusunda, hayatın devamı, kemali konusunda Allah (c.c) kuluna kâfidir,
6–Hiçbir kimseye ve hiçbir şeye ihtiyaç duymayan, kendi kendine yeten, yeterli olan sadece Allah’tır (c.c)
7–Kulunun imdadına yetişecek olan sadece Allah’tır (c.c)
8–Kuluna nelerin hesabını soracağını ve hesap soracağını peygamberler ve kitaplarıyla bildirmiştir,
9–İnsanlardan, kifayetini hak edenin kim olduğunu en iyi bilen Allah’tır (c.c),
10–Kulundan istediği, acizliğini, eksikliğini, ihtiyacını, fakrını tamamlamayı kendisi gibi fânilerden değil bakî olan, kâfi olan Allah’tan (c.c) beklemesidir.
11–Allah’ın (c.c) kendisine seçtiği isimler, kullarının kendisi gibi fâni olanla gitmeyip bunlara müracaatı gerekli gördüğü isimlerdir,

Rasûlüllah’ın (s.a.v) hakkında ifade ettiği anlamlar :

1–Allah’ı (c.c) yegane kâfî ve muhasip bilirdi,
2–Her konuda Allah’ın (c.c) kendisine yeterli olacağına inanırdı. Düşmanlarına karşı, şeytana karşı, nefsine karşı, ihtiyaçlarına karşı, ortaya çıkan olağan dışı durumlara karşı, tehlikelere karşı,
3–Tebliğinin insanların kalplerine girip etki etmesinde Allah’ı (c.c) etkili bilir ve ona güvenirdi,
4–Kaygısı, gayreti Allah’a kulluktu,
5–Beklentilerini, umutlarını, arzularını Allah’ın (c.c) gerçekleştireceğinden emindi,
6–her şeyin Allah’ın (c.c) elinde olduğunu bilir ve Allah’ı (c.c) razı ederek onlardan istifade edebileceğine inanırdı,
7–Allah’tan (c.c) başka yardımcı, velî, vekîl, muhasip, şahit, bilen, hidayet eden, muvaffak kılan, güçlü, kudret sahibi bilmezdi,

Kulların bütün bunlardan nasibi ;

1–Allah’tan (c.c) kâfî, muhasip, velî, vekîl, şahit, alîm, yardımcı, hidayet edici… tanımamak,
2–Allah’ın (c.c) her hususta kâfi geleceği inancında bulunmak,
3–Olağan dışı olaylar karşısında paniklemeyecek, telaşlanmayacak, korkmayacak… bir tarzı hayata sahip olmak,
4–Kullardan Allah’ın (c.c) beklediğinin sadece kulluk olduğu bilinci ile kulluk üzerinde dikkatleri yoğunlaştırmak,
5–Allah’a (c.c) bıraktığı hususlarda (kulluğu dışındaki) sonsuz bir güven içinde bulunmak,
6–Her zaman ve her yerde Allah’ı (c.c) hep yanında bilmek, öylece inanmak,
7–Allah (c.c) hakkında zannını düzeltmeye çalışmak,
8–En ufak bir telaşın, endişenin Allah (c.c) hakkındaki hüsnüzannını fesada uğratacağını bilmek,
9–Başına gelenlerin Allah’ın (c.c) kifayetiyle ilgili zannındaki fesada bağlı olduğuna inanmak,
10–Kendini ana rahmindeki bir cenin teslimiyetine ulaştırmak.