Çocuklarda Saygısızlığın Oluşmasının Nedenleri ?
Saygısızlık, bilerek bilmeyerek otoriteye meydan okumaktır. Biz, buna itaatsizlik de diyoruz. İtaatsizlik, eğitim görevini yapan ana baba, öğretmen ve diğer kimselerin bilerek veya bilmeyerek oluşturduğu bir davranış bozukluğudur. Çocuk, itaatsizliği doğuştan getirmez. Bu durumda itaatsizlik, nasıl oluşur?
- Çocuğun çevresindekilerin, neler istedikleri konusunda hemfikir olmayışları.
- İstenilenlerin, çocuğa açıkça anlatılmaması.
- Yasaklar ve sınırlamaların fazlalığı.
- İsteklerin, mantıksız ve çocukların seviyesine uygun olmayışı.
- Ana babaların, çocukların davranışına karşı lakayıt kalışları.
- Ana babanın, çocuklarına karşı otoritesiz, sevgisiz ve evde tertipsiz oluşları.
- Aile çevresi ile toplum arasında belirgin farkların bulunuşu.
- Ana baba ile çocukların eğitim farklılıklarının belirgin hâle gelmesi ve sosyal değişmelerin sürat kazanması.
Ana baba, bir taraftan, geçmişe yönelik özeleştiri yapıp kendileriyle ilgili yanlışların telafisi için gayret gösterirken bir taraftan da çocuklarında bulunan saygısızlığın, nasıl giderileceği konusunda dikkatli davranmalıdır. Çocuğun, mantıksız kapris ve isteklerine boyun eğmeden, onunla ilgili kendi beklentilerini gözden geçirmek gerekmektedir.
“Kendisine karşı saygısını yitirmiş.” denir ya; başkasına saygı göstermeyenin durumu budur. Evde saygısız davranan çocukların durumu da böyledir; kendilerine karşı saygısızdırlar. Bunların hırçın ve saygısız tutumları karşısında haddinden fazla üzülmüş görünmek doğru olmadığı gibi, daha da küçük düşürecek derecede cezalandırmak da doğru değildir. Ana babalar, saldırarak kazanamazlar. Zaman ve enerji çocuklardan yanadır; her türlü taktik ve silahı elde etmeleri mümkündür. Üzerlerine fazla gidilirse ana babalarını üzüntüye boğacak ve utanacak duruma düşürmekten zevk alırlar. Ana babaların, kazanabilmeleri imkânsız görünebilir; ama kabiliyetlerinin ötesinde de değildir. Sürekli kınamalar, acı tehditler, can sıkıcı öğütler, saygısızlığı hiçbir zaman azaltmaz.
Bazen gençlerin isyankâr tavırları, ana babalarına meydan okumaktan çok, benlik ve kimliklerini denemek ve ispatlamak için olabilir; emir dinlemezler, baş kaldıran birileri olurlar. Bir genç, elbise alırken satıcıya şunu diyebilmiştir: “Annem ve babam, bu aldığımı, beğenirlerse değiştirebilir miyim?”
“Kaybeden Yok” Uzlaşması
Denge önemlidir. Ana baba, çocuğuna düşmanca davranmamakla beraber, yanlış tavırlar karşısında boyun eğmiş gibi de görünmemelidirler. Saygısız çocuğun karşısında sınır konmazsa kendisini, âdeta boşlukta hisseder. Mesela labalice konuşmalar, zamanında dizginlenmezse çocuk, büyüdükçe konuşması daha kırıcı, büyüklerine karşı davranışı daha kabaca olur. Hele başkaları da oradaysa çocuk, daha da saldırganlaşır; ana baba ise perişan olur.
Derin bir ilişkide üç önemli unsur sevgi, saygı ve dürüstlüktür. Bu üç önemli unsur mevcutsa çocuklar, uyanan “ben duyguları” ile başkalarının ihtiyaçlarına duyarlı olmayı bütünleştirebilirler. İlişkide bu öğelerin hiçbiri yoksa çocuklar, ebeveynlerine saygı göstermemeye başlarlar ve gitgide aralarında çözülmeler başlar.
Şımarık ve hırçın çocuklar için, alternatif çareler de üretilebilir. Mesela bazı jimnastik hareketleri ve sporlar, ölçülü bir şekilde yapılırsa çocuğun, kurdunu dökmesini sağlar ve haşarılığını giderir.
Çocukla olan ilişkilerde ebeveynler “güç mücadelesi” havasına girmemelidir. Haluk Yavuzer, Thomas Gordon’dan naklen üç yöntemden bahsetmektedir. Yöntem l’de ebeveyn, çocuğun uygulaması gerekeni duyurur ve ondan istediği şeyi, kabul edeceğini ümit eder. Eğer çocuk, çözümü beğenmezse önce çocuğu, çözüm yolunu kabul konusunda ikna etmeye çalışır, bunda da başarılı olmazsa güç kullanır. Baba, yağmurluğu giymek istemeyen çocuğa, istemese de okula giderken giydirir.
Yöntem 2’de baba pes eder, çocuk yağmurluğu giymeden okula gider. İlk yöntemin tersine, burada çocuk, kazanmış; baba, kaybetmiştir. Tabi, çocuk “Her istediğini yaptırır.” havasını taşır olmaktadır.
Önceki her iki örnekte de her birey kendi düşündüğünün doğru olduğunu sanır ve karşısındakini bu doğrultuda ikna etmeye çalışır.
Oysa bu iki yaklaşımın dışında bir yol daha vardır. Çatışmalarda, sorunun çözümüne alternatif “Kaybeden Yok” yöntemidir.
Yukarıdaki olay “Kaybeden Yok” yönteminde şöyle gelişir:
Çocuk— Okula gidiyorum. Allah’a ısmarladık.
Baba— Yağmur yağıyor. Yağmurluğunu giymemişsin.
Çocuk— İhtiyacım yok.
Baba— Sanırım oldukça fazla yağıyor. Bu durum, bizi ilgilendiriyor; çünkü elbiselerin ıslanır ve üşütürsün. Bu da bizi etkiler.
Çocuk— Benim yağmurluğumu giymek istemiyorum.
Baba— Öyle anlaşılıyor ki sen, bu yağmurluğu kesinlikle giymek istemiyorsun.
Çocuk— Evet, nefret ediyorum.
Baba— Sen, gerçekten yağmurluktan nefret ediyorsun.
Çocuk— Evet, o ekose.
Baba— Ekose desenli yağmurluktan nefret ediyorsun, değil mi?
Çocuk— Evet, okulda kimse ekose desenli yağmurluk giymiyor.
Baba— Sen de herkesten farklı bir şey giymek istemiyorsun.
Çocuk— Tabi istemiyorum. Arkadaşlarım beyaz, yeşil ya da mavi gibi düz renkli yağmurluk giyiyorlar.
Baba— Anladım; esas sorunun burada olduğu anlaşılıyor. Şu anda yağmurluğunu değiştirmek mümkün değil. Öte yandan üşütmene de gönlüm razı olmuyor, ikimizin de kabul edebileceği bir çözüm önerebilir misin? ikimizi de mutlu edecek nasıl bir çözüm bulunabilir?
Çocuk— Belki bugünlük annemin yağmurluğunu ödünç alabilirim.
Baba— O senin istediğin gibi mi?
Çocuk— Evet, o güzel.
Baba— Sanırım annen, bugünlük giymene izin verir.
Çocuk— Ona sorayım.
Birkaç dakika sonra.
Çocuk— Sordum. Annem izin veriyor.
Baba— Bu durumdan memnun görünüyorsun.
Çocuk— Tabi, çok iyi.
Baba— Yağmurluk seni kuru tutacak; sen, bu çözümden memnunsan ben de memnunum. İyi günler.
Burada, çocuk ve babası, sorunu “karşılıklı doyum” ilkesi içinde çözmüşlerdir. İhtiyaçlar, karşılıklı dile getirilmiş ve sorun, iki tarafın da kabul edebileceği şekilde çözüme varmıştır. Burada önemli olan, tarafların kendi “ihtiyaç” ve “haklarını” gözetmesi kadar, karşısındakinin ihtiyaç ve haklarına da saygı göstermesidir. “Uzlaşma” ancak böyle bir ortamda gerçekleşebilir.
