Şeyhin Müride Karşı Vazifeleri Nelerdir?

By | 18 Mart 2015

seyhin-muride-karsi-vazifeleri-nelerdir    Bir şeyh, müridini kendisi için değil, Allâh için kabul etmeli, ona sa- mssni davranmalı, şefkat etmeli, eğitime tahammül edemez olduğu vakitlerde ona nazik davranmalıdır. Müridine, bir annenin, yavrusunu; şefkatli ve  akl-ı selim bir babanın oğlunu terbiye ettiği gibi yaklaşmalıdır.

Önce kolay olan vazifeler vermeli ve gücünün yetmeyeceği yükü yüklememelidir. Zaman içinde vazifesini azar azar ağırlaştırmalıdır.
Bu sebeple ona ilkin bütün işlerinde kendi doğasına tabi olmayı terk erip dinin kolaylık hükümlerini uygulamasını emreder. Böylece mürid, tasman bağından ve boyunduruğundan kurtularak dinin boyunduruğu ve snetimi altına girer.

Sonra şeyhi onu ruhsatlardan/kolaylık hükümlerinden, adım adım azimetlere doğru taşır. Kolaylık hükümlerinden birini kaldırıp yerine azimet hükümlerinden birini koyar ve böylece devam eder. Henüz yolun başındayken müridin gayretinde samimi ve kararlı olduğunu görür ve feraset ve keşif yoluyla bu gayretin onda tam manasıyla bulunduğunu bisse o zaman kolaylık hükümlerinden hiçbirini yapmasına müsade etmez ve kararlılığını koruyacağını bildiği daha zor riyazetler yaptırarak s aşlar. Çünkü onun bu gaye için yaratıldığını ve bunun üstesinden gelebileceğini; dolayısıyla görevini yapmakta hiçbir gevşeklik göstermeyeceğini anlamıştır.

Müridin malından veya hizmetinden faydalanarak onu kullanmaması ve terbiye etmek karşılığında Allâh’tan herhangi bir beklenti içine girmemelidir. Sadece Allâh’in emrini yerine getirmek ve onun hediyesini kabul etmek amacıyla terbiye etmelidir. Çünkü mürid, şeyhin herhangi bir seçim hakkı ve talebi olmaksızın gelen biridir. O, Allâh’ın hidâyeti, irşadi ve kurtarması ile gelen mahzâ kaderdir; Allâh’tan gelen bir armağandır. Bu sebeple şeyh onu kabul etmeli ve terbiyesi için elinden gelenin en güzelini yapmalıdır. Allâh’tan özel bir emir gelmedikçe onun ne malından, ne de hizmetinden bir beklentisi olmamalıdır. Ancak müridin malını kullanmakta mürid adına bir fayda mülâhaza eder ve Allâh’tan müridin maslahatına yönelik böyle bir emir alırsa o zaman yüz çevirip onu reddetme imkânı yoktur.

Şeyh, kendisine mürid olacak kimseleri özel olarak seçmemek ve bunun için Allâh’ın fiilini ve kaderini beklemelidir. Kendisinin hiçbir özel gayreti ve talebi olmaksızın Allâh tarafından her kim gönderilirse onu kabul edip terbiye etmelidir. O zaman müridinin terbiyesinde başarıya ulaşır ve mürid de hızla gelişim gösterir. Müridini özel olarak kendisi seçmekten kaçınmalıdır; aksi halde mürid hakkında başarıya ulaşma ve onu koruma imkânı kalmaz.

Himmetiyle onu terbiye etmeli ve onda herhangi bir eksiklik veya gevşeklik gördüğünde sırrını kontrol altında tutmalıdır.
Müridinin sırrını saklamak ve onun kendisine açtığı hallerini kimseyle paylaşmamalıdır. Şeyhin, müridinin hallerinden haberdar olması ya bir lutf-i İlâhî olarak İlmî ledünnî yoluyla ya da müridin kendisine bizzat söyleyip başkasına söylememesini istemesi yoluyla olur. Her iki durumda da şeyh, onun sırnnı başkalarına ifşa etmemelidir; çünkü bu bilgiler ona emanet edilmiştir. Nitekim şöyle denilmiştir:

“Ehl-i kemâlin gönülleri sırlara kabir olur.”

Dolayısıyla şeyh, müridlerin sırlarını sakladıkları bir hazine ve kendilerini buldukları bir sığmak olmalı, müridler şeyhin desteğini her an arkalarında bilmelidir. Şeyh, müridlerinin yola tutunmalarını sağlamak; onların nefret ettirip yoldan uzaklaştırmamalıdır.
Müridde, dine aykırı bir hal ve tavır gördüğünde onu gizlice uyarıp öğüt vermeli; müridin fiili, dinin inanç veya ibadet esaslarına ilişkin temel
bir hususa aykırıysa veya mürid sahip olmadığı bir halin kendisinde bulunduğunu iddia ediyor ya da amelini beğeniyorsa bir daha böyle bir şey yapmaması konusunda onu ikaz etmelidir. Böylece kendini beğenmekten onu korumuş ve hâllerini ve amellerini gözünde küçültmesini sağlamış olur; helâk olmasının önüne geçer. Çünkü kendini beğenmek kişiyi Allah’ın gözünden düşürür.

Müridlerinin tamamına nasihat etmek isterse onlan toplayarak, “Duyduğuma göre içinizden biri şöyle bir iddiada bulunuyormuş veya şöyle diyormuş ya da şöyle bir günah işliyormuş” vb. bir üslupla gördüğü kusur ve hata neyse onu söylemeli ve bu yolla onlara öğüt verip günahlardan sakındırmalıdır. Kesinlikle içlerinden birinin adını zikrederek onun böyle bir şey yaptığını söylememelidir; çünkü bu onu sûfîlik yolundan soğutacaktır. Şeyh, onlara sert konuşup kaba davranır, sırlarını ortaya döker, arkalanndan çekiştirir, kusurlu yanlanın diline dolarsa müridleri ondan soğur ve bir daha onun yanma gelmek istemezler. Üstelik bu, sûfîlik yolunun yolculannın halkın gözündeki imajını zedeler ve Allah’ın velî kullanna karşı duyduklan sevgiyi azaltır. Bundan dolayı şeyh, bu konuda çok dikkatli olmalıdır. Şayet elinde olmayarak böyle bir hata işler ve hatasını tedarik etmek için hiçbir yol bulamazsa bulunduğu velayet makamından kendini azletmeli, müridlerinden aynlarak kendini eğitmekle uğraşmalı ve bu kusurunu giderecek ve kendini terbiye edecek bir şeyh aramalıdır. Böylesi büyük kusurlara sahip olan birinin posta oturup Allâh’a gidilen bu yolda müridlerin önünü kesmesi doğru değildir.