Dinimize Göre Düğün Nasıl Olmalıdır?

By | 3 Şubat 2015

dinimize-gore-dugun-nasil-olmalidir   Düğün merasimlerini İslâmın umumi haram ve helâl esasları çerçevesinde düşünmek gerekir. Çünkü evlenecek kimselerin yaşadığı çevre şartları, örf ve âdetler çeşitlidir. Bunları teker teker tahlile tâbi tutup ayıklamak çok güç olacağından bu merasimlerde aranacak vasıf,
İslâma zıt olmamasıdır.
O ünnette belirtildiğine göre, nikâhta aranan şartlardan birisi de ilân edilmesidir. Böyle bir ilân meşrû evlilikle gayr-ı meşru beraberliği birbirinden ayırır. Bu hususu Peygamber Efendimiz (a.s.m.) “Bu evlenme işini ilân edin, halka duyurun” buyurarak tavsiye eder.
Hangi erkeğin hangi kızla, kimin oğlunun kimin kızıyla evlendiği çevreye duyurulmalıdır. Evlilik merasimi olan düğünün açıktan, çevrenin geleneklerine göre İslâmî çerçevede kalmak kaydıyla birtakım eğlence ve şenliklerin yapılması bu “duyurma” işini gerçekleştiren şeylerdir.
Düğünler birer sevinç ve sürür günüdür. O gün herkes sevinçlidir, neşelidir. Bu sevinç, bazen birtakım eğlence ve oyunlarla süslenerek dile getirilir. Fakat bu oyun ve eğlencelerdeki ölçü nasıl olmalıdır? Söylenecek türkü ve şarkılarda, oynanan oyunlarda mubahlık ve haramlık ölçüsü nedir?
Esas itibariyle, bizzat kendisi güzel olsa da, dinen yasak olan bir fiilin işlenmesine sebebiyet veren hareket meşru görülmez. Makamla söylenen sözlerde, oyun ve eğlencelerde haram olan unsurlar bulunuyorsa ona göre hüküm alır.
Bunun için, “Yetimâne hüzünleri, nefsânî hevesatı tahrik eden sesler haramdır.” Aynı şekilde tek başına veya musikî aletleri eşliğinde söylenen parçalar, hayatta olan bir kadını vasfediyor, içki içmeye teşvik ediyor, fazla vakit kaybına, kişinin birtakım görevleri yapmasına engel oluyorsa helal sınırını aşmış olur. Söyleyen de, din¬leyen de aynı şekilde sorumlu olur.
Bunun yanında “ulvî hüzünleri, Rabbani aşkları îrâs edip” hatırlatan sesler; hikmet, ibret dolu ifadeleri içinde bulunduran çiçek, gül, yeşillik, renk, su ve buna benzer güzelliklerle, bir fitne uyandırmayan ve muayyen olmayan bir insanın güzelliğini dile getiren sözlerle şarkı ve türkü söylemek mubahtır.
Hz. Âişe’nin (r.a.) bir rivayetine göre Resul-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) Ensar’dan bir zâtın düğününün olduğunu haber aldı ve şarkı söyleyebilen cariyelerin kendi aralarında şu beyitleri söyleyerek eğlenebileceklerine cevaz verdi ve “Ensar eğlenceyi sever” buyurdular.
Size geldik, size geldik,
Allah bize de size de ömür.
Esmer çiğit tanesi olmasaydı,
Vadinize inmezdik.
Musikî âletleri ise, çalındığında nefsânî hevesleri tahrik etmiyor, insanları kötülüklere teşvik etmiyorsa nikâhı ilân, evlenmeyi duyurmak maksadıyla çalınması mubahtır.
Hadis-i şerifte Peygamberimiz (a.s.m.), “Haram beraberlikle helâl beraberlik arasındaki fark; evlenmek, def çalmak ve duyurmaktır”
buyurarak esas itibariyle meşru dairede kalmak kaydıyla müzikli düğün merasimi düzenlemenin mubahlığına işaret eder.
Hatta bunun içindir ki, sırf nikâhı ilân etmek maksadıyla davul, zurna ve boru gibi musikî âletlerinin düğünlerde çalınabileceğine cevaz verilir.
Davul ve zurna bazı yerlerde olduğu gibi kahramanlık türküleri ve mehter marşlarının söylenmesine eşlik edince meşru çerçevede kalmış olur. İnsanın şehevî duygularına hitap etmediği için mubah sayılır.
Fakat bugünkü düğünlerde davul-zurnanın eşliğinde yapılan merasimlerde gayr-ı meşru unsurlar karıştığından, onlar da haliyle haram yolda kullanılıyor. Bunun için de çalınmasına ruhsat verilmiyor
Düğünlerde ve diğer zamanlarda müzik eşliğinde oynanan oyunlara gelince, bunun da birtakım şartları vardır. Bir kere çalman âlet ve söylenen parçalar belli çerçevede kalmalıdır.
Oyun tutan kimseler yalan ve kötü sözler söylememeli, başkalarına gösterilmesi haram olan avret yerlerini açmamalı, kadınlar kendilerine nâmahrem olan erkeklerin yanında oynamamalıdır. Oyun esnasında bunlardan birisi olursa, mesele meşruluktan çıkar.
İmam Gazali, düğün, bayram ve şenlik günlerinde erkeklerin kendi aralarında oyun tertip etmelerinde, oynamalarında bir sakıncanın olmadığını kaydederek, ancak kadınların erkekler karşısında oynadığı oyunun caiz olmadığım söyler.
Oyunun meşruluğuna delil olarak da Peygamberimizin (a.s.m.), Mescid-i Nebevi’de Habeşlilerin kılıç kalkan oyununu Flz. Âişe ile birlikte seyretmelerini zikreder. Bu durumu Hz. Âişe şöyle anlatır:
“Bir bayram günü Habeşliler kalkan ve mızrak oyunu oynuyorlardı. Ben bakmak için Resulullah’tan (a.s.m.) izin istedim, o da razı oldu.”1
Bunun için düğünlerde kadınlar kendi aralarında, yabancı bir erkek olmadan oynayıp eğlenebilirler. Aynı şekilde erkekler de yukarıdaki şartlar ve meşru ölçüler çerçevesinde eğlenip oynayabilirler. Bu şekilde oynamak mubah olduğu gibi, onları seyretmek de mubahtır.
Bütün bunlar tamamen ihtiyarîdir, kişinin arzusuna bırakılmalıdır. “Düğün sahibidir, yakınıdır” diye mecbur tutulmamalıdır.
Düğünlerde dikkatten uzak tutulan önemli bir husus da, kadınlarca yapılanlardır. “Düğündür, dernektir, ne yapılsa mubahtır” gibi yanlış bir kanaate varılması sonunda en güzel elbiselerini giyip, takılarını takıp, süslenip püslenerek namahrem olan erkeklerin dikkatini çekecek şekilde ortalarda dolaşıyorlar.
Eğlenip oynarken yine aynı şekilde yabancı erkeklerden sakınmayarak meşruiyet sınırını aşıyor, bilerek veya bilmeyerek günaha girmiş oluyorlar. Bu gibi yanlışlıklardan da uzak durulmalıdır.
Düğünler, sünnetteki tavsiyelere uyularak, İslâmm nezahet ve temizliği çerçevesinde yapılırsa aynı zamanda güzel bir örnek olur.
Çünkü evlilik gibi ebedî bir hayat arkadaşlığının temeli geçici dünyevî heveslerin, çürük ve bâtıl âdetlerin üzerine kurulmamalıdır.
Buna hassasiyet gösterecek Müslümanların artması, aynı zamanda yaygın bir belâ gibi düğün merasimlerimize musallat olmuş örf, âdet ve millî geleneklerimize ters hareketlerden bizi milletçe kurtaracaktır.
Unutulmamalıdır ki, güzel örneklerin artması nisbetinde şikâyetçi olduğumuz kötülüklerin önü alınacaktır. Yoksa hem şikâyetçi olup, hem de nefsimizi tesirinden kurtaramazsak, yanlışlıkların önü alınmaz.
Düğünlerde sünnet olan ve onu mânâlandıran güzel alışkanlıklardan birisi de düğün dâveti ve ziyafetleridir. Bu hususta hadis-i şeriflerde teşvik edici tavsiyeler vardır. Peygamber Efendimiz (a.s.m.) Hz. Zeynep’le evlendiklerinde bir koyun keserek sahabe-i kirama ziyafet vermişti.
Hz. Abdurrahman bin Avf’m evlendiğini öğrenince, ona da şöyle buyurmuştu: “Allah sana mübarek kılsın, bir koyun kesmek suretiyle de olsa düğün ziyafeti ver.”
Düğünler eş dost, akraba ve çevre ile birlikte yapılır. Bu da daha ziyade dâvet usûlüyle yapılır. Böyle bir dâvet geldiği zaman da gitmek gerekir. Bu, hem dinî bir görev, hem de, İslâm kardeşliğini pekiştiren bir haldir. Bunun içindir ki Resul-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) bunun ihmal edilmemesi hususunda şöyle buyururlar:
“Biriniz yemeğe dâvet edilince hemen icabet etsin. Artık isterse yer, istemezse yemez.”
Ciddi bir mâzeret olmadığı takdirde düğün dâvetlerine gitmek bir Müslüman kardeşimizin gönlünü hoş edeceği gibi, aynı zamanda bir sünnetin yerine getirilmesini sağlamış olur.
Fakat bu düğün İslâma aykırı davranışların açıkça işlendiği bir düğün ise, bu kişinin bilgisine göre değişik hüküm alır. Dâvet edilen kimse bu düğünde içki içilmesi, çalgı çalınması gibi meşru olmayan işlerin işleneceğini biliyorsa, buna katılmaması gerekir. Çünkü böyle bir dâvete icabet edilmez.
Fakat dâvet edildiği halde günahların işlendiğini bilmiyorsa, oturup yemeklerinden yiyebilir. İşlenen günahlara engel olabiliyorsa engellemeye çalışır; şayet gücü yetmiyorsa sabreder.
Ancak bu şahıs toplumun ileri gelenlerinden, örnek alman bir kimse ise gitmemesi daha uygundur. Fakat dâvete katıldığı zaman birtakım gayr-ı meşru hareketlerin önüne geçebilecekse, yahut kendisinin orada bulunmasıyla insanlar bazı haramları işlemeyecekse gitmesi uygun olur. Çünkü bunda günaha ve kötülüklere engel olma söz konusudur.
Düğünlerde ve ziyafetlerde yapılan bir yanlışlık da, zenginlerin ve itibarlı kimselerin çağınlıp fakirlerin ihmal edilmesidir. Bu âdeti hoş görmeyen Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bu hususta şu ikazda bulunurlar: “Kendisine zenginlerin çağınlıp fakirlerin çağınlmadığı dâvet yemeği ne kötü bir yemektir.”