Yalan, Vicdan Zehirlenmesidir…

By | 18 Şubat 2015

Yalan, Vicdan Zehirlenmesidir...Yalan, Vicdan Zehirlenmesidir…

Ünlü Alman Psikolog Hans Zulliger, Çocuk Vicdanı ve Biz isimli eserinde, “Çocuklar eğer korku ve baskı görmeselerdi, yalanın ne olduğunu bilmezlerdi.” diyor.
Evet, yalan insan fıtratına aykırı bir davranış bozukluğudur ve aslında çocuklar yalan söylemek istemez. Ancak buna zorlandıklarında yalanı alışkanlık haline getirirler.
Yalan, kişiliği koruma ihtiyacından kaynaklanır
Örneğin mükemmeliyetçi annenin elinde çırpınıp kendi kişiliğini geliştirmeye çalışan iki kardeş düşünün. Birlikte odalarında oyun oynarken birdenbire tartışırlar. Çıkan kavganın sonunda masanın üzerinde duran değerli vazo kırılır. Sesi duyan anne isini gücünü bırakıp odaya hısımla girer. Bir yanda saç bas birbirine girmiş iki kardeş, diğer yanda kırılan o güzelim vazo. Anne, “Kim kırdı bu vazoyu? Çabuk söyleyin bana.” dese çocukların o sıradaki psikolojisi sizce nasıl olur?
Eğer vazoyu kıran çocuk ortaya çıkıp, “Anneciğim ben kırdım.” dese sinirli annesinin elinden zor kurtulur. Böyle bir atmosferi oğluna-kızına yasatma olasılığı yüksek anne; çocuğun, izzetini korumak için yanlış bir yola sapmasına neden olur ve “Ben kırmadım.” der. Çocuğun böyle söylemesi davranış bozukluğudur elbette. Fakat üzerinde oluşan psikolojik baskının neticesiyle çocuk gururuna ve onuruna dokunulmaması için bu kötü yola başvurur. Daha da önemlisi ilk yalanlar çoğu defa benzer sebeplerle baslar.
Başlangıçta kendi üzerindeki baskıdan korunmak için yalan söylemeye adım atan çocuk, daha sonra yalanın ne kadar da ise yaradığını (kendince) öğrenerek kazandığı bu alışkanlığı hayatının değişik safhalarında uygulamaya başlar.
Kırılan bir değil, binlerce vazo mu; yoksa çocuğun yalan söylemeye zorlanması mı daha önemlidir?
Ebeveynler eğer bir yalanın çocuğun dünyasında nasıl zehir etkisi yaptığını bilse; hiçbir anne-baba elini
beline koyup, “Bu vazoyu kim kırdı?” sorusunu sonsuza dek sormaz, hatta bu bilgiyi merak dahi etmezdi.

Yalan, insan fıtratına aykırı bir davranış bozukluğudur.

Hangi yas grubu olursa olsun, ister 3 yaş ister 5 yas; çocuk kendi üzerinde ciddi baskı hissediyorsa insan olmanın gereğini yerine getirir. Baskıya boyun eğmemek için kendini kurtarmaya çalışır ve en ilkel yönteme yani “yalan”a başvurur.
Birçok annebaba, çocuklarını eğitirken “Ölüme gideceğini bilsen dahi asla yalan söyleme kızım-oğlum” der. Aynı çocuğun yaptığı bir hata karsısında ise maalesef ebeveynler aynı asil tutmu sergileyemez, hoşgörü ve tevazuyla yaklaşamaz çocuklarına.
Halbuki duygusal ve psikolojik baskıyla adam edilmeye çalışılan çocukların büyük bölümünün ortak özelliği yalancılıktır. Yalan konusunda ustalaşmış hangi yetişkinin çocukluk yıllarına bakılsa hep aynı manzara çıkar ortaya.
Anne-babalar yetiştirip evlendirdiği, toplum içine gönderdiği çocuğunun yalan söylemesinden utanmak istemiyorsa ona baskı yapmamalıdır. Ama günümüz ebeveynlerinin çoğu çocuk terbiyesinde baskı, duygusal ve psikolojik şiddet kullanır.
Birçok anne-baba çocuğunun baskı altındayken yalancılık özelliği kazanacağından habersizdir. Bunun yanında “Sakın yalan söyleme, seni mahvederim.” diye tehdit ederek çocuğun kişiliğini de bozarlar. Çünkü çocuk bir yandan üzerindeki baskıdan dolayı yalan söyleme ihtiyacı duyar, diğer yandan da yalan söylerse karsılaşacağı ikinci bir baskının tehdidi altında hisseder kendini.

Yalan, öğrenilen bir davranıştır

Baskıya boyun eğmek istemeyen çocuklar yalana başvurur.
Yalan aynı zamanda öğrenilen bir davranıştır. Çocuk yolunda gitmeyen bir şeyin nasıl çözüleceğini anne- babasından görerek öğrenir. Mesela ebeveyn kendi zavallılığının adını ‘pembe yalan’ dahi koysa yalan, her zaman yalandır. Çocuk nasıl yalan söylendiğini ebeveyninden asla öğrenmemelidir. Bu tarz bir anne-babalık çocuk açısından çok acı verici olduğu gibi; yıllar sonra yetiştirdiği çocuğun halini görmek açısından da ızdırap verici bir durumdur.
Örneğin, dersini yapmadan okula giden çocuğunu, “Oğlum dün aksam ödevini yaptı, ama aceleyle evden çıktığımız için masanın üzerinde kalmış dosya. Yarın getirsek olur mu öğretmen hanım?” diyerek korumaya çalışan anne, bu sahneyi çocuğuna yaşatırken onun vicdanını zehirler. Zira yalanın hangi durumlarda ise yaradığını, nasıl utanmadan yalan söyleneceğini ebeveyninden öğrenir çocuk, ileriki yıllarda birçok probleme zemin hazırlayacak “kabiliyeti” birkaç dakika da çocuğuna öğrettiğini bilse aslında yalanın “y”sini bile ağızlarına almazlardı anneler-babalar.
Anne-babalık bir izzet ve gurur abidesidir. Hiçbir çocuk, annesinin yalan söyleyebilecek kadar küçüldüğünü, bayağılaştığını görmekten memnun olmaz, onlarla gurur duymaz.
Çocuk yetiştirmek hassasiyet ister. Belli değerlere sıkı sıkı sarılmak şarttır ve belki de bu değerler içinde en önemlisi dürüstlüktür.

Çocuk dünyası ve yalan

Çocuk dünyasında “yalan” olarak tanımlanmayan birtakım davranışlar vardır ki, anne-babalar bu konuda mutlak surette bilgi sahibi olmalıdır.
Bu açıdan bakıldığında, çocukların 6 yasına kadar söyledikleri birtakım gerçek dışı beyanlara “yalan” diyemeyiz. Zira 6 yasından küçük çocuklar henüz hayal dünyasıyla gerçekleri tam ve net şekilde ayıramadıkları için bazen hayal dünyasında canlandırdıkları bir şeye kendileri de inanır ve sanki gerçekmiş gibi etrafındakilerle paylaşır. Böylesi bir durumda ebeveynlerin paniğe kapılmalarına gerek yoktur. Zira çocuğun buradaki sözleri, bizim anladığımız manada yalan değildir.
Örneğin 3 yaşındaki bir çocuk, bazen hayalî olarak okula gider. Okulda öğretmeniyle konuşur. Hatta ona bir kalem hediye eder. Çocuk öğretmenin kendisine hediye ettiğini düşündüğü bu kalemi ablasının çantasından izinsiz olarak alıp kullanmaya başlar. Ablası, “O benim kalemim, bana ver onu.” dese de çocuk inatla, “Senin değil. Bana bu kalemi öğretmenim hediye etti.” diye kendini savunur. Böyle bir durumda anne-baba asla, “Seni gidi yalancı. Ver bakayım ablanın kalemini. Sen okula bile gitmiyorsun daha. Ne öğretmeni bir de!” diyerek çocuğu incitmemeli, ezmemeli, pembe hayal dünyasını siyaha dönüstürmemelidir.

Yalan söyleyen çocuk için ne yapılmalı?

Çocuklarda 6-7 yaşından sonra yalan söyleme alışkanlığı devam ediyorsa işte o zaman anne-baba önce kendini, sonra çocuğun çevresini, daha sonra da çocuğu bir kere daha
gözden geçirmelidir. Zira yalan alışkanlığı başlamış çocuğun mutlaka bu kötü alışkanlığı kaptığı bir yer vardır. Bu, bazen bir televizyon dizisi, okul arkadaşı, bazen de ebeveynin bizzat kendisi ya da evde gereksiz yere yük-selmiş gerilim olabilir.
Hangi sebeple olursa olsun, 6-7 yasını geçmiş bir çocuk gündelik hayatında yalana başvuruyorsa biz buna “davranış bozukluğu” deriz.Böyle bir durumda anne-baba birtakım tedbirler almak zorundadır. Yalan söyleyen çocuğa, “Sakın bir daha yalan söyleme, seni… yaparım!” demek çözüm değildir. Zira çocuk zaten baskı ve korku yüzünden yalan söylüyorsa bu tutum yalan konusunda daha da profesyonelleşmesine sebep olur.
Yalan söyleyen çocuğun yalanına vurgu yapılmamalı ve çocuğun yalanı yüzüne vurulmamalıdır hiçbir zaman. Böyle olursa çocuk kendini “yalancı” diye etiketler ve yalanla başlayan davranış bozukluğu “kişilik” zaafını da kabullenmeye doğru gider. Oysa çocuk her ne olursa olsun asla kişiliksizliği kabullenmemeli ve bunu kendine yakıştırmamalıdır.
Yalan söyleyen çocuğa akşamları yatmadan önce hikâyeler anlatılmalı ve bu hikâyelerde yalan söyleyenlerin nasıl da yanlış bir davranış sergilediği resmedilmelidir. Yalnız çocukla hikâye içindeki kişiyi özdeşleştirecek ifadelerden kaçınılmalıdır. Örneğin çocuk 7 yasında ise hikâye içinde yalan söyleyen ve daha sonra bu kötü alışkanlıktan kurtulan kişi asla 7 yasında olmamalıdır. Çocuk hikâyedeki kişinin kendisi olup olmadığını sorsa dahi anne-baba “hayır” diyerek sebebini ona izah etmelidir.