Zekeriya Ve Yahya A.S.

By | 13 Mart 2015

zekeriya-ve-yahya-a-s   Kâ’bül Ahbâr (R. Anh) Hazretleri dedi ki:

— Süleyman (A.S.)’m iki oğlu vardı. Birinin adı Rehib’am idi. Birinin adı da İmrân’dı.

Zekeriyâ (A.S.), Rehîb’am neslindendi. Yâni Süleyman (A.S.)’ın oğlunun oğullarındandı. Zekeriya (A.S.)’m karısının adı Elyasa idi. Ve Imrân’ın karısının adı Hanne idi. Zekeriya (A.S.)’a peygamberlik gelmezden önce kendisi dülgerlik yapardı. Ve Beytül Mukaddes’e gider, ibâdet ederdi. Bir gün Cebrail (A.S.) Zekeriya (A.S.)’a geldi. Selâm verdi. O da selâmını aldı ve:

— Sen kimsin? diye sordu. Cebrail de:
— Ben Cebrail’im. Hak Teâlâ Hazretleri sana selâm söyledi ve sana diyor ki: «Seni İsrailoğulları ve kavmine Peygamber kılıp davete gönderiyorum. Var, onları benim ibâdetime çağır. Beni zikretsinler. Sen de beni her dem zikreyle, beni unutma. Beni her kim unutursa, ben de onu Rahmetimden uzak tutarım. Ve her kim beni anarsa ben de onu Rahmetimle anarım!» dedi.

Zekeriya (A.S.) bu sözleri işitince, hemen secde kıldı. Ve Beytül Mukaddes’ten çıktı. İsrâiloğullarının yanma vardı. Onları dine davet etti. Kimisi imana geldiler ve Zekeriya (A.S.) onların içinde birçok zaman kaldı.

Bundan sonrasını bilmek gerektir ki İmrân’m karısı Hanne’den Meryem nasıl doğdu? Ve Zekeriya (A.S.) Hazret-i Meryem’i kendi yanma nasıl almıştı?

Tefsir ehli derler ki:

— «Zekeriya (A.S.), Hazret-i Meryem’e bir mihrab yaptı. Kapısını yüksek bir yere koydu. Hazret-i Meryem bu hücreye girer, fakat dışarı çıkmazdı. Hattâ, aybaşısı gelince, âdet görürdü. Zekeriya (A.S.) Hazret-i Meryem’i mihrabdan aldı. Meryem’in teyzesi olan kendi karısının evine götürdü.»
Mukâtif (R. Anh) der ki:
— «Hazret-i Meryem aybaşı halinden temizlendikten sonra boy abdesti aldı. Yine mihraba gitti, oturdu.
Zekeriya (A.S.) ne zaman Hazret-i Meryem’in hücresine varsa, yazın kış yemişi, kışın da yaz yemişi bulur, ona götürürdü. Bir gün Zekeriya (A.S.) Hazret-i Meryem’e:
— Bu yemişler neredendir, biliyor musun? diye sordu. Meryem de:

— Allahü Tebareke ve Teâlâ Hazretlerindendir. O, kime isterse ona hesapsız rızık verir.»
Nitekim Allahü Tebareke ve Teâlâ Hazretleri: İnnallahe yerzuku men yeşâü bi gayri hisap = Allah dilediğine sayısız rızık verir” diye buyurmuştur.
Hazret-i Haşan (R. Anh) demiştir ki:
— Zekeriya (A.S.): «Yâ İlâhi bana ihtiyarlığım vaktinde bir oğlan ver!» diye duâ etti. Sonra mihrabına girdi. Biraz sonra bir melek gelip ona:
— Yâ Zekeriya! Hak Teâlâ Hazretleri sana bir oğlan müjdeliyor, adı Yahya’dır! dedi.
Nitekim Hak Teâlâ şöyle buyurur:
«Haberin olsun, Allah sana Yahya adındaki çocuğu müjdeliyor. O Allah’tan gelen bir kelimeyi tasdik edecek, kavminin efendisi, nefsine hâkim bir kimse olacak, doğru yolu tutanlardan olacaktır.» (Ali îmrân sûresi, âyet: 39)

Kimileri der ki:

— Yahya (A.S.)’a Yahya denilmesinin sebebi, O’nun ölmemiş olmasındandır. Çünkü O’nu Hak Teâlâ Hazretleri şehid etti idi ve ölmemişti. Yahut Allahü Teâlâ Hazretleri O’nu ibâdet ile diri eyledi. Hiçbir zaman günah işlemedi ve işlemeye de kastetmedi.
Peygamberimiz Muhammed Mustafa (S.A.V.) Hazretleri buyurdu ki:
— Yahya (A.S.) asla günah işlemedi, işlemeye de kalkmadı. Hasûr olduO). Bundan dolayıdır ki elinden geldiği kadar kadınlardan sakınırdı. Amma Zekeriya (A.S.) ise:
— «Ben kocamış biriyim, pirim ve karım da kocamıştır. Kısırdır, bizden nasıl oğlan doğar?» derdi. Zekeriya (A.S.) o zaman doksan dokuz yaşındaydı. Hanımı da doksan sekiz yaşındaydı.
Nakledilir ki:
— İlk yaz ayının yirmi beşinci günü Yahya (A.S.) dünyaya gela; Ve cihanı şereflendirdi. Otuz yaşma girdiği zaman Hak Teâlâ O’na vahyedip dedi ki:
Ey Yahya! Tevrat’ı gücünle tut. Ona sıkı sarıl» (Meryem sûresi, âyet: 12)
Biz diline, çocukken ilim ve hikmet verdik.» (Meryem sûresi, âyet: 12)
Hazret-i Haşan (R. Anh) dedi ki:
— Bir gün Yahya (A.S.) Hazret-i İsâ (A.S.)’a: «Sen benden yeksin!» dedi. İsâ (A.S.) da O’na şu cevabı verdi: «Belki sen benden yeksin, ;unkü Hak Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri sana selâm verir. Ve ben :se kendime selâm veririm. Öyle olunca sen benden yeksin!» dedi.
Nakledilmiştir ki, Yahya (A.S.) o kadar ağladı ki gözlerinin yaşı yüzünün üstünde izler bırakmıştı. Allahü Teâlâ Hazretlerinden o kadar korkardı.
Yine nakledilmiştir ki, Zekeriya (A.S.) ne zaman vaaz etse, eğer Yahya (A.S.)’ı orada görmezse o vakit Cehennemi anlatırdı. Eğer :rada ise Cennet’i söylerdi.
Bir gün Zekeriya (A.S.) vaaz ederken, halka göz süzdü. Yahya A.S.) başını yakasının içine çekmiş, onu dinlemekteydi. Zekeriya (A. S. onu göremeyince Cehennem’den haber verdi, ağladı. Ve:
— Cebrail (A.S.) bana haber verdi, Cehennem’de bir dağ vardır, iedi. Ona SEKRAN derler. Bu Sekran dağının içinde bir dere vardır. O dereye de GADBAN derler. Ve derede ateşten bin kuyu vardır. Her kuyunun derinliği iki yüz yıllık yoldur. O kuyuların içinde ateşten tabutlar vardır. Ve her tabutun içinde ateşten kaftanlar ve zincirler bulunmaktadır,
Yahya (A.S.) bu sözü işitince yerinden doğruldu:
— Vah Sekran’dan, vah Gadban’dan deyip dağlara doğru yürüdü, gitti.
— Zekeriyâ (A.S.) ile karısı, onun ardına düştüler, yolda koyun cuden bir çoban gördüler. Ona:

— «Ağlayarak geçen bir erkek gördün mü?» diye sordular.

Çoban:
— Filân geçitte öyle bir kimse gördüm:
— “Benim, yerim Cennet midir, ya da Cehennem midir? Bilemeyince yemek yemem, su içmem! deyip ağlıyordu.” dedi. Babası ve annesi varıp onu buldular. Anası:
— “Seni karnımda taşıdığım hakkı için ve südümü içtiğinin hakkı :çin şu arpa somununu al, benimle birlikte eve dön!” dedi. Yahya A.S.) anasının sözünü işitince kalktı, onunla birlikte eve döndü. Zekeriyâ (A.S.) da:
— Ey oğul! dedi. Benim de dileğim şu cübbeyi giymendir. Yahya (A.S.) da cübbeyi aldı, giydi. Anası mercimek yemeği pişirdi. O da yedi ve uyudu.
Rüyasında kendisine şu sözler söylendi:

«Ey Yahya! Benim evimden daha yek ve daha güzel ev mi buldun? Ve benim komşuluğumdan daha yek komşu mu vardır?.. Ey Yahya! Benim izzetim, ululuğum hakkı için eğer Firdevs Uçmağını görseydin iştiyakından, etin ve yağın erirdi. Eğer Cehennem’i görseydin, jöne etin ve yağın erirdi. Gözlerinden yaş yerine kan ve sarı irin akardı.»

Yahya (A.S.) uyandığı zaman ağladı ve anasına, babasına:

— Benim hırkamı verin, cübbenizi alın! dedi.
Yahya (A.S.)’ın gözyaşları ve ağlayışları çoğalınca Hak Celle ve Alâ Hazretleri onu esirgedi ve «Cehennem’i sana haram eyledim dedi. Hepsinin gönlü emin olup ibâdetlerini artırdılar. Ve Hak Teâi? Hazretlerinin Cemâlini görmek için hepsi çok şükürler ettiler.
Allahü Zülcelâl Hazretleri de Bâbil’den bir padişah gönderdi. Ona «Herdos» derlerdi.

O hükümdar:

— Eğer Kudüs’ü alırsam bütün halkını öldüreceğim. Ve onlar: kanı benim askerlerimin arasından seller gibi aksın! dedi.
Haris İbni Eş’arî, Peygamber (A.S.)’dan şunu nakleder:
— Peygamber (A.S.) dedi ki: «Yahya (A.S.) bir gün Şeytan ile buluştu. Şeytan’a:
— Ey İblis! Senin için en sevgili kimdir? Ve en büyük düşmanı yine kimdir? Bana haber ver dedi.
Şeytan da:
— En sevgili kişi, mü’min olup da tamahkâr olan kişidir. En büyük düşmanım da fâsık olduğu halde cömert olandır, dedi. Yahya (A.S.) sordu:
— Niçin ve neden?
Şeytan cevap verdi:
— Çünkü benim için en sevgili olan tamahkâr mü’minin tamahkârlığı bana yeter. Cömert olan fâsıktan da bir gün tevbe eder diye korkarım. Çünkü Hak Sübhânehu ve Teâlâ onun tevbesini kar. edip onu veliliğe yüceltebilir. Eğer bunu sen sormamış olsaydın haberi kimseye söylemezdim!» dedi.