Hazret-İ Dâniyal

By | 13 Mart 2015

hazret-i-daniyal      İsrailoğullan Peygamberlerinden birisi olan Dâniyal, Hazret-i Dâvûd soyundandır. Hazret-i İsa’nın doğumundan 606 yıl önce henüz bir çocukken Bâbil Hükümdarı Buhtunnasır tarafından esir edilen İsrailoğullan arasında bulunuyordu. Binlerce tutsak arasında o da Bâbil’e götürüldü. Çok bilgin ve gaipten haber veren bir kişi olduğundan düşman hükümdarın sarayına alınmıştı. Çok rüyalar, yorumlayan, her yorumu gerçek çıkan bu genç, sarayın muabbir başısı yani (Baş Rüya Yorumcusu) oldu. Üzeyir (A.S.)’la aynı asırda yaşamıştır.
Hazret-i Dâniyal’a da Cenâb-ı Hak Peygamberlik ihsan etmişti. Bâbil hükümdarı onun kimliğini anlayınca kendisini vezir de yapmıştı. Ona hiçbir tutsak muamelesinde bulunulmadı. Fakat Bâbil’in ileri gelenleri bu hâli çekemediler. Onu kıskananlar arttı. Dâniyal A. S.)’ı gözden düşürmek için kışkırtmalarda bulundular. Hükümdara:
— Dâniyal, Peygamberlik taslıyor. Tek Allah’tan bahseder. «Sizin dininiz bâtıl bir dindir!» diyor. Sonra bizim yemeklerimizden de yemiyor! dediler.
Bu sözleri duyan Bâbil hükümdarının içine bir şüphe kurdu düştü. Yakın adamlarına:
— Bana vezir Dâniyal’i çağırın! dedi. O da emri alınca hükümdarın yanma koşup geldi. Hükümdar, Hazret-i Dâniyal’in yemediği yemekleri hazırlamıştı. Bunları onun önüne koydurttu.
— Bunlardan ye! dedi. O da elini bile sürmedi. Bâbil hükümdarı Buhtunnasır ona kızdı:
— Bunu zindana atın! dedi. Revil ve rüya tâbirini ilk icat eden Hazret-i Dâniyal olduğundan, zâlim hükümdar bir gün bir rüya gördü. Yıldızbakan rahiplerini saraya çağırttı. Onlara:
— Ben bu gece bir rüya görmüş bulunuyorum. Bu düşümü doğru tâbir ediniz. Yorumlayınız. Yoksa sizin hepinizin hayat zincirinizi kopartırım! dedi.
Yıldızbakan bilgiçler başbaşa verdiler:
— Yâ padişahımız. Düşünmek için bize izin ver! Bu haber zindana atılan Dâniyal (A.S.)’ın da kulağına gitti. Bâbil hükümdarına:
— Bu rüyanın yorumunu ancak ben yaparım! diye haber yolladı. Bunu haber alan Bâbil hükümdarı:
— Onu zindandan çıkarın. Bana gelsin! dedi.
Zindancılar onu yeniden özgürlüğe kavuşturdular. Hükümdarın katına ilettiler. Kral ona önce:
— Ben dün akşam bir rüya gördüm. O rüyam neydi? diye sordu. Ve baştan zorluk çıkarmak istedi. Dâniyal (A.S.) da şöyle dedi:
— Ey Kral Hazretleri! Siz dün gece rüyanızda tapındığınız ilâhlardan birini gördünüz! dedi. Hükümdar şaştı kaldı. Gerçekten dün geceki düşünde kendisi bir Bâbil ilâhı görmüştü. Sonunu merak ederek:
— Ya sonra? O nasıl bir ilâh?.
Dâniyal (A.S.) da:
— Dokuz baş altından, boynu gümüşten vücudu bakır madeni idi.
— Daha?..
— Bacakları da demirden, topuktan aşağısı ayakları da sırçadan bir heykeldi. Siz ona sakıncalıkla bakıyordunuz ki göklerde bir ateş belirdi. Bir gök taşı yana yana bu heykel halindeki ilâhın başına inmeğe başladı:
— Eee, sonra?..
— Ateşten bir taş hemen başına düştü. Acaip heykel paramparça oldu. Her parça dört bir yöne toz halinde dağıldı. Sonra şiddetli bır rüzgâr esti. Onun ufalanan zerrelerini uzaklara kadar dağıttı.
— Sonra?..
— Sonra da şu oldu hükümdarım. O Heykel parçalayan ateşten taş, daha da büyüdü, büyüdü. Koca Dünyayı kapladı. O zaman gözler önünde yer ve gök arasında o taştan başka hiçbir şeyi göremediler.
Bâbil hükümdarı:
— Sınavı kazandın Yâ Dâniyal! dedi. Gerçekten ben geceki rüyamda tıpkı tıpkısına bunları görmüştüm. Ama şaştığım bu ki yalnız benim gördüğüm bu düşü sen yanımda imişsin gibi nasıl bilebilirsin diye sordu. Hazret-i Dâniyal (A.S.) da bu rüyayı şöyle yorumladı:
— O ilâhın heykeli sizin hükümdarlığınızın bir alâmetidir. Başındaki altın yüceliğinizi temsil etmektedir. Gümüş olan boynu, sakn- natınızdaki çağın nısfıdır, orta yeridir. Bakır vücut, demir bacaklar Iran memleketinin bir işaretidir. Demir ayaklar ise, birçok yerleri ayaklarınızın altında ezebileceğine delildir. Dağılan tozlar ele geçireceğin yerlerin çok olacağını anlatmaktadır. Hükmün o yerleri rüzgârlar gibi sarsacaktır.
Bâbil hükümdarı bu yorumlamadan çok hoşlandı:
— Yâ Dâniyal! Sana çok teşekkür ederim! diyerek onu gerçek özgürlüğüne kavuşturdu.
— Artık serbestsin! dedi. Ama seni de bu iyi haberlerden ötürü üç şeyle mükâfatlandırmak isterim:
Birincisi şudur: Seni memleketine gönderip yakılıp yıkılan yerleri onarmanı isterim.
İkincisi de şudur: Sana bir Âmanname sunacağım. Memleketimde serbestçe dolaşacaksın. Sana kimse dokunamayacaktır.
Üçüncüsü de şu: Sarayımda kal. Saygın artsın, eksilmesin.
Dâniyal Peygamber de ona şu cevabı verdi:
— İsrailoğullarının memleketinin harap olması tek Allah’ın iradesi ile meydana gelmiştir. O yurdu onaramam. Bana vereceğiniz memlekette özgür dolaşma kâğıdına gelince buna da benim zaruretim yok. Çünkü ben Yüce Allah’ımızın korumasının kudretine sığınmışımdır. O halde yalnız sizin yanınızda kalmak bana en büyük iyilik olacaktır! dedi.
Bu dileğinin açıklanması üzerine Bâbil hükümdarı:
— Ben de seni sarayımın en seçkin memuru yapıyorum. Sen benim en hâs adamlarımdansın! dedi. Fakat günler geçtikçe zâlim hükümdar esir İsrailoğullarına zulüm ve şiddetini arttırmaya başladı. Bir heykel yaptırdı:
— Ey Israiloğulları! Bundan sonra bu Puta tapacaksınız! dedi. Hazret-i Dâniyal’i de kavminden ayırt etmedi.
— Bu puta sen de tapacaksın! dedi.
İsrailoğulları ve Dâniyal (A.S.):
— Hayır, dediler, biz atalarımızın dininden, hak yolundan ayrılmayız. Allah birdir. Putlar, bizim Rabbimiz olamaz! dediler. O zaman Bâbil hükümdarı “Arslan İni” denilen bir yeri işaret ederek:
— Bunları arslanlara atınız. Şu Dâniyal ile birlikte hepsini yediriniz! dedi. Hepsi Arslan İni’ne atıldı. Fakat vahşî hayvanlar bu Allah kullarının hiçbirisine dokunmadı. Hükümdar kızdı:
— Şehrin ortasında büyük bir ateş ocağı kurulsun. Bunlar o ocakta yakılsın emrini verdi. Bâbil’li hükümdarın adamları, ilk önce Dâniyal (A.S.)’ı, sonra âsi İsrailoğullarını ateşe attılar. Fakat kızgır ateş sanki soğuk bir yalın oldu. Onları yakmadı. Hükümdar bu hak görünce korktu:
Yâ Dâniyal! Seni ateş yakmıyor. Seni bağışlıyorum! dedi. Onu yine saraydaki ödevine döndürdü.
Aradan zamanlar geçti. Bâbil Kralı yine bir rüya gördü. İsrailoğulları Peygamberini yanına çağırttı:
— Akşam ben bir rüya gördüm. Onu bana yorumla! dedi. O da:
— Ey hükümdarım! dedi. Sen bu rüyana göre nice nice hayvan biçimleri alacak, sonra bu dünyaya veda edeceksin.
Gerçekten bu tâbir çok geçmeden Hazret-i Dâniyâl’in söylediği gibi meydana çıktı. Ve hükümdar öldü. Onun yerine oğlu tahta gecır oturdu. Ama bu yeni kral çok gençti. Sefahat âlemlerine daldı. Maşrapa maşrapa içkiler içerek eğlenceler düzüyordu.
Genç kral bir gün yine bir içki sofrası düzenlemişti. Herkes yiyor, içiyor, raksediyor, büyük zevk içinde, güya, dünyanın safasını sürüyordu. Birdenbire sarayın içki içilen Divanhanesinin duvarına kesik bir el üç söz yazdı ve gözden kayboldu. Bu Mıh yazısı ile yazılan sözeri okuyan genç Kralın tüyleri ürperdi. Gözleri faltaşına döndü.
— Acaba bu üç kelime bana neler söylemek istedi? dedi. Annes.
— Oğlum! Bunu ancak vezirin Dâniyal çözer. Onu buldurt de; Genç Kral da İsrail nebisini çağırttı. Saygı ile karşılayarak:
— Yâ Dâniyal! dedi. Dün akşam eğlence sırasında bize bir kes el  göründü. Salonumun duvarına:
İ — Tartı (Vezin)
2 — Günah
3 — Helak.
kelimelerini yazdı. Bu üç sözün bana öğretmek istediği şey nedir acaba? diye sordu.
Hazret-i Dâniyal da bu sözleri öğrenince onları şöyle yorumladı:
— Ey hükümdarım. Hak Teâlâ Hazretleri, senin bugüne kadar ömür boyu yaptığın işleri tarttı. Yaptığın iyilikleri hafif, günahlarını ¿gır buldu. Bundan ötürü sana bağışlanmış olan saltanatını senden çekip alacaktır. Seni böylece helak edecek, namını, izini ortadan kaldıracaktır.
Genç Bâbil Kralı bu tabiri duyunca büyük bir korkuya kapıldı. Uyku uyurken baskına uğramayım diyerek yatak odasının kapısına cır nöbetçi koydurttu. Bir geceydi. Genç hükümdar bu yatak odasından dışarıya çıkmıştı. Hava alacaktı. Odasının nöbetçisi:
— Eyvah! Hükümdarımızı öldürmeye birisi gelmiş! dedi. Karanlıkta tanıyamadığı Kralının üzerine atıldı. Onu hançerleyip öldürdü.
3öylece Tartı, Günah, Helak kelimelerinin manası ortaya çıktı