Zekat

By | 23 Temmuz 2014

feraceler

 

borc-paraAllah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ki onlar (kurtuluşa erenler) zekatlarını verirler.” (Mü’minun sûresi/4)

Ebu Hüreyre (r.a.) Rasûlüllah’tan şöyle rivayet etti:

Altın ve gümüşleri olup ta nisab miktarına ulaştığı halde, zekatla­rını vermeyenlerin kıyamet günü altın ve gümüşleri ateşte kızartılarak levha haline getirilerek, sahihlerinin vücutlarına yapıştırılacaktır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyurdu:

“Altın ve gümüşleri biriktirip Allah yolunda harcamayanları, bü­yük bir azabın beklediğini söyle! Kıyamet günü, altın ve gümüşler ateş­te kızartılarak, bunlarla sağları solları yanları ve sırtları dağlanır. İşte bunlar biriktirdiğinizdir. Biriktirdiğinizin tadına bakınız!” denir. (Tev- be/34-35)

Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle demiştir:

—                       Vay o zenginlerin haline ki, fakirler onlara şöyle der:

—                       Onlar bize haksızlık ettiler, üzerlerine farz olan zekatı vermediler. Allah-u Teâlâ’da bunu duyunca şöyle der:

—                       Büyüklüğüme yemin olsun ki, ey fakirler size yaklaşacağım onlar­dan uzaklaşacağım!

Bundan sonra Rasûlüllah (s.a.v.) şu ayeti okudu.

“O mallarda, dilencilerin ve mahrum kalanların hakkı vardır.” (Mearic sûresi/24-25)

Rivayet edildiğine göre, Peygamber (s.a.v.) miraç gecesi önleri ve ar­kalan yamalı ve hayvanlar gibi bağrışan ve zehirli dikenleri yiyen bir grub insan gördü. Peygamber (s.a.v.):

—                     Ey Cebrail onlar kimlerdir? diye sordu.

Cebrail:

—                     Onlar mallarının zekatlarını vermeyenlerdir. Onlar kendilerine zul­mediyor. Allah kullarına zulmetmez, dedi.

Rivayet edildiğine göre; tâbiinden bir grup Ebu Sinan’ı ziyarete gider­ler. Eve girip oturduklarında Ebu Sinan:

—                     Hadi komşunun kardeşi öldü onu taziyeye gidelim, der.

Bundan sonrasını Muhammed İbni Yusuf Fezyani şöyle anlatır:

—                     Beraber adamın evine gittik. Adam hüngür hüngür ağlıyordu. Ada­mı teselli etmeye ve taziye ederken ölümün hak olduğunu söyledik. Fakat o teselli ve taziyeyi işitmedi. Biz neden böyle ağlıyorsun diye sorduk:

Adam:

—                     Kardeşimin uğradığı azab için ağlıyorum, dedi. Biz:

—                     Allah sana gaybı mı bildirdi, dedik.

—                     Hayır. Ancak, kardeşimi mezara koyduktan sonra, herkes ayrıldığı halde ben orada kaldım. O esnada içeriden şöyle bir ses geldi.

-— Beni tek başıma azabımla bıraktınız. Oysa ben namaz kılar, oruç tu­tardım. Kardeşimin bu sesleri, beni ağlattı. Toprağı kaldırıp durumunu öğ­renmek istedim. Üzerini ateş kaplamış, boynunda da ateşten yapılmış bir halka vardı. Kardeşime acıdığım için boynundaki halkayı çekmek için elimi uzattım. Onun alevi elimi ve parmaklarımı yaktı, dedi.

Ellerini gösterdiğinde elleri ve parmakları simsiyah yanmıştı ve şöyle devam etti:

—                     Sonra üzerinin topraklarını attım. Şimdi nasıl ağlamıyayım ve hü­zünlenmeyeyim, dedi.

Biz:

—                     Kardeşin dünyada iken ne yapıyordu? dedik.

Adam:

—                     O mallarının zekatını vermiyordu, dedi.

Allah’ın şu ayeti bunu doğruluyor diyerek şu ayeti okuduk.

“Allah kendi faziletinden onlara bağışlamış olduğu maldan cimri davrananlar, kendilerince iyi yaptıklarını sanırlar. Aksine onlar, kendi­lerine kötülük yapmaktadırlar. Cimrilik edip de zekatlarını vermedikle­ri mallar, ahiret günü ateşten halka olarak boyunlarına takılır.” (Ali İmran/180)

O adama:

—                       Kardeşin ahirette azaba çekilmemek için azabı öne alınmıştır, diye­rek onu teselli ederek oradan ayrıldık.

Ebu Zer Gifari (r.a.)’nın yanına gelerek olayı ona anlattık ve dedik ki:

—                       Yahudi ve hristiyanlar ölüyor böyle bir şey görmüyoruz. Neden müslümanlar ölünce oluyor?

Ebu Zer: Şüphesiz ki onlar cehennemdedir. Fakat Allah müslümanları gösteriyor ki, ibret alasınız, dedikten sonra şu ayeti okudu:

“Görüp te ibret alan kendine iyilik eder. Gördüğünden ibret alma­yan zarardadır. Ben sizin başınızda koruyucu değilim!” (En’am/104)

Peygamber (s.a.v.)’den gelen habere göre Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle bu­yurdu:

—                       Zekatı vermeyenler, yahudi ve hristiyanlar gibi haşrolunur. Öşürle­rini vermeyenler mecusiler gibi haşrolunur. Öşürlerini ve zekatlaranı verme­yenlere melekler lânet eder. Peygamber (s.a.v.) şöyle devam etti: “Zekat ve öşürlerini vermeyenlerin şahitlikleri kabul edilmez. Ne mutlu, zekat ve öşür­lerini verenlere! Ne mutlu onlara ki, onların kabir ve kıyamet azabı yoktur. Allah onlara kabirde azab etmeyi yasaklar. Cehennemde yanmayı haram kı­lar. Zekatı verenlerin hesapsız, cennete girmesi vacip olur ve onlar, kıyamet günü susamazlar.