Merhametin Fazileti

By | 23 Temmuz 2014

kuran

 

çocuk olmaması“Cennete ancak merhamet sahipleri girer.”

Peygamber (s.a.v.)’in ashabı şöyle sordu:

—                       Ya Rasûlüllah (s.a.v.) hepimiz acıyanlardanız, dediler. Peygamber (s.a.v.) şöyle devam etti:

—                       Rahim “acıyan” sadece kendine acıyan değildir. Kendine ve başka­sına acıyan, rahimdir!..

İnsan kendine karşı merhametli ise, kendini Allah’ın azabından korur. Günahları terk eder. Tevbe ederek Allah’a itaat eder ve ihlasla kulluk yapar. Başkasına acıması; müslüman kardeşlerine eziyet etmemek ve onlara yar­dımla mümkündür.

Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:

—                       Müslüman, elinden ve dilinden insanların emin olduğu kişidir. Hayvanlara acımak, onların güçlerinin üzerinde onlara yük yükleme-

Başka bir hadiste Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

—                       Adamın biri bir gün yolda, giderken iyice susar. Bir kuyu başına gi­derek oradan suyu içer. Bu arada susuzluktan dili dışarı sarkmış bir köpek görür. Kendi durumunu düşünerek, köpeğe kuyudan ayakkabısıyla su verip içirir. Köpeğin susuzluğunu giderir. Adamın bu davranışı Allah’ın hoşuna gider ve bütün günahlarını bağışlar!

Eshap:

—                       Ey Allah’ın elçisi, hayvanlardan dolayı mükâfaat var mı? diye so­rar.

Peygamber (s.a.v.):

—                       Bütün ciğeri olan canlı için mükâfaat vardır.

Enes İbni Malik anlatıyor:

—                       Bir gece Hz. Ömer (r.a.) ile birlikte dolaşırken, bir köşede konakla­mış yolcu kafilesi gördük. Onlara hırsızların zarar vermesinden korktuk. Ab­dullah ibn-i Avf (r.a.)’a rastladık. Abdullah ibn-i Avf “Ey Emir el mü’minin seni bu saatte buraya getiren nedir? diye sordu: Hz. Ömer (r.a.):

—                       Yolda bir yolcu kafilesine rastladım onlar uyuyunca, hırsızların on­ları soymasından korktum. Haydi gel sen de onları koruyalım, dedi. Onların başında bekledik. Sabah namazı vakti gelince Hz. Ömer:

—                       Ey yolcular namaza kalkın, diyerek seslendi. Yolcular uyanmaya başlayınca Hz. Ömer oradan ayrıldı.

Bize düşen görev, peygamberini, arkadaşlarını övmek ve onlara uy­maktır. Çünkü onlar müslümanlara hatta müslüman olmayanlara dahi mer­hametle davranmışlardır.

Hz. Ömer (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre:

Hz. Ömer (r.a.) müslüman olmayan, yaşlı bir adamın, evlerin kapıları­nı çalarak dilendiğini gördü. Hz. Ömer (r.a.):

—                       Ey yaşlı biz sana adaletli davranmadık. Gençken cizye aldık yaşla­nınca, seni unuttuk. Şimdi git hâzineden yetecek kadar para al! dedi.

Haşan Basri (r.a.)’den Rasûlüllah (s.a.v.)’in şöyle dediğini rivayet et­mektedirler:

“Ümmetim çok namaz kılmak ve oruç tutmaktan dolayı cennete gire­mez. Ancak insanlara karşı cömert ve merhametli davranarak cennete girer­ler.”

Başka bir hadiste Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Merhametlilere Allah merhamet eder. Kim yeryüzündekilere acırsa, göktekiler de onlara acırlar!”

Diğer bir hadiste Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

—                       Merhamet etmeyene Allah ta merhamet etmez! Affetmesini bilme­yeni Allah da affetmez!..

Malik ibni Enes (r.a.) Rasûlüllah’tan şöyle rivayet etti:

—                       Ya Enes şu dört şeyde müslümanlann senin üzerinde haklan vardır.

1-                        İyilerini koruyacaksın.

2-                        Sana karşı hata edenleri affedecek ve onlara hayır dua edeceksin.

3-                        Hastalan ziyaret edeceksin.

4-                        Tevbe edenleri seveceksin…

Musa (a.s.) bir gün Allah’a:

—                       Ey Allah’ım, ben ne yaptım ki, benden hoşnut oldun? dedi. Allah-u Teâlâ:

—                       Yarattığım canlılara merhamet ettiğin için! diye cevap verdi.

Ebu Derda (r.a.): Çocukların arkasından giderek, onlann yakaladıkları kuşlar satın alır. Çocuklara haydi gidin! der çocuklar gittikten sonra kuşları salıverirdi.

Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Mü’minler birbirlerine karşı merhametli davranmada ve yardımlaş­makta, bir vücudun azalan gibidirler. Bir uzuv hastalandığı zaman diğer uzuvlar onun yardımına koşar.

Hz. İsa (a.s.) yolda yürürken şeytanla karşılaşır. Bir elinde bal diğer elinde kül vardır.

Hz. İsa (a.s.) şeytana:

—                       Ey Allah düşmanı bu bal ve külü ne yapacaksın? diye sorar.

Şeytan:

—                       Balı gıybet edenlerin ağzına sürerim, ta ki ağızlan tatlansın ve de­vam etsinler. Külü de yetimlerin yüzüne serperim ki, herkes onları hakir görsün.

Peygamber (s.a.v.) yetimler hakkında şöyle buyurdu:

“Yetimin ağlamasından arş-ı azam titrer. Allah meleklerine şöyle em­reder:

—                       Ey meleklerim ana babasını toprağa gömdüğüm bu yetimi kim ağ­lattı!

Rasûlüllah (s.a.v.) da şöyle buyurmuştur:

—                       Kim yetimi barındırır, yedirir ve içirirse, Allah da onu cennetine

alır!

Ravzatül Ulema adlı kitapda: Hz. İbrahim yemek yemek istediği zaman bir iki mil yürüyerek, birisini bulur ve onunla yemeğini yerdi, diye yazılıdır. Bir gün Hz. Ali (k.v.) ağlıyordu. Ona:

—                       Niçin ağlıyorsun? diye sordular.

Hz. Ali:

—                       Yedi gündür misafir gelmiyor. Korkarım ki, Allah beni merhame­tinden uzaklaştırır.

Rasûlüllah (s.a.v.) hadislerinde şöyle buyurmaktadır:

—                       Kim Allah rızası için aç birini doyurursa, Allah ona cenneti nasib eder. Kim de aç olanı doyurmaktan kaçınırsa, Allah onun üzerinden fazileti­ni kaldırır ve ona azap eder.

Başka bir hadiste Rasûlüllah şöyle buyurdu:

“Cömert, Allah’a cennete ve insanlara yakın; cehenneme ise uzaktır. Cimri ise Allah’a, cennete, insanlara uzak; cehenneme ise yakındır!

Başka bir hadisde de şöyle buyruldu:

“Cömert bir cahil, Allah’a çok ibadet eden cimriden daha sevgilidir.” Yine Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

—                       Kıyamet günü dört sınıf insan cennete hesapsız olarak girerler.

1)                        İlmi ile amel eden alim.

2)                        Hacc ettikten sonra ölene kadar günah ve çirkin iş yapmayan kişi.

3)                        Savaş anında Allah’ın lafzını yüceltmek için savaşırken ölen (şehit).

4)                        Kazandığı helal malları Allah için gösterişsiz olarak dağıtan cömert

kişi.

Bunlar kendi aralarında cennete önce kim girecek diye münakaşa eder­ler.

İbni Abbas (r.a.)’dan rivayetle Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle dedi:

—                       Allah bazı kullarına mal mülk verir ki, insanlara faydaları olsun. Şayet cimri davranırlarsa, Allah-u Teâlâ o malları onlardan alır başkalarına verir.

Rasûlüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

—                       Cömertlik, dalları yeryüzüne yayılmış bir cennet ağacıdır. Kim, o

dallardan birine tutunursa, o dal onu cennete götürür!

Cabir (r.a.)’den rivayet edildiğine göre:

—                     Ey Allah’ın elçisi hangi amel üstündür, diye soruldu. Rasûlüllah (s.a.v.):

—                     Sabır, hoşgörü ve cömertlik, diye cevap verdi.

Rivayete göre Miktam ibn-i Şüreyh, babası ve o da dedesinden naklet­tiğine göre dedesi peygamber (s.a.v.)’e:

—                     Ey Allah’ın elçisi, bana öyle bir amel göster ki, beni cennete götür­sün.

Rasûlüllah (s.a.v.) dedi ki:

—                     Yemek yedirmek, selamı yaymak ve iyi söz söylemek, insanları af­fetmek, affa sebeptir.