Yaratılıştan Olan Güzel Ve Çirkin Huylar
Üşümeden meydana gelen bir hastalık için fazla sıcak yememelidir. Sıcak da hasta edebilir. Terazi gibi dikkat etmek lâzımdır. İyice bilmelidir ki, maksat mizacın mutedil olmasıdır. Bu da soğukla sıcak arasında olur. İkisinden birinde değil. İtidal haddine ulaşınca, ilâcı bırakır ve o itidali korumaya gayret eder. Mûtedil İne sıcak, ne soğuk I şeyler yer. Bunun gibi ahlâkın da iki tarafı vardır. Biri iyi, diğeri kötüdür. Maksat ise, ikisi ortasıdır, itidaldir. Meselâ bâhil bir kimseye malından verebildiğin kadar ver desek, vermesi iyidir. Ama israf haddine gelirse, kötüdür. Bunu tartacak terazi şeriattir. Nitekim beden ilâcının terazisi de tıp ilmidir. O hâlde öyle olmalıdır ki, şeriatin ver dediği şeyi vermek, kendisine kolay gelmeli, o şeyi saklamak ve vermemezlik içinden gelmemelidir. Şeriatin saklamayı, vermemeyi emrettiği şeyi de vermek, içinden gelmemelidir. İtidal böyle olur. Şeriatin, saklanmasını emrettiği şeyi vermemek içinden gelmiyorsa ve uğraşarak düzelebiliyor sa, hâlâ hastadır. Fakat iyi bir tarafı var ki, zorla ilâç alabilir. Bu zorlama tabiatinden gelmektedir. Yaratılıştan Olan Güzel Ve Çirkin Huylar
Bunun için Peygamber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) buyurdu: «Allahü Teâlâ’nın emrini seve seve yapın, böyle yapmazsanız zorla yapınız ki, bunda sabretmek çok hayırlıdır». Tekellüfle Izorlayarak! mal veren cömert değildir. Cömertlik, mal verirken mal vermesi kolay gelmektedir. Tekellüfle mal saklayan bâhil değildir. Bâhillik yaratılış icabı mal toplamaktır. O hâlde güzel ahlâk tabii olup, tekellüfün kaldırılmasıdır. Ahlâkın kemâli, kendi yularını şeriatin eline vermek, emir ve yasaklarına uyması kolay gelmek, kalbinde hiç şüphe ve itiraz kalmamaktır. Nitekim Allahü Teâlâ buyurur: «Rabbinin hakkı için onlar iman etmezler. Tâ ki aralarında ihtilâf ettikleri şeyde sana hükmettirip, sonra da o hükümden nefislerinde güçlük ve şüphe bulmazlarsa zâhir ve bâtında sana inkıyâd ederler» 0). Bu bir sırdır. Bu kitap bunu anlatmaya takat getiremezse de, bir işaret verebilir.
insanın saadeti, melekler sıfatında olmaktır. Çünkü insan onların cevherinden olup, bu âleme yolcu olarak gelmiştir. Onun madeni melekler âlemi olacaktır. Buradan götüreceği garib sıfatlan, onların muvafakati ile ondan ayıracaklardır. Oraya gittiği zaman onların sıfatında olmalıdır; buradan hiçbir yabancı sıfat götürme melidir. Mal saklamaya haris olan, mal ile meşguldür. Harcamaya düşkün olan da onunla meşguldür. Gururlanmaya haris olan insanlarla meşgul, tevazuya düşkün olan yine insanlarla meşguldür. Melekler ise, ne mal ile, ne de insanlar ile meşguldür. Belki yalnız Allahü Teâlâ’nın aşkına dalmış, başka hiçbir şeye iltifat etmezler. O hâlde insanın kalbinin bağlılığı maldan kesilmeli ve insanlardan ayrılmalıdır. Bunlardan kısmen temizlenmek ancak bununla olur. İnsandan ayrılmayacak .sıfatlar bunların arasında bulunursa da, bir yönden onlardan uzak olmuş olur. Nitekim sıcak su sıcaklıktan, soğuk su soğukluktan uzak değildir. Ilık ve ikisi arasında olan su, sanki ikisinden de uzak gibi görünür. O hâlde her sıfatta emredilen itidâl ve orta hâili olmak bu incelik içindir.
Demek ki, kalbe dikkat etmek, her şeyden kesilmek, herkesten ayrılmak ve Allahü Teâlâ ile meşgul olmak ve buna dalmak lâzımdır. Nitekim Allahü Teâlâ, «Allah de, ve onları kendi oyunlarına bırak» O, buyuruyor. Belki Lâ ilâhe illâllah’ın hakikati de budur. insanın bütün dünya alâkalarını tamamen kesemeyeceği sebebiyle de buyurdu: «Sizden hiçbiriniz müstesna olmamak üzere ille oraya (Cehenneme) uğrayacaktır» (2). Yaratılıştan Olan Güzel Ve Çirkin Huylar
O hâlde bundan anlaşılıyor ki, bütün riyazetlerin sonu ve bütün mücahedelerden maksat, bir kimsenin tevhide kavuşmasıdır. Bu da yalnız Allahü Teâlâ’yı görmesidir ve kâfidir. Yalnız O’na itaat etmelidir. Kalbinde başka bir ilgi kalmamalıdır. Böyle olunca güzel ahlâk elde edilmiş olur. Hattâ insanlık âleminden kurtulup Hakk’ın hakikatine kavuşur.

