Yağların Faydaları Nelerdir ?

By | 25 Şubat 2015

Yağların Faydaları Nelerdir ?Yağların Faydaları Nelerdir ?

Bütün hücre duvarları yağ içerir. Yağ, deri altında, organların ve kasla­rın çevresinde toplanarak depolanır ve dışarıdan gelen tehlikelere karşı or­ganları korur. Vücut ısısını ve su kaybını kontrol altında tutar. Deri altın­daki yağ, deriye esneklik ve güzellik verir, yaralanma ve iltihaplanmadan korur. Saçları, kılları, deriyi yumuşatır ve parlatır. Vitaminleri taşır, emilimine yardım eder. Mideyi yavaş terk ettiğinden doygunluk hissi verir.

Beynimizin yaklaşık %60’ı yağ asitlerinden oluşur. Bunun yarısı doyma­mış yağ asitleri, diğer yarısı da doymuş yağ (hayvani yağ gibi) asitleridir.

Doymuş yağlar hücre zarının yüzde 50’sini oluşturur ve metabolizma­nın çalışmasında önemli rol alır: Kalsiyumun kemiklere taşınmasını, karaci­ğerin toksinlerden korunmasını sağlar, iyi kolesterolü arttırır, hücreleri za­rarlı bakterilere karşı savunur, bağışıklık sistemini kuvvetlendirir, cinsiyet hormonları da dahil olmak üzere, çeşitli hormonların üretiminde yer alır, kan akışkanlığını sağlar. Doymuş yağlar ısıtma ve pişirme sırasında bozulmadığı için kızartma ve kavurma işlemlerini bu yağlarda yapmak gerekir. Eti kendi yağı ile pişirmek, etin sindirimini kolaylaştırır. Görüldüğü gibi hayvani yağlar yani doymuş yağlar sanıldığı gibi tehlikeli değildir. Fakat, doğal beslenmeyen hayvanların yağı zararlıdır. Çünkü hayvan vücudu da tıpkı insan vücudu gibi hazımsızlık sonucu oluşan kalıntı ve zehirleri yağ­da depolar.

Sağlıklı insanın haftada 2-3 defa yağ yemesi yeterli olabilir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “40 güne kadar et ve yağlı yememeye devam etmek, ah­lâkı bozar, tabiatı değiştirir”, buyuruyor.

Kur’an-ı Kerim’de Nur Suresi’nde zeytinyağ övülmüş, Enam Surasi’nde en iyi hayvani yağlar detaylı anlatılmıştır.

Doymamış yağlar Omega-3 ve Omega-6, hücre zarının yapısı, hücre büyümesi ve bölünmesi, kanın pıhtılaşması, kan basıncı ve kolesterol sevi­yesinin dengelenmesi,- damarlarda kanın pıhtılaşması ve yağ birikiminin önlenmesi, damarlardaki hasarın azaltılması ve düzeltilmesinde ve bağışık­lık sisteminin çalışmasında yardımcı olur.

Zeytinyağı, ceviz ve yağı, keten tohumu ve yağı, yağlı balık, taze köy yumurtası, semizotu ve tohumu, ısırgan otu ve tohumu ideal omega yağ kaynaklarıdır.

Soya yağı ve ayçiçek yağı da omega yağlar açısından zengindir. Fakat artık bu yağlar, yağ özelliği taşımamaktadır çünkü soya yağı ve ayçiçek ya­ğı üretiminde sadece GM tohumlar kullanılmaktadır.

GM mısır, GM ayçiçek ve pek çok GM tohumdan elde edilen sıvı yağ­lar, hidrojenize edilmemiş dahi olsa, sindirilemez. Çünkü tabiatta mevcut olmayan, yaratılmamış yiyecekler için sindirim sistemi de yaratılmamıştır. (“GMO” bölümüne bakınız.)

Bitkisel yağlar eskiden çekirdeklerden ve tohumlardan soğuk sıkma ile elde edilirdi. Bugün ise yağ ekstraksiyonu, sıkıştırma makinelerinde, 110°C ısı, toksik kimyasal yağ çözücüler ve yüksek basınçla yapılır.

Uygulanan bu ısı, basınç ve kimyasal çözücüler, doymamış yağ asitleri­nin karbon bağlarını koparır, serbest radikaller oluşturur ve serbest radikal­lerden korumakla görevli olan “E” vitaminini ortadan kaldırır. Bu işlemden geçen keten tohumu yağı, ayçiçek yağı ve mısırözü yağı gibi bitkisel yağ­lar kanser, şeker hastalığı, karaciğer hastalıkları ve beyin rahatsızlıklarına yol açabilir. Ekstraksiyondan sonra yağlar hidrojenize edilir.

Hidrojenize yadlar

Margarinler, hidrojenize bitkisel yağlar ve kısmen hidrojenize bitkisel yağlar bu gruba girer.

Sıvı yağlar, yanma derecesini yükseltmek, bozulmaya dayanıklı hale ge­tirmek ve raf ömrünü uzatmak için hidrojenize edilir. Hidrojenize etmek, yüksek basınç ortamında, yağın moleküler yapısına nikel katalizör ile hid­rojen atomları ekleyerek kimyasal formülünü değiştirmektir. Yağ doğal bi­le olsa bu işlemden sonra yiyecek özelliğinden çıkar. Doğal yağları sindirebilen safra asitleri, kimyasal formülleri değiştiği için, hidrojenize edilen yağları tanıyamaz.

Örneğin, margarin üretilirken ayçiçek, soya, hurma ve pamuk yağı gibi farklı bitkisel yağlar birbiriyle karıştırılır ve nikel katalizör ile hidrojenize edilir. Bu arada yağda eriyebilen gliserol ve lesitin (Domuz gliserol ve lesitini olabilir) gibi emülgatörler, A, D, E, K Rekombinant DNA vitaminleri ve ayrıca margarine tat ve kokusunu veren tereyağı aroması, zeytin aroma­sı gibi doğala özdeş aromalar eklenir. Sitrik asit, laktik asit, potasyum sorbat gibi çeşitli koruyucu maddeler, su, süt tozu, tuz katılır ve karıştırılır. Bu işlem sonucu elde edilen margarinin kimyasal yapısı ile plastiğin kimyasal yapısı arasında sadece bir molekül farkı vardır.

1940’lardan bu yana yapılan araştırmaların da gösterdiği gibi hidrojenleştirme sonucu elde edilen bu yağlar birçok sağlık probleminin kaynağıdır.

  •  Hazmedilemez, doğal yağ sindirimini de bozar, yağda eriyen A, D, E, K vitaminleri emilmeden dışkı ile atıldığı için vitamin eksikliği görülür.
  •  Karaciğeri bozar, yağ bezlerini büyütür, sivilceleri artırır.
  •  Kötü kolesterolü yükseltir, iyi kolesterolü düşürür, obeziteye sebep olur.
  •  Anne sütünü azaltır ve kalitesini düşürür.
  •  Bağışıklık sistemini zayıflatır.
  •  însülin aktivitesini düşürerek diyabete sebep olur.
  •  Damarlarda birikir, damarları daraltır ve katı, hiçbir şekilde eritilemeyen tıkanıklıklar oluşturur. Bu nedenlerden dolayı kan dolaşımının bozul­masına, kan basıncının yükselmesine sebep olur. Damar tıkanıklığı ile bağ­lantılı bütün nörolojik ve fiziksel problemleri, kalp-damar hastalıkları ve kanser riskini 5 kat artırır.

Kızartıldıktan sonra bekletilen yağda ya da işlenmiş gıdalardaki yağda, yağ oksidasyonu ile toksik özellikte peroksitler ve serbest radikaller oluşur. Bu nedenle cips, bisküvi, kızartılmış ve bekletilmiş hazır yiyecekler ve bir defadan fazla kızartmada kullanılan yağları tüketmek tehlikelidir. GDO bazlı bitkisel yağlardan (ayçiçek, soya, mısırözü, kanola vb.) üretilen sa­bunları bile kullanmak tehlikelidir.

Kuruyemiş, kavrulur kavrulmaz, patates kızartması ise hiç olmazsa, kul­lanılmamış yağda kızartılarak beklemeden yenmelidir.

Pişirme sırasında serbest radikaller oluştuğu için, doğal bitkisel yağları da, çiğ olarak kullanmak gerekir.

Zararlı yağlar damarlarda küçük kütleler oluşturur. Bu kütleler kanla bir­likte dolaşırken, HDL kolesterolle (iyi kolestrol) kaplanmaya başlar (poşet­lenir) ve derinin yağ bezlerine gönderilir, oradan sivilce ve çıbanlar şeklin­de deri üzerine çıkar. Kandaki fazla yağın sivilce ve çıbanlar şeklinde vü­cuttan atılması en zararsız yoldur. Bundan daha kötüsü, kandaki fazla yağın damarların duvarlarına yapışarak, kireçle kaplanmasıdır. Böylece çimentolaşan damar çeperleri sertleşir, kalınlaşır. Neticede, damarlar darala­rak, kan akımı yavaşlar, kan koyulaşır ve mecburen tansiyon yükselir. Kan, daralan damarlardan organlara yeterli miktarda ulaşamaz hale gelir, organ­lar oksijenden ve zaruri besinlerden mahrum kalarak zayıflar. Damarın tı­kandığı yerde damar patlaması veya nekroz yani doku ölümü oluşur. Nek­rozun meydana geldiği bölgede ise yara, kanama, iltihaplanma ve sertleş­me olur.

Yüksek kolesterolden kurtulmak için, kolesterolü ilaçla düşürmek yeri­ne, beslenmeyi düzeltmek, zeytinyağı ve sarımsaklı ilaç içmek ve karaciğe­ri temizlemek gerekir.