Peygamber Efendimizin mübarek hırkalarından birini onun için ashabına emanet ettiğini bilir misiniz? Ve onun yıllarca şâir Ka’b b. Züheyr gibi, o mübarek hırkayı O’nun yerine sevdiğini, öpüp kokladığını, onunla yatıp, onunla kalktığını?
Yemen’in pek de bilinmeyen bir köyü olan Karen’dendir Üveys. Deve çobanı, kendi halinde bir garip adam. İbadetle meşguldür hep. Halk ona deli gözüyle bakar. Bilmezler ki o, Mecnun’dan da aşık…
Devir, Peygamber Efendimizin devridir.
O’nun (sav), özlemi ve Medine’si gönlünde ve gözlerinde tütmeye başlar Hz. Üveys’in. Bir kez o mübarek yüzü görse de Allah, ondan sonra canını alsa da gam yemeyecek kadar bir özlem ve hasret. Sevgi ve hasreti dayanılmaz hal alınca annesinden izin ister. Annesi hem görmezdir, hem de kötürüm. Ona hizmet veren tek oğlu ise Üveys’tir. Annesi itiraz etmez ama, birden mahzunlaşır, boynunu büker ve:
– İstiyorsan git! der.
Üveys, susar anında. Gitmek istediği Zat’a (sav) beslediği sevgi ve özlemini gömer yüreğine, bir daha annesine bu konuda tek söz etmeme karan alır. Ama, sevdiği, aşık olduğu, hasretiyle yanıp tutuştuğu, kavuşmak için can attığı Peygamberini görmeden, sohbetiyle şereflenmeden gitmek nasıl olur bu dünyadan Hz. Üveys için? Gözyaşlan daha da artar, hüznü yüreğini delmeye başlar ve yalvarması katlanır. Boyuna Peygamberine selam yollamaya başlar seher yeliyle.
Perdeyi, mesafeyi kaldırır aradan Sevgili Peygamberi için Yüce Allah. Yemen tarafına bakmaya başlar zaman zaman ve ashabına:
– Yemen tarafından rahmet rüzgarları esiyor, buyurur.
Yine bir gün:
– Ümmetimden biri vardır ki, Kıyamet günü Rabia ve Mudar kabilelerinin koyunlarının kılları sayısınca insana şefaat edecektir, der.
Etrafındaki ashabı merak ve heyecanla sorar:
– Ey Allah’ın Resûlü! Kimdir bu ihsana eren zat?
– Allah’ın kullarından biri.
– Peki adı nedir?
– Üveys!
– Ya memleketi?
– Karen!
– O sizi gördü mü?
Peygamber Efendimiz tebessüm ederek:
– Baş gözü ile hayır! derler.
Sahabilerden bir kaçı:
– Hayret! Derler. Size böylesine aşık olan biri nasıl olur da koşmaz huzurunuza?
Anlatır:
– Onun gelmemesi de bana olan bağlılığındandır.
İhtiyar bir annesi vardır. İman etmiştir. Ancak gözleri görmez, hareket edemez. Üveys gündüzleri deve çobanlığı yapar, kazandığını annesine harcar.
Bu kez Hazret-i Ebubekir sorar:
– Ey Allah’ın Resûlü! Biz onu görebilecek miyiz?
Mübarek başını “ne yazık ki hayır” anlamında sallar ve:
– Sen göremezsin, buyurur.
Sonra da Hazret-i Ömer ve Hazret-i Ali’ye bakar:
– Onu, sizler göreceksiniz! Der.
Ardından da özelliklerini sayar. Bu işaretlerden biri de avucunun içindeki gümüşi beyazlıktır.
Aradan yıllar geçer.
Peygamber Efendimiz hayatlarının son anlarına doğru mübarek hırkalarını çıkarırlar ve:
– Bunu Üveys-i Karani’ye verin! buyururlar.
Devir Hz. Ömer’in Hilafeti dönemidir. Mübarek emaneti sahibine verme zamanıdır. Hz. Ömer, yanına Hz. Ali’yi de alarak Karen köyüne giderler.
– Üveys’i arıyoruz, deyince şaşırırlar.
– O Mecnun’un tekidir!
Hz. Ömer sevinerek rahatlar:
– Aradığımızı bulduk!
Üveys’e götürürler ikisini. Üveys namazdadır. Se- lam’dan sonra:
– Hoşgeldiniz, der.
Hz. Ömer gülümser:
– Kimsin sen?
– Abdullah…
– Hepimiz Abdullahız, Allah’ın kuluyuz… Adın ne?
– Üveys…
Hz. Ömer bu kez:
– Sağ elinin avucunu görebilir miyiz, der.
Açar. Peygamber Efendimizin tarif ettiği işareti görünce:
– Ben, der. Hattab’ın oğlu Ömer’im. Arkadaşım ise Ebu Talib’in oğlu Ali. Allah Resûlü’nün yeğeni… Seni arayıp duruyoruz günlerdir.
Üveys’in gözlerinden eksilmeyen yaşlar birden artar:
– Ey Ömer! Ey Allah Resûlü’nün Halifesi! Ben aciz ve günahkar bir kulum. Sizin aradığınız başka Üveys olmasın?
Hz. Ömer:
– Hayır aradığımız sensin, der ve ekler:
– Allah Resûlü, tarif etmişti ve sen o tarife eksiksiz uyuyorsun.
Ardından da emanet mübarek hırkayı sırtına giydirir ve:
– Allah Resûlü’nün sana vermemizi emrettiği mübarek hırkasıdır bu. Sana selâm ettiler ve Alıp giysin, ümmetime dua etsin!” dediler.
Üveys, mübârek hırkayı sevgi, saygı ve hasretle koklar ve duasını yapar sel olan gözyaşları arasında. Ama bu bile hasretini, özlemini gidermez. Kabe’ye, O’nun (sav) Ravza’sı- na yüz sürmek ister bu kez.
Ama annesi var ya? Onu bırakıp gidemez rızası olmadan asla.
Aradan yıllar geçer. Annesi vefat eder. İşte o zaman Üveys’i Medine’sine kavuşmak için kimse tutamaz artık. Önce Mekke’ye gider Kabe’yle buluşur; haccını yapar. Sonra da ı ionül Sultam’mn cennetine gelir. Ravza’sma yüz sürer. Ama mı file hasreti dinmez bir türlü. O’nsuz (sav), Medine’de yaşamaktan bile acı duyar. Yeniden düşer yollara, yeniden çöle ilalar, O’na aşık bir Mecnun olarak, abdestsiz yere basmayın.
Mübarek elden aldığı hediye Hırka ise, döner dolaşır ve anımda Ka’b b. Züheyki şereflendiren Hırka gibi bin yıl İslam’ın bayraktarlığını yapan bu aziz milletin toprağında kanır kılar.
