Abdullah b. Süfyân’dan bize kadar ulaşan bir haberde o der ki: Muhammed Abdurrahman es-Sülemî, bana yazdığı bir mektupta demişti ki: Babamır (rahimehullâh) bana anlattığı bir haber şöyledir:
“Medine’de bazı sahabenin sohbet halkasında bulunmuştum. Tövbe mev zusu açılmıştı. İçlerinden biri, Resûlullah’tan işittiği şu hadisi aktardı: “Alla! ölmeden yarım gün önce tövbe eden kimsenin tövbesini kabul eder”
Bunun üzerine ben ona, ‘Sen gerçekten Resûlullah’m (sallallâhu ‘aleyhi ve sellen böyle dediğini işittin mi?’ diye sordum. ‘Evet’ dedi. Bundan sonra bir başk sahabe söze girdi ve dedi ki:
Bu ayet-i kerimede Allah’ın rahmet enginliği ifade edilmektedir. Rc meti her şeyi kuşatmıştır, herkes bu rahmetten yararlanabilir. Ancak, Allah’ın n metinden ümit kesmemek, günah işlemeye devam etmek anlamına gelmez. Bund; maksat, günahlar ne kadar çok olursa olsun tövbelerinin mümkün olduğunu beli mektir.
– Ben de Resûlullah’m (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem) şöyle dediğini işittim: “Allah, ölmeden bir saat evvel tövbe edenin tövbesini kabul eder.”
Bir başka sahabe ise Resûlullah’tan (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem) şunu işittiğini söyledi: “Allah, can boğazdan çıkmadan tövbe edenin tövbesini kabul eder.”4
Muhammed b. Mutarriften (rahimehullâh) şöyle rivayet edilir: “Allah (celle celâiüh) şöyle buyurur: Şu Âdemoğluna yazıklar olsun! Günahları işler, sonra benden af diler; ben de onu affederim. Sonra döner aynı günahları tekrar işler, pişman olur benden af diler; ben yine onu affederim. Vahlar olsun haline! Ne günahı bırakır, ne de benim rahmetimden ümidini keser. Ey meleklerim! Sizleri şahit tutuyorum; ben onları bağışladım.”
Muğîs b. Sümmî (rahimehullâh) şöyle anlatır: Sizden önceki ümmetlerden birinde bir adam vardı. Çok günah işlerdi. Bir gün yolda yürürken tefekküre daldı ve geçmişini düşündü. Sonra üç defa, “Allahım, beni bağışla! Affına sığınırım” diye dua etti. O bu halde dua etmekte iken ölüm gelip kendisine yetişti. Allah (celle celâiüh) onu bu duası sebebiyle bağışladı.
Mekhûl (rahimehullâh) anlatıyor: Bize ulaşan haberlere göre, İbrahim (‘aieyhi’s- seiâm) göklerin melekût âlemine çıktığı zaman gözüne (dünyada) zina eden bir adam ilişti. Ona bedduada bulundu. Allah (celle celâiüh) o kimseyi helâk etti. Daha sonra bir başka kişiyi gördü; hırsızlık yapıyordu. Ona da beddua etti. Allah (celle celâiüh) bu kimseyi de helâk etti.
Sonra Allah (celle celâiüh) İbrahim’e (‘aleyhi’s-selâm) dedi ki:
– Ey İbrahim! Kullarıma bu şekilde beddua etmeyi bırak. Çünkü her kulumda şu üç özellikten biri mutlaka bulunur:
1- Bir günah işler, ardından tövbe eder; ben de onun tövbesini kabul ederim.
2- Günahkâr olmasına rağmen ondan bana kulluk edecek nesiller çıkarırım.
3- Ya da günaha dalar gider, onu da cehennem beklemektedir.
Anlatılan bu haber şunu gösterir ki: Kul tövbe ettiği zaman Allah (celle celâiüh) onun tövbesini kabul eder. Kişi kesinlikle Allah Teâlâ’nın rahmetinden ümidini kesmemelidir. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez.”
Bir başka ayet-i kerimede ise şöyle buyrulur:
“O, kullarının tövbesini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.”
0 halde kişi, aklını başına alıp her gün ve her vakit Allah’a tövbe etmeli, günahlarda ısrar etmemelidir. Çünkü kişi tövbe ettiği takdirde, işlediği günahlara günde yetmiş kere dönse bile bu günahlarda ısrarcı sayılmaz.
Nitekim Ebû Bekir’in (radıyallâhu ‘anh) rivayet ettiği bir hadiste Resûl-i Ekrem (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kişi bir günde günaha yetmiş defa dönse bile istiğfar (ve tövbe) ettikçe o günahta ısrarcı sayılmaz.”
Resûlullah (sallallâhu ‘aleyhi ve sellem) bir diğer hadis-i şeriflerinde buyururlar ki:
“Allah’a yeminle söylüyorum ki,ben günde yüz defa Allah’ a tövbe ediyorum.”

