Şe’yâ Ve Ermiyad

By | 11 Mart 2015

seya-ve-ermiyad    Begavî Tefsirinde der ki:
— İsrailoğulları arasında fesatlar çoğaldığı zaman Hak Celle ve Alâ Hazretleri, onlara bir padişah vermişti. Adı Sıddıkıyâ idi. Onlara, kendilerini âlemlerin Rabbi için irşat eylesin diye bir de peygamber verdi. Onun adı ŞE’YA idi. Bu kavim, Tevrat’a uyarak Hak Teâlâ’ya imân getireceklerdi. Bundan sonra bu kavmin arasında çok olaylar belirdi. Hak Teâlâ, onların üzerine BABIL Hükümdarı SEN CARİB’i altı yüz bin askerle yolladı. O vakit hükümdar Sıddıkıyâ hastalandı. Şe’yâ:
— Babil hükümdarı Sencârib, altı yüz bin erle üstüne geldi! dedi. O da:
— Ey Allah’ın nebisi! dedi. Hak Teâlâ’dan hiçbir vahiy gelmedi mi?
Şe’yâ (A.S.):
— Gelmedi! diye cevap verdi. Bundan sonra Hak Teâlâ Şe’yâ’ya şöyle vahiyde bulundu:
— İsrailoğullarmın melikine söyle. Vasiyet eylesin. Kimi dilerse yerine halife koysun! dedi. O da gitti, Sıddıkıyâ’ya haber verdi. Hükümdar Sıddıkıyâ da ona:
— Ey Şe’yâ, benim yerime sen halife olasın! dedi.
Sıddıkıyâ, Şe’yâ (A.S.)’dan Allah’ın sözünü duyduğu zaman hemen Kıbleden yana dönmüş, Allah’a ibâdet etmişti. Çok ağlayarak da şöyle dedi:
— Yâ İlâhi! Benim gizlilerimi, aşikârelerimi sen bilirsin. Yâ İlâhi! Benim halka karşı gökçek, iyi hareketlerde bulunduğumu İsrailoğullarına bildir.
Hak Teâlâ Hazretleri:
— Ey Şe’yâ! dedi. Sıddıkıyâ’ya haber ver. Onun duasını ben kabul ettim. Adaleti için ömrünü uzattım.
Sıddıkıyâ, bunu işitince hoşlandı, sevindi. Allah’a secde kıldı:
— Yâ İlâhi! dedi. Sen o padişahsın ki, ülkeyi kime istersen verirsin Kimden dilersen alırsın. Kimi dilersen aziz eylersin. Ve kimi dilersen hor kılarsın. Gayb âlemini de sen bilirsin. Görünür âlemi de ¿en bilirsin. Suçları bağışlayıp duayı kabul edici sultansın sen! Benden bu hastalığı def et, uzaklaştır.
Hak Teâlâ Hazretleri:
— Yâ Şe’yâ! Ona de ki: İncir suyunu getirsin. O hastalığın yerine döksün, iyileşsin, dedi. Sıddıkıyâ da böyle yaptı. İyileşti. Sonra Şe’yâ A.S.)’a dedi:
— Ey Şe’yâ! Rabbinden iste, bize ilim ve nusret versin! Bundan sonra Hak Teâlâ Hazretleri Şe’yâ (A.S.)’a dedi ki:
— Sıddıkıyâ’ya söyle ki, ben bu sabah Sencarib’in kendisini ve beş yazıcısını kurtaracağım. Geri kalan halkını helak edeceğim!
Ertesi sabah olduğu zaman Sencarib’in bütün askeri helak oldu. Sıddıkıyâ, Sencârib’i tuttu, zindana attı.
Hak Teâlâ Hazretleri:
— Ey Şe’yâ, dedi. İsrâiloğullarmın melikine git, de ki: «Sencârib’i ve onunla bulunan kim varsa, onları serbest bıraksın! Ve onlara ikram eylesin. Hattâ şehirlerine dönüp varsınlar. Kavimlerini korkutsunlar!»
İsrâil Meliki Sencârib’i serbest bıraktı. Yedi yıldan sonra öldü. Buhtunnasır onun yerine Bey oldu. Sonra da Sıddıkıyâ öldü ve İsrâiloğulları arasında çok kavgalar oldu. Hak Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri Şe’yâ (A.S.)’ı kavmine dâvetçi yolladı. Ve:
— Ey Şe’yâ! Kavmine de ki: «Hakkın nimetini yersiniz ve yine nefsinize uyarsınız. Eğer hasta olursanız, ben sizleri iyi ederim. Eğer âsi olursanız, yine istiğfar ederseniz, sizi yine ben bağışlarım. Niçin benim Allah’lığımı inkâr edersiniz?.
Hak Teâlâ Şe’yâ’ya bunları bildirip yeniden:
— Hem o âsi kavme dünyayı nasıl gördüklerini sor! diye buyurdu. O kavim de:
— Dünya harab bir yerdir! dediler. Şe’yâ (A.S.):
— Hakim Rab, onu imar etti! dedi. Onlar:
— Harap da etse ne manii var! dediler.
Şe’yâ (A.S.):
— Rab, yeryüzünde denizler, ırmaklar akıttı. Türlü türlü yemişler verdi! dedi.
Onlar:
— Bu dünya ne kötü yaramaz bir mülk! dediler. Çünkü dirilerimiz ölür ve yapılarımız yıkılır.
Hak Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri o zaman Şe’yâ (A.S.)’a:
— Onlara de ki: Gerçekten onların duvarları benim dinimdir. Sarayları benim şeriatimdir. Irmakları benim kitabimdir. Ve kâim olup kalıcıları benim nebilerim ve velîlerimdir. Bana yakın olmak ibadet, takva ile olur.
İsrailoğulları:
— Biz Hak Teâlâ Hazretlerine zikir ve teşbih ederiz amma gönlümüz nurlanmıyor! dediler.
Allahu Teâlâ Hazretleri:
— Yâ Şe’yâ! dedi. Onlara, de ki, haram yedikleri ve yalan söyledikleri için onların zikir ve teşbihlerini ben nasıl kabul edeyim?..
Onlar:
Namaz kılarız amma nefsimiz pâk olmaz ve duamız kabul edilmez, dediler. Hak Teâlâ:

Yâ Şe’yâ! dedi. Onların namazlarını ben nasıl kabul edeyim ki. benden başkasına muhabbet eder. Sadakalarını da nasıl kabul edeyim ki, başka birisinin malından sadaka verirler. Dualarını da nasıl kabul edeyim ki sözleri bir türlüdür, içleri bir türlüdür. Benim sözlerimi işitirler. «Rivayet sözlerdir» derler. Benim peygamberlerimin sözüne «Nebilerden miras kalmış sözdür» derler. Eğer sözlerinde gerçek iseler Gaip Alemi’ni bilsinler. Bilinmeli ki benim rızam fakirlere ve miskinleredir. İzzetim hor olanlara ve hor görülenleredir. Kuvvetim zayıflaradır. Baylığım dervişleredir. İlmim cahilleredir. Ben bu dünyada bir peygamber vereceğim ki, ümmidir, yalan söylemez. Sakaklarda gezmez, ve halka cefa etmez. Zâtı, kerîm ve sıfatı rahimdir Ayrıca sakin olmak onun tabiatıdır. Bağışlama ve iyiliği buyurmr onun ahlâkıdır. Ve adalet onun işidir. Hak, onun şeriatıdır, hidaye: onun îmanı, kılavuzdur, İslâm, onun milletidir ve AHMED onun adıdır. Halk eğri yola saptıktan sonra, onunla doğru yolu gösterir, hidayete erdiririm. Halka cehaletten sonra onunla bilgi bildiririm. Var olanı onunla çok eder, arttırır, yoksulları onunla bay ederim. Dağımış halkı onunla toplarım. Türlü türlü gönülleri onunla zabtederırr. Ve onun ümmetini bütün ümmetlerden yek ve tek eylerim.

Çünkü iyiliği emrederler ve kötülüğü nehyederler. Onlar bana: İmân getirip birliğime inanırlar, bana ihlâs ile namaz kılarlar. Banim için gaza, savaş ederler. Gece ve gündüz ibadette bulunurlar a ben de onlara rahmet ederim. Çünkü Fazilet Şahı Padişahım.
Şe’yâ (A.S.) Hak Teâlâ’mn bu sözlerini halkına olduğu gibi söyledi,fakat o kavim kendisini öldürmek istedi. Şe’yâ (A.S.) da kaçtı. Dağlarda bir ağaç vardı. Hak Teâlâ Hazretlerinin izniyle bu ağaç yarıldı. Se’yâ (A.S.) bu yarığın içine girdi. Fakat ihanete uğramıştı. Şeytan Se’vâ (A.S.)’m kaftanına yapıştı. Şe’yâ (A.S.)’ı o kavme bildirdi. Onlar  bıçkıyla gelip Şe’yâ (A.S.)’ı ağaç içinde biçtiler. O da şehid oldu.

Bundan sonra Hak Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri Ermiyâ’ya:

— Var, kavmine haber ver. Benim nimetlerimi onlara bildir! dedi. Hazret-i Ermiyâ:
— İlâhi, ben zayıfım, nasıl kavi olayım? diye sordu. Hak Teâlâ Hazretleri:
— Gönüller benim elimdedir. Nice dilersen öyle yaparım. Çünkü oen seninle birlikteyim, sana ziyan yoktur! dedi.
Hazret-i Ermiyâ bu sözleri işitince yerinden kalktı, geldi, ama nalkına haber verecek hiçbir şey bilmiyordu. Hak Teâlâ Hazretleri ona:
— Var, git, hutbe oku! diye buyurdu.
Ermiyâ (A.S.) hutbe okurken Hak Teâlâ Hazretleri ibâdetin sevabını ve günâhların azabını ona bildirdi. Hutbenin sonunda o da dedi ki:
— Hak Teâlâ Hazretleri kasem ediyor ki: «İzzetim hakkı için onlara öyle bir fitne vereyim ki âlemde misli olmasın, önce onlara bir zalim, gönlü katı, heybetli bir kişi gönderirim. Onun ardınca bir kara bulut gibi ordu yollarım. Hepsi helak olurlar.»
Ermiyâ (A.S.) bu sözleri halka haber verince onlar kendisini dövdüler ve hapsettiler. Bundan sonra Hak Teâlâ Hazretleri Buhtunnasıhı altı yüz bin askerle onların üzerine gönderdi. O da geldi, Kudüs’ü yaktı, yıktı. Birçok halkını kuyuya koyup toprakla örttü. Sonra Buhtunnasır geri döndü ve yerine geldi, sultan oldu.

Buhtunnasır bir gün bir rüya gördü. Ama yine unuttu. Kudüs’te dört peygamberi esir edip getirmişti. Biri Dâniyel Peygamberdi. Bunları çağırdı. O düşü sordu: — «Eğer bilmezseniz sizi öldürürüm!» dedi. Bunlar aralarında Dâniyel olduğu halde çıkıp gittiler, tenhâ bir yere vardılar, ağladılar, sızladılar, dua ettiler. Hak Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri o rüyayı bunlara bildirdi. Bunlar da geri dönüp Buhtunnasır’a:
— Sen bir acayip nesne gördün, ayaklan ve incikleri bakırdandı, karnı gümüştendi. Sırtı altındandı ve başı demirdendi. Fakat gökten bir taş indi, o acaip şeyi parça parça etti, dediler. Buhtunnasır:

— Gerçek söylüyorsunuz! dedi. Bunları bıraktı.
Nakledilmiştir ki, İsrailoğulları fesat eyledikleri zaman Hak Teâlâ Buhtunnasır’ı 600.000 askerle onların üzerine musallat edip bütün İsrailoğullarım helak eyledi. Ama yine âsi oldular. Hak Teâlâ, bu sefer Rûm (Anadolu) padişahlarından bir padişah gönderdi. Geldi. O da 180.000 kişi öldürdü. Beytûl Mukaddes’i yaktı, yıktı. (Bu kutsi ev, tâ Hazret-i Ömer (R. Anh)’m zamanına kadar yıkık kaldı. Hazret-i Ömer (R. Anh) Kudüs’ü fethettikten sonra Mukaddes Ev’i kendi eshabiyle birlikte yeniden onardı.)

Sahib-i Keşşaf der ki:

Kudüs kavmi iki kere fesad çıkardı. Birinci fesadları Ermiyâ (A. S.)’ı şehid eylemeleri ve Zekeriya ve Yahya (A.S.)’ı şehid eylemeleridir, öteki de Hz. Meryem’in oğlu İsa (A.S.)’ı şehid etmek İstemeleridir. Hak Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri bu azgınlıklarından onları helak eyledi.