Semâ’ın Mubah Olması, Helâl Ve Haram Kısımları
Allahü Teâlâ insanların yüreğine kalb veya gönül denilen bir kuvvet yerleştirmiştir. Ateşin çelikte gizli olduğu gibi o da yürekte gizlidir. Çelik, taşa sürülüp ateş çıktığı ve aşikâr olduğu gibi, güzel ve ahenkli ses işitmek de, gönül demlen bu gizli kuvveti harekete getirir. Güzel ses, insanın elinde olmayarak kalbine tesir eder. Çünkü kalbin ve rûhun Arş ın üstündeki Âlemi eıvâh ile bağlılığı vardır. Maddesiz, ölçüsüz olan o âlem, hüsni cemâl ve güzellik âlemidir. Güzelliğin temeli ise tenasüb, uygunluk, düzgün olmaktır. Mü tenasib olan her şey o âlemin güzelliğinden bir nümunedir. Bu dünyadaki bütün güzellikler, o âlemin güzelliğinden gelmektedir. Güzel, düzgün, ahenkli sesler de, o âleme benzemektedir. Bu sebeple kalbde bir uyarma ve şevk hareketi meydana getirir. Hattâ insan bunun nasıl olduğunu kendisi de bilemez. Ama bu tesir, aşk ve şevk bulunmayan durgun bir kalbe, rûha tesir ediyor, harekete getiriyor. Fakat kalb bir şeye tutulmuş ise, meşgul olduğu şeyi harekete getirir. Rüzgârın, nefesin, ateşi tutuşturmasına benzer. Kalbinde Allah sevgisi çok olanın, bu ses, sevgisini artırır. Çünkü o, sevgi ateşini parlatmaktadır. Bir kalbin Allah’ın yasak ettiği şeylerden birine bağlılığı varsa, onu dinlemesi, o kimse için öldürücü zehir ve haram olur.
Alimler semâ’m haram olup olmamasında çeşitli fikirler öne sürmüşlerdir. Haram diyenler zahire bakmışlardır. Bunlar zaten kalbde Allah sevgisinin olabileceğini anlayamamışlardır. Bunlar, «însan kendi cinsini sevebilir. İnsanın kalbi kendi cinsinden başka Şeye bağlanamaz», diyerek Allah sevgisine inanmıyorlar. O hâlde onlara göre mahlûklardan başkası sevilemez. Allahü Teâlâ’nm sev
gisi kalblerinde meydana gelse, bunu da başka şeye benzetir. Bu sebeple «Semâ’ya oyundur veya bir mahlûka tutulmaktandır» der. Her ikisi de dinde gayet çirkindir. Bunlara, şeriat, Allah sevgisini emrediyor denince, «Bundan maksat, emirlerini seve seve yapmaktır», diyorlar. Bu birçok insanların içine düştükleri büyük bir haramdır. Bunu, kitabımızın Münciyât rüknündeki Muhabbet bahsinde anlatacağız. Semâ’ın Mubah Olması, Helâl Ve Haram Kısımları
Burada şuna işaret edelim ki, semâ’m hükmünü kalbden bilmek lâzımdır. Çünkü semâ, Igüzel sesi, kalbe dışardan bir şey getirmez. Kalbde bulunan bağı harekete getirir. Kalbde helâl olan şeyin sevgisi varsa, semâ’ onu artırıyorsa o kimsenin teganni dinlemesi helâl olur. Kalbinde, iyi veya yasak olan bir bağlılık yoksa, eğlence kabilinden dinliyorsa, bunun güzel sesten lezzet alması mubah olur. O hâlde semâ’ üç kısımdır.
BİRİNCİ KISIM: Gaflet ve oyun yoluyla dinlemektir. Bu ise gafillerin işidir. Zaten dünya da çalgı ve oyundur. O hâlde bu şekilde dinlemek dünyadan olur. Hoşa gittiği için semâ’a haram demek doğru değildir. Çünkü hoşa giden her şey haram değildir. Hoşa gidenlerden haram olanlar, hoşa gittiği için haram olmayıp, onda zarar ve fesat bulunduğu içindir. Zira kuşların sesi hoşa gider, ama haram değildir. Kuş sesini dinlemek, yeşillik, akarsu ve çiçekleri seyretmek, gibi olur. Bunlar haram değildir. Bunları seyretmek, göze lezzet verdiği gibi, güzel koku buruna hoş geldiği gibi, lezzetli yemek ağıza tatlı geldiği gibi ve fennî buluşlar akla hoş geldiği gibi, güzel ses de kulağa lezzet vermekte olup, onlar gibi mubah olur. Ne için haram olsun? Teganninin mubah olduğuna ve seyretmenin haram olmadığına delil şudur ki, Hazreti Aişe (radı yallahü anhâ) bildirir: «Bayram günü mescidde zenciler oyun oynuyordu. Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) bana, «Görmek ister misin?» buyurdu, isterim, dedim. Kapının üzerinde durdu ve çenemi dayamak için kolunu önüme tuttu. O kadar seyrettim ki, birkaç defa, «Yetmez mi?» t1) buyurdu. Ben’de «Hayır», dedim». Bu hikâye Sahihi Buhâri’de vardır. Bu hadîsi şeriften beş ruhsat çıkarılıyor:
1 — Oyun, çalgı ve bunları seyretmek arada bir olursa haram değildir. O zencilerinkinde oyun ve teganni vardı.
2 — Bunu mescidde yaptılar.
3 — Peygamberimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) Hazreti Aişe’yi (radıyallahü anhâ) oraya götürdüğü zaman «Oyunla meşgul oluyorsun» (2), buyurdu. Bu ise izin vermektir. Haram olsaydı nasıl izin verebilirdi?
4 Daha başlangıçta, Hazreti Aişe’ye (radıyallahü anhâ),
«Görmek ister misin?. (*), buyurdu. Eğer, biri baksaydı ve diğeri sussaydı, belki onu üzmek istemedi denebilirdi. Çünkü üzmek, eziyet etmek iyi huy değildir. Bu ise böyle olmadı.
5 Uzun bir müddet kendisi de Hazreti Âişe (radıyallahüanhâ) ile kaldı. Halbuki seyretmek onun işi değil idi. Yine buradan anlaşılıyor ki, hanımların ve çocukların gönlünü etmek için, böyle şeyleri yapmak iyi ahlâktandır. Bu da, kendini tutmak, insanlardan uzak durmak, dağlara çekilmekten iyidir.
Yine Buhârî’de şöyle bir rivayet vardır: Hazreti Aişe (radıyal lahü anhâ) bildirir: «Ben çocuk idim. Kız çocuklarının âdeti olan oyuncaklarla oynardım. Yanıma birkaç çocuk geldi. Resûlullah (aleyhisselâm) gelince, çocuklar etrafa kaçıştılar. Resûlullah (sallâllahü aleyhi ve sellem) onları benim yanıma gönderdi. Bir gün bir çocuğa, «Bu oyuncaklar nedir?., buyurdu. «Benim kızlarımdır», dedi. «Bu atm üstündeki nedir?., buyurdu. «Kanatlarıdır», dedi. Resûlullah (aleyhisselâtü vesselâm), «Atın kanadı olur mu?», buyurdu. «Süleyman aleyhisselâmm atının kanatlı olduğunu duymadınız mı?» dedi. Resûlullah (aleyhisselâtü vesselâm) tebessüm buyurup, bütün dişleri göründü». Bu hikâyeyi anlatmamızın sebebi, suratını asmak, insanlardan kaçınmak dinden olmadığıdır. Herkese ehliyetine göre davranmalıdır; bilhassa çocuklara… Bu hikâye resim yapmanın, heykel yapmanın câiz olduğunu göstermez. Zira çocukların odun ve bezden yaptıkları oyuncaklar resim ve heykel sayılmaz. Atm kanadının bezden olduğu haberde bildirilmiştir.
Yine Hazreti Âişe (radıyallahü anhâ) anlatır: îki cariyem tef çalıyor, şarkı söylüyorlardı. Bayram günü idi. Resûlullah (aleyhisselâm) eve gelip, yüzünü diğer tarafa dönüp yattı. Ebû Bekir (ra dıyallahü anh) geldi, onlara kızdı ve «Resûlullah’m evi ve şeytanın çalgısı», dedi. Resûlullah (sallâllahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: «Yâ Eba Bekir, onlara karışma, bayram günleridir» (2). Bu haberden anlaşılıyor ki, tef çalmak ve teganni etmek mubahtır. Resûlullah’m (aleyhisselâm) kulağına gittiğinde şüphe yoktur. Ebû Bekir’i (ra dıyallahü anh) menetmesi, bunun mubah olduğunu gösteren açık delilidir. Semâ’ın Mubah Olması, Helâl Ve Haram Kısımları
İKİNCİ KISIM: Bir kimsenin kalbinde kötü bir huy olur, bir kadın veya oğlanı istiyorsa, güzel ses dinleyince, bunlara kavuşmak arzusu artar. Yahut da sevgilinin zülüfünden, benlerinden ve yüzünden bahseden şarkıları dinlerse, onlarla buluşmak düşüncesine dalar. Bunlarla buluşması haram olduğu gibi ses dinlemesi de harama sebep olur. Gençlerin çoğu böyledir.
Kalbinde haram arzusu bulunmayan kimse, kız, aşk ve şehvetten anlatan sesleri dinleyince, kalbi bu yola hareket ettirir. Bu ateşi söndürmek farz iken, alevlendirmek nasıl câiz olur? Kendi karısına ve cariyesine olan sevgisini artırırsa, dünya nimetlerinden, olup, mubah olur. Boşayıncaya veya satmcaya kadar böyledir. Sonra haram olur.
ÜÇÜNCÜ KISIM: Kalbinde güzel bir huy olur ve güzel ses onu kuvvetlendirir. Bu da dört çeşittir:
1 — Hacca gidenlerin, Kâbe, hac, Mekke ve Medine şiirlerini dinlemesi, Allahü Teâlâ’nın evini İKâbe’yi) ziyaret ateşini artırır.. Böyle şiirleri güzel sesle okuyup para kazanan, o para ile hacca gidebilir. Fakat bir kimse annesi, babası izin vermezse, yahut hacca gidemeyecek bir başka sebebi varsa, bu şiirleri güzel sesle söyleyip kalbinde hac arzusunu kuvvetlendirmesi câiz olmaz. Bununla beraber, arzusu ve şevki ne kadar artsa da, gitmekten kendini men edeceğini bilirse, zararı yoktur. Allahü Teâlâ’nın düşmanlan ile harb etmeyi ve Onun sevgisi uğruna canını seve seve feda etmeyi kuvvetlendiren askerlerin harp ve kahramanlık şarkılarını dinlemek mubah olur. Buna sevab bile verilebilir. Bunun gibi, düşmanla karşılaşınca askeri cesaretlendirecek, kuvvetlendirecek, kahramanlaştıracak şiirler de böyledir. Kâfirlerle savaşırken söyleyenlere sevab verilir. Fakat ehli Hak ile olunca haram olur.
2 — Kusurları, azabları bildiren kasideleri, İlâhileri dinleyerek üzülmek, ağlamak sevabtır. Söyleyenin Müslümanlıktaki kendi kusurlarını ve geçmiş hata günahlarını Allahü Teâlâ’nın rızasına kavuşturan yüksek derecelere ulaşamadığını anlatması gibi. Dâvud. aleyhisselâmın yüksek sesle, inleyerek ağlaması esnasında önünde insanlar düşüp can verir, cenazeleri alır götürürler, o yine o güzeL sesi ile feryad ederdi. Kalbi üzen şeyler haram ise, dinlemesi de haram olur. Meselâ bir kimsenin bir yakını ölmüş olup da ağlaması gibi, Allahü Teâlâ, «(Allah bunu) elinizden çıkana, mal, evlâd ve sıhhate tasalanmayasınız, O’nun verdiği ile sevinip şımarmayasınız diye (yazmıştır). Allah çok böbürlenen her kibirliyi sevmez» t1) buyuruyor. Allahü Teâlâ’nın kazâ ve kaderini beğenmeyip, ona üzülüp, üzüntüsünün artması haramdır. Bunun için böyle şiirleri okumak haramdır. Söyleyen de, dinleyen de âsi olur.
3 — Kalbinde bir sevinç olur ve güzel ses ile artmasını isterse mubah olur. Fakat bu sevincin mubah olan cinsten olması lâzımdır. Düğün, ziyafet, sünnet, akika, çocuk doğması ve sefer dönüşü gibi sevinmesi lâzım olan yerlerde ses ile neş’elenmek mubahtır. Peygamber Efendimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) Medinei Münevvere’ye geldiği zaman karşıladılar, tef çaldılar, neş’elendiler ve şu. şiiri okudular:
Beyt:
Medine dağından bize dolunay parlamıştır,
Allah’a davet edenlere şükretmek bize vâcibtir.
Bunun gibi bayram günlerinde sevinmek, neşelenmek câizdir. Teganni de bu şekilde câiz olur.
4 — Kalbinde Allah sevgisi olup, bu sevgi aşk derecesinde, O’ndan başkasını tamamen unutmak mertebesine gelen için semâ’ çok mühimdir. Bunun tesiri birçok iyi işlerden daha fazla olabilir. Allahü Teâlâ’yı sevmeyi artıran her şeyin sevabı da çok olur. İşte sofilerin yaptıkları semâ aslında böyledir. Sûretâ onlara benzeyip, kalbleri onların kalblerirtden nasip almayan bir gürûh sebebi ile birçok değişik şeyler karıştırılmıştır.
O makamda onların aşk ateşlerini artırmak için semâ’ın büyük tesiri vardır. Onların aralarında öyleleri olur ki, semâ’ esnasında birçok keşiflere kavuşur, semâ’ın haricinde bulunmayan lütûflara mazhar olur. ,
Semâ’, sebebi ile, gayb âleminden onlara devamlı gelen lâtif hâllere vecd (kendinden geçme) denir. Kalbleri semâ’ esnasında öyle temiz, öyle saf olur ki, saf altun gibi olur. Bu semâ’ kalbe bir ateş salar ve bütün bulaşıklar ve tozları ondan temizler. Hattâ semâ’ ile elde edilenler, uzun riyazetlerle bile elde edilemez. Semâ’ insan rûhunun âlemi ervâhla olan münasebet sırrını harekete geçirir. öyle olur ki, onu tamamen bu dünyadan alırlar, dünyada olan biten hiçbir şeyden haberi olmaz. Hattâ azâlarındaki kuvvet bile kesilir, düşer ve kendini kaybeder. Bu hâllerden doğru ve esas olanın derecesi büyüktür. Buna inanan ve onların yanında bulunan da onun bereketlerinden mahrum kalmaz. Fakat bunda yanılanlar da çok olur. Çok defa yanlış zanlara düşer. Bunların doğru veya bozuk olduğunu ancak kâmil ve mükemmel olan zat anlar. Kalbinde hâller hâsıl olmayan, hâsıl olsa da nefsi şehvetten kesilmemiş olan tasavvuf yolcularına güzel ses ve nağme faydadan ziyade zarar verir.
Ali Hallâc, Şeyh Ebû’lKâsımı Gürgâni’nin (kuddise sirruh) müridlerinden idi. Semâ’ için izin istedi, «Hiçbir şey yeme, sonra, lezzetli yemekler yap. O aç hâlinle semâ’ı, yemekten çok istiyor sart, semâ’ yapmanda bir zarar yoktur. Dâvanda haklısın», buyurdu. Fakat kalb hâllerine kavuşmayan, hak yolu, hâlleri ile anlayamayan, yahut bazı hâllere kavuşup, şehvetten yeni kesilmiş olan müridlere üstadlan semâ’ı yasaklamalıdır. Çünkü ziyanı faydasından çoktur.
Semâ’ı, vecdi ve sofilerin hâllerini inkâr eden, aklı eremediği için inkâr eder. Kabul etmemesinde de mâzurdur. Zira kendisinde bulunmayan şeye inanmak gayet zordur. Bu, erkekliği bulunmayan bir kimsenin cimâ’m lezzetine inanmaması gibidir. Çünkü lezzet, şehvet kuvveti ile bulunabilir. Kendisinde şehvet yaratılmayan kimse, bunu nasıl bilebilir? Gözleri görmeyen bir kimse, yeşilliklere ve akarsulara bakmanın lezzetini kabul etmezse, ona şaşmamak lâzım. Çünkü, ona görme verilmemiştir. Bu lezzet ise, görme ile bulunabilirdi. Çocuk, başkan olma, sultan olma, emir verme, hüküm sürme, memleketi idare etmenin zevkini inkâr ederse, şaşmamak icabeder. Çünkü ancak oyun oynamasını bilir, memleket idare etmekten ne anlar?
Tasavvuf ehlinin hâllerini inkâr eden, kabul etmeyen, âlim olsun, cahil olsun hepsi çocuklar gibidir. Zira ulaşamadıkları şeyi inkâr ediyorlar. Birazcık aklı olan ikrar eder ve der ki: «Bende bu hâl yoktur, ama biliyorum kİ onların yoludur». Bari buna inanmalı ve mümkündür demelidir. Kendisinde olmayan bir şeyin başkalarında olabileceğini kabul etmeyen çok cahildir. Hakkında Allahü Te âlâ’nın, «Kur’ânı Kerim’le hidâyete kavuşmayanlar, bu eski bir yalandır derler» 0), buyurduklanndandır.

