“Ey iman edenler! Birbiriniz hakkında yersiz zanda bulunmaktan kaçının, çünkü bazı zan ve şüphe vardır ki, günahtır. Birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın ve birbirinizi arkadan çekiştirmeyin. Biriniz ölü kardeşinin etini yemek ister mi? Hayır, siz ondan iğrenirsiniz. Öyleyse adam çekiştirmekten de öylece iğrenin ve yolunuzu Allah’ın kitabıyla bulmaya çalışın. Şüphesiz Allah tevbeleri kabul eden ve acıyandır.” (Hucurat 12)
“Bilmediğin şeyin ardına düşme, çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi tüm yaptıklarından sorumludurlar. Kıyamette sorguya çekilecektir.” (İsra 36)
“İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen, dediklerini zapteden bir melek hazır bulunmasın.” (Kaf, 18)
Ebu Hüreyre -Allah ondan razı olsun-‘den bildirildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse mutlaka hayır söylesin veya sussun.” (Buhari, Edeb, 31; Müslim, İman, 74)
Ebu Musa -Allah ondan razı olsun- şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Rasulü, hangi müslüman daha değerlidir?” diye sordum: “Dilinden ve elinden müslümanların zarar görmediği kimsedir.” cevabını verdi. (Buhari, İman 4-5. Müslim)
Sehl ibni Sa’d -Allah ondan razı olsun-‘dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:
“Kim bana iki çenesi arasındaki dili ile, iki bacağı arasındaki tenasül uzvunu kötülüklerden koruma sözü verirse ben de ona cennet hakkında garanti veririm.” (Buhari, Rikak 3)
Ebu Hüreyre -Allah ondan razı olsun- Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’den şöyle işittiğini nakletmiştir: “Kul iyice düşünmeden söylediği bir söz yüzünden cehennemin doğu ile batı arasından daha uzak bir derinliğine kayıverir.” [Buhari, Rikak 23. Müslim, Zühd)
Yine Ebu Hüreyre -Allah ondan razı olsun-‘den rivayet edildiğine göre peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuşlardır:
“Bir kulu önem vermeyerek söylediği Allah rızasına uygun bir söz yüzünden Allah derecesini yükseltir. Bir başka kul da yine önem vermeyerek Allah’ın öfkelenmesini gerektirecek bir sözü yüzünden cehennemin dibine indirir.” (Buhari, Rikak, 23)
Ebu Abdurrahman Bilal ibni’l-Haris el-Müzeni -Allah ondan razı olsun-‘den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:
“Bir kimse Allah’ın sevdiği bir sözü söyler de o söz ile Allah’ın rızasına ulaşabileceğini zannetmez. Halbuki Allah o hayırlı söz sebebiyle kıyamete kadar o kimseden razı olur.” Yine bir adam da vardır ki Allah’ın gazabını gerektirir bir söz söyler fakat o sözün kendisini Allah’ın gazabına çarptıracağını zannetmez. Oysa Allah o kimseye kıyamete kadar öfkelenir.” (Muvatta, Kelam 5)
Süfyan ibni Abdullah -Allah ondan razı olsun- şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Rasulü, bana sımsıkı sarılacağım bir iş haber ver.” dedim. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, “Rab- bim Allah’tır de, sonra da dosdoğru ol.” buyurdu.
Ben: “Ey Allah’ın Rasulü, hakkımda korkulacak şeyin en tehlikelisi nedir?” dedim. Mübarek dilini eliyle tutarak: “İşte budur.” buyurdular. (Tirmizi, Zühd 61)
İbni Ömer -Allah onlardan razı olsun-’dan rivayete göre Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Allah’ı anmanın dışında sözü fazla uzatmayın. Çünkü Allah’ı anmanın dışında çok söz söylemek kalbi katılaştırır.
Allah’tan en uzak kimseler ise katı kalpli olanlardır.” (Tirmizi, Zühd 62]
Ebu Hüreyre -Allah ondan razı olsun- Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu demiştir: “Allah kimi iki çenesi ve iki bacağı arasındaki şeylerin (yani dili ve tenasül uzvunun] şerrinden korursa o kimse cennete girer.” (Tirmizi, Zühd 61)
Ukbe bin Amir -Allah ondan razı olsun- şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Rasulü, kurtuluş yolu nedir?” dedim. “Aleyhine olacak sözlerden dilini tut, evinle meşgul ol, günahlarına pişmanlık duyarak gözyaşı dök.” (Tirmizi, Zühd, 61)
Ebu Said el-Hudri -Allah ondan razı olsun-’den rivayete göre Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “Ademoğlu sabahladığında bütün organları dile boyun eğip yalvararak şöyle derler: “Bizim hakkımızı korumakta Allah’tan kork, çünkü biz sana bağlıyız. Senin söyleyeceklerinle cezalandırılırız. Eğer sen doğru yolda gidersen biz de doğru oluruz, eğer sen eğrilir, yoldan çıkarsan biz de sana uyar, senin gibi oluruz.” (Tirmizi, Zühd, 61)
Muaz ibni Cebel -Allah ondan razı olsun- şöyle dedi: “Ey Allah’ın Rasulü, beni cennete sokacak, cehennemden uzaklaştıracak bir amel haber ver ki, onu yapayım” dedim. Şöyle buyurdular: “Çok büyük bir şey istedin, fakat yine de bu Allah’ın kolay kıldığı kimseler için pek kolaydır. Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın kulluk edersin, namazlarını gereği üzere kılarsın. Zekatı verirsin, Ramazan orucunu tutarsın, gücün yeterse haccedersin.” Sözüne devamla, “Şimdi sana hayır kapılarını haber vereyim mi? Oruç kalkandır. Sadaka suyun ateşi söndürmesi gibi günahları siler, süpürür, söndürür. Kişinin gece kılacağı namazlar da günahları siler, süpürür, söndürür.” buyurdu. Daha sonra, ”Onların yanları yataklarından uzaklaşır (yataklarından geceleri kalkarlar), korku ve ümidle Rablerine dua ederler. Kendilerine geçinmeleri için verdiğimiz azıklardan Allah yolunda harcarlar. Onların yaptıkları amellere mükafat olarak kendileri için neler gizlenmiş olduğunu şimdi kimse bilmez.” (Secde suresi,
16-17) ayetini okudu. Daha sonra şöyle buyurdu:
“Sana bütün işlerin başını, ana direğini ve doruk noktasını bildireyim mi?” Ben de, “Evet, bildiriniz ya Rasulallah” dedim:
“- İşin başı İslam, yani her şeyiyle Allah’a teslim olmak.” demektir.
“- Direği ise beş vakit namaza devam etmektir.”
“- En yüce tarafı da cihaddır.” buyurdu. Ondan sonra da,
“Bunların hepsinin gerçekleşmesinin kendisine bağlı olduğu şeyi haber vereyim mi?” “Evet, buyur ya Rasulallah” dediğimde Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem dilini tutarak, “Bunun sana zarar vermesine meydan verme.” buyurdu. Ben de, “Ey Allah’ın Rasûlü, biz konuştuklarımızdan da sorgulanacak mıyız?” dedim.
Allah’ın Resulü sallallahu aleyhi vesellem: “Hay anasını kayıp edesice. İnsanların cehenneme yüzüstü kapaklanmalarının sebebi, dillerinin ürettiklerinden başkası mıdır?” buyurdu. (Tirmizi, İman 8)
Ebu Hüreyre -Allah ondan razı olsun-‘den bildirildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:
“Gıybet nedir bilir misiniz?” Sahabiler, “Allah ve Rasulü daha iyi bilir.” dediler.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem de, “Din kardeşini hoşlanmadığı bir şeyle anmandır.” buyurdu. “Şayet kardeşimde söylediğim ayıp varsa ne dersiniz?” diye sorulması üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem: “Eğer söylediğin şey onda varsa gıybet etmiş, yoksa o zaman ona iftira etmiş olursun.” buyurdu. (Müslim, Birr, 70)
Hz. Ebu Bekir -Allah ondan razı olsun-’den bildirildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem veda haccında kurban bayramı günü Mina’da yaptığı hutbede şöyle buyurdu: “Bu gününün, bu ayınızın ve bu şehrinizin haram kılınmış olduğu gibi birbirinize kanlarınız (canlarınız), mallarınız ve namuslarınız haramdır. Tebliğ ettim mi?” (Buhari, İlim, 9; Müslim, Hac, 147)
Hz. Aişe -Allah ondan razı olsun- şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Rasulü, hanımlarından Safiyye’nin şöyle böyle oluşu sana yeter.” dedim. (Ravilerden biri Hz. Aişe’nin onun kısa boylu oluşunu kastettiğini söylüyor.) Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “Ey Aişe! Öyle bir söz söyledin ki, eğer o söz denize karışsa deniz suyunun tadı ve kokusunu bozardı.”
Hz. Aişe diyor ki: “Ben yine bir gün bir kimsenin durumunu taklid ederek hikaye etmiştim. Bunun üzerine Hz. Peygamber: “Bana dünyayı verseler ben yine de bir insanı hoşlanmayacağı bir şekilde taklid edip anmayı asla sevmem.” buyurdu. (Ebu Davud, Edeb, 35; Tirmizi, Kıyamet, 51)
Enes -Allah ondan razı olsun-’den aktarıldığına göre Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “Miraca çıkarıldığımda bir toplumun yanından geçtim, bunlar bakırdan tırnaklarıyla yüzlerini ve göğüslerini tırmalıyorlardı.”
“Ey Cebrail, bunlar kimlerdir?” diye sordum.
“Bunlar gıybet etmekle insanların etlerini yiyenler, onların şeref ve namuslarıyla oynayanlardır.” cevabını verdi. (Ebu Davud, Edeb, 35)
Ebu Hüreyre -Allah ondan razı olsun-‘den bildirildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:
“Her Müslümanın diğer Müslümana karşı kanı, ırzı ve malı haramdır.” (Müslim, Birr, 32)
