Peygamberimiz Ve Çocuk

By | 1 Ağustos 2019

“Çocuklar, dünyanın süsüdür” buyuruyor Rabbimiz.
Bu nasıl eşi benzeri bulunmayan bir “süs” ki, koruyup kollamamız, öpüp koklamamız için de Yaradan, duyguların en yücesi olan sevgi ile gönlümüzü donatmış.
Naziktir, kırmayalım; narindir örselemeyelim; yaşamalıdır, gerekirse hayatımızı feda edecek kadar fedakâr olalım diye yüreğimizi şefkatle doldurmuş…
Hangi “süs”, uğrunda hayatımızı feda edecek kadar kutsal ve yüce?
“Süs”…
Dünyamız da bir “süs” bizim için…Bizim için süslendirilmiş, şenlendirilmiş. Ama “Çocuk” o süsün de “süsü”…
Çok sevdiğimiz dünyanın süsü…
Onun kadar dünyamızı süsleyen, şenlendiren ve anlam katan bir başka “süs” var mı?
O “süs”tür; annelerimize, bacılarımıza uykusuz geceler yaşatan ve onları bu fedakarlıklarıyla kahraman yapan.
Dünyaya gözlerini açar açmaz annesinin göğüslerinin, en safi, en halis gıdayı akıtan iki çeşmeye dönüşmesine neden olan nazik ve nazenin “süs” tür o.
O “süs”ü gözümüzün aydınlığı, gönlümüzün dermanı, dünyamızın Gül’ü, Gülşen’i, Neşe’si, Nergiz’i kılan sır ne?
“Yüce Allah, rahmetini yüz parça yaptı (yüz parçaya böldü); doksan dokuz parçasını kendi yanında tuttu, bir parçasını yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça rahmet sebebiyle bütün varlıklar birbirlerine acırlar (sevgi ve şefkat beslerler).”89 buyurur Efendimiz.
Bütün bunların sırrı yeryüzüne indirilen, dağıtılan o “bir parça rahmet”te gizli demek ki…
Yani sonsuz rahmetin sadece damlası…
Ve o “bir parça rahmet” tüm yeryüzünü ve üstündeki varlıkları kuşatmış. Birinin sevmesi, diğerinin sevgisinden çalınmış değil; berikinin acıması ötekinin acımasına engel değil.
Her yürek sahibi canlı, o “bir parça rahmet”ten olabildiğince almış nasibini.
O halde sevgiyi kıskanman niye? Sevginde cimrilik neden? Sev sen de sevebildiğince; o kabiliyet sen var edilirken verilmiş sana.
O halde sevenleri kıskanman neden? Gıpta edip onlar gibi olmak varken.
O “bir parça rahmef’in senin nasibine düşeni ile seni sınırsız şefkat, merhamet ve sevgiyle donatmış Yaradan. Seviyorsun o nedenle -sevmek istersen eğer- tüm kâinatı ve içindekileri..
Ya unutursan, nankörlük olmaz mı bunca sevgiyi sana lütfedeni?
Ya sevmezsen, sevgiyle yüreğine ve hayatına hayat vereni?
Nankörlük olmaz mı nimeti vereni unutup, sadece nimete sımsıkı sarılman; O’nu (cc) düşünmeden acıman, şefkat etmen ve sevmen?
Peygamber Efendimiz, dünyamızın “süs”ü çocuğu, “kalplerin meyvesi” “gözün nuru, aydınlığı” diye niteleyip tanıtır bize.
Melekler, peygamberlere, çocuklarının olacağı müjdesini “gözün aydın” diyerek verirlerdi.
“Kalplerin meyvesi”; birbirini sevip mutlu bir yuva kuran iki gönülden doğan meyve…
Kalp, ne kadar yüce ve önemliyse insanın maddi ve manevi hayatı için, meyvesi de o kadar önemli hayatla bağını sımsıcak ve sıkıca tutması için.
Ağaçtan maksat meyve değil mi?
Meyve değil mi ağacı önemli kılan, kıymetini arttıran?
Çocuk O’na (sav) göre, “Gözün nuru, aydmlığı”dır; insan gözünü koruduğu gibi korur onu.
Çok sevdiğimize “gözümün nuru” diye seslenmez miyiz? Sanki çocukla dünyayı daha başka görme ve anlamlandırma yeteneği kazanır gözümüz. “Göz nuru dökmüş” deriz yoğun emek vererek bir şeyi ortaya çıkaran için.
“Gözümüzün nuru” çocuklarımız, verilen yoğun ve ince bir emek sonucu gözlerini açmazlar mı dünyaya?
O sır değil miydi Peygamberimize: “Fatıma, benden bir parçadır; onu inciten, beni incitmiş olur” dedirten.
Kendilerine sevdirilenler arasında “Gözümün nuru” diyerek namazı sayar. Mübârek “Gözlerinin nurları”ndan torunu Ümâme, namazda iken bir çok kez kollarını boynuna dolar, sırtında aslı dururdu da, her rekatta onu özenle yere koyar, kalkarken yeniden sırtına alırdı. Ne “gözümün nuru” dediği namaza ara verirdi, ne de “gözlerinin nurundan olan birini incitirdi.
Sevgimiz de, nefretimiz de, merhametimiz de acımasızlığımız da imtihanımız kılınmış.
Tıpkı sevdiğimiz her şey gibi, çocuklarımız da imtihanlarımız kılınmış. “Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan sebebidir…”
Çocuklarımız, hem “süsü”müz, hem imtihanımız…
Sevdiği şeylerle daha çok imtihana çekilir insan.
Emanete sahip çıkarsak anlaşılır güvenli olduğumuz.
Çocuğumuz, emanetimiz.
Bize verilen her şey gibi…
Mümin, imanıyla bilir ve anlar bunu. Allah, namına sever, korur ve izni içinde kullanır verdiği tüm emanetleri. Bilir kalıcı olmadıklarını, bir gün elinden alınacağını.
Hangi emanet, günü gelir de geri alınmaz?
Mümin, geri alınmadan imanıyla teslim eder Sahibi’ne onları.
Bilir, tek başına koruyamayacağını.
Bilir, hayatına da, verilen emanetlere de gerçek sahip olmadığını.
Bilir her şeyin gücü sonsuz bir Malik’ül Mülk’ün mülkleri olduğunu.
Mal emanet, mülk emanet…Hayat emanet…
Ve hayatımızın meyvesi çocuklarımız emanet….
Çocuklarımız, “süsümüz”….
Çocuklarımız, “kalbimizin meyvesi”…
Çocuklarımız, “gözümüzün nuru”.
Çocuklarımız, “imtihanlarımız”….
O nedenle:
“Ahirzamanda babalarından ötürü evlatların vay haline!” buyurur Peygamber Efendimiz.