Peygamber Efendimiz, hayatın her alanında Müslümanlara öğretmenlik yapıyordu. Yemesinde, içmesinde, yatıp, kalkmasında, nerde, nasıl dua etmesi gerektiğine kadar.
Duaya büyük önem veriyordu. Yüce Allah, herkesten önce O’na: “Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var” demişti. “Dua edin, kabul edeyim” buyurmuştu.
Bu nedenle O’na (sav) göre dua, hayatın ve ibadetin ruhu ve özüydü. Hatta duayı bizatihi bir ibadet kabul ediyordu. Bunun için de dilinden dua düşmezdi. Adımını atarken dua eder, su içerken dua eder, abdest alırken dua eder, evine girerken ve çıkarken dua ederdi. Özetle her anı duaydı O’nun. Hem dua eder, hem de ashabına nerede, nasıl dua etmeleri gerektiğini öğretirdi.
Berâ b. Azib (ra), önemli bir sahabisi ve talebesiydi. Bir gün onu karşısına aldı ve yatacağı zaman okuması gereken duayı şu şekilde öğretti:
— Yatacağın yere vardığın zaman namaz kılmak için
nasıl abdest alıyorsan öyle abdest al, sonra sağ tarafın üzerine yat! Ardından da şu duayı oku:
– Allahım! (Rahmetini) umarak, (azabından) korkarak kendimi Sana teslim ettim; yüzümü Sana çevirdim, işimi Sana ısmarladım, sırtımı Sana dayadım. Senden başka sığınak, Senden başka dayanak yoktur.
Allahım! İndirdiğin Kitab’ına, gönderdiğin Peygamberine iman ettim.
Allahım! Kullarını dirilteceğin gün beni azabından koru. Senin (ismini) anarak ölür ve dirilirim.
Sonra da:
– Şayet o gece ölecek olursan fıtrat (İslâm ve İman) üzere ölürsün, buyurdu.
Peygamber Efendimiz dersini vermişti. Bu kez talebesi Hz. Berâ der:
– Ben bu sözleri Peygamberin huzurunda tekrar ettim, “ve gönderdiğin Resûlü’ne iman ettim” deyince:
– Hayır! (…ve gönderdiğin Resûlüne iman ettim) deme. (…Ve gönderdiğin Nebî’ne iman ettim, de” buyurdu.
Gördüğünüz gibi, Peygamber Efendimiz tam bir öğretmenlik yapmış talebesi Hz. Berâ’ya… Önce öğretiyor, sonra tekrar ettiriyor ve ardından da öğrettiğinin dışında bir kelimeyi duyunca da düzeltiyor.
Bunun gibi hayatın her alanında, Peygamber Efendimiz sahabilerini bilgilendiriyor ve eğitiyordu.
Bu nedenledir ki O’nun mektebinde yetişen öğrencileri, kısa zamanda hem bilgi, hem de O’ndan aldıkları ahlak ve terbiye ile insanlara birer Üstat, birer muallim olmuşlardı ve onlara insanlık dersi vermeye başlamışlardı.
